İlk köşe yazımın dünyanın ilk kadın haber ajansı JINHA’nın kapatılması üzerine olmasını istemezdim. Ancak bu benim için bir sorumluluk. Aynı zamanda yapılan çağrılara bir cevap. Bundan sonra hepimiz JINHA’yız! Tıpkı 1 Kasım Dünya Kobanê gününde hepimizin Arîn, Rewan ve Rojda olması gibi! 

JINHA beş yıllık basın hayatında birçok ilke ve güzellik yarattı. Cesaretin ve yaratıcılığın çok güzel örneklerini sergiledi. Bizlere, iktidarın maşası kılınan medyanın, kadın eliyle nasıl halkların, ezilenlerin ve kadınların kılınabileceğini, onları dillendirebileceğini gösterdi. Sadece kadınlarla ilgili haberlerin dili ve içeriğini değiştirmedi. ‘Kadın dili ile dünyaya nasıl bakılır?’a dair de önemli denemeler yaptı. ‘Kadın bakış açısı ile ekonomi, emek, dünya, yaşam, sağlık, çocuk, hukuk, siyaset, ekoloji, kültür-sanat, spor haberleri nasıl yapılır’a dair de önemli bir ufuk açtı JINHA. Adına ister kadın odaklı habercilik diyelim, ister kadın bakış açısıyla habercilik diyelim, JINHA kadın özgürlük mücadelesinde çok önemli bir deneyimimiz oldu. Bu nedenle sadece basın geleneğinden gelen kadınların değil, özgürlük problemi ve arayışı olan her kadın, JINHA’nın kapatılmasına refleksini bir biçimde ifade edebilmeli diye düşünüyorum. 

Kadınların özgürlük geleneği egemen erkek aklının dokunamayacağı kadar derin ve okuyamayacağı kadar bilge köklerden beslenir. Bu gelenek tanrıçalık geleneğinden, inançlara soylu nefesini veren güçlü kadınlardan, Hypatia ve Jean d’Arc’dan, Olympe De Gouges’den, Rabia Adeviye’den, Zarife’den, Rindexan’dan, Zilan’dan, Bengi’den ve binlerce yiğit ve güzel kadından, isimsiz emek kahramanından beslenir. JINHA da bu gelenekten doğdu, beslendi. Bu nedenle en alttakilerin sesi olabildi. Bu nedenle öz savunma direnişlerinde barikatlara yağan kurşun yağmurları altında kurabildi kamerasını. Deklanşöre top atışlarının zulmü altında basabildi. Haberlerini tehdit, baskı ve zulüm altında yapabildi. Kadınlık kimliğine yöneltilen bin bir saldırıya direnebildi. 

Ve JINHA, bu gelenekle devam edecek ve hep ayakta kalacak. Koşullar ne olursa olsun yine kamerasını kuracak, deklanşöre basacak, haber yazacak, haber geçecek, editörlük yapacak, muhabirlik yapacak. Muhabir ağını çoğaltacak, büyütecek ve derinleştirecek. Çünkü özgürlük geleneğinden gelen kadınlar, dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsunlar; dünyanın ilk kadın haber ajansının susturulmasına asla izin vermeyecekler…

Kadın tarihini iyi incelediğimizde kadınların kendi iletişim ağlarını kurma güçlerinin olduğunu görürüz. Bunun çok çarpıcı örneklerini de. Özellikle baskının yoğunlaştığı dönemlerde kadınlar erkek egemen aklın hayal bile edemeyeceği yol ve yöntemlerle birbirlerine ulaşmışlar. "Su akar yatağını bulur" sözü en çok kadınlara yakışıyor. Çünkü kadınlar su gibidir, hep akan bir enerjidir onlar. Önlerine bir set çekilirse o seti yıkacak ya da delecek kadar birikirler ve yine akarlar. Kendi iletişim ağlarını kurarlar. Tıpkı Çin’de bir zamanlar sadece kadınlara has bir dil keşfedip bunu yelpaze üzerine kendi anlayacakları dille yazıp erkeklerin ruhu bile duymadan mektuplaştıkları gibi. Tıpkı İran Kürdistan’ında sadece kadın ve çocukların bildiği bir özgün dil geliştirdikleri gibi. Tıpkı sadece bakışları ve vücut enerjileri ile birbirlerini hissettikleri gibi. Faşizm karşısında kadın dili sivrilir, akışkanlık kazanır, zenginleşir, boyutlanır ama asla susmaz. Tarih bunun örnekleri ile doludur. JINHA bu tarihi bilinçle kuruldu, bu tarihi bilinçle yürüyecek. Bu tarihi bilinçle kadınların özgür sesi olmaya devam edecek. Ben de sokaklarda, dağlarda, zindanlarda, yaşamın her alanındaki kadınların hakikatten taviz vermeyen seslerine katmak için sesimi; yazdım, yazacağım…