Büyüdükçe toplumda çok büyük, hileli ve kanlı bir oyun oynandığını gördük. Buna da kader-kısmet-kaza diyorlardı.
Trafikte binlerce insan ölüyor. Kaza deyip geçiyorlar. Suçu, icat ettikleri “trafik canavarı”nın üstüne atıyorlar. Bu canavar nedir, kimdir bilen yok.
Sel, yangın, deprem gibi olaylarda binlerce insan ölüyor. Takdir-i ilahi deyip geçiyorlar.
İnşaatlarda, tersanelerde, madenlerde binlerce işçi ölüyor. Kaza-kader deyip geçiyorlar. Buna itiraz eden işçi önderlerini de Necmettin Giritlioğlu, Süleyman Yeter gibi ya kurşunlayıp ya da işkenceyle öldürüyorlar.
Polis insanları tarayıp öldürüyor. Kaza kurşunu deyip dosyayı kapatıyorlar. Okmeydanı‘nda bir günde iki insan öldürüldü. Başbakan öldürenleri değil de öldürülenleri suçluyor.
Sivil görünümlü çeteler istedikleri gibi kan döküyor. Hrant’ın katilleri nerede?
Eskileri unutmadan sadece Gezi direnişinde öldürülen insanları hatırlayalım. Kameralara geçmiş olan katiller hala geziyor, işbaşında ve hala öldürüyor.
Dünya’nın gözü önünde yapılan Roboskî Katliamına da kaza denilip geçildi.
On binlerce cinayet ise faili meçhul denilerek zaman aşımına bırakıldı.
Halk cinayetlerle katliamlarla sömürülüyor, susturuluyor ama buna kader diyorlar.
Ama onların çocuklarına, yandaşlarına, uşaklarına hep büyük kısmetler çıkıyor. Kimisi çocuk yaşta gemi filosu sahibi olmuş, kimisinin paralarını saymak için onlarca makine gerekli.
Niye hep kötü kader yoksul halkı vuruyor da, kısmet hep onlara çıkıyor?
Çünkü kapitalizmin fıtratında sömürü ve zulüm vardır. Kapitalizmin fıtratında kar-daha fazla kar-daha daha fazla kar ve en çok kar ilkesi vardır. Kapitalizmin fıtratında insaf-merhamet-dayanışma yoktur. Bir kuruş daha fazla kar için insanlığı da, çevreyi de, doğayı da harap eder. Bu amaçla her silahı, her yolu kullanır, her türlü alçaklığı yapar. Taşeron sistemiyle, hiç bir iş-işçi güvenliği olmadan kaçak-çocuk işçi çalıştırarak vahşice kazanma hırsı içindedir.
“Kaza, zorunluluğun bir biçimidir.” Vahşi kapitalist sömürü sisteminde “kazalar” kaçınılmazdır. Soma’ya doğru dürüst bir tek müfettiş göndermeyen devletin, katliamdan sonra binlerce din görevlisi ve tarikatçıyı göndermesi bu gerçeği gösteriyor.
İşçi katliamları patronların ve besledikleri sarı sendikacıların fıtratında vardır. Çünkü bu kandan besleniyorlar. Soma madenlerindeki işçi katliamı asla unutulmamalı ve iş cinayetlerinde katledilen tüm işçileri hatırlamamıza vesile olmalıdır.
İşçi sınıfı, tüm ezilenler ve devrimci önderleri bu kanlı sistemi alaşağı etmek zorundadır. Yoksa katliamların ardı arkası gelmeyecektir. Bu nedenle diyoruz ki:
YA SOSYALİZM YA DA BARBARLIK!
Kader-kısmet
Eskiden bayram yerlerinde kader-kısmet diye bağırarak bir çeşit kazı-kazan oynatan kişiler vardı. Ceplerine bayram harçlıklarını koymuş çocuklar eğlenirdi. Kazanırsa bir iki şeker-çikolatayı alır ve kısmetine sevinirdi. Kaybederse kaderine küserdi. Küçük paralarla oynanan hilesiz, masum bir oyundu. Kaybettiğimiz paraları aynı gün unutup gelecek bayramlarda devam etmek üzere dağılır giderdik.