Kadın mücadelesi faşizmi de kapsamalı

Kadın Haberleri —

19 Ağustos 2020 Çarşamba - 17:00

  • Eren Keskin: Ne zaman ki kadınlar İstanbul’da şiddete maruz kalan bir kadın için mücadele ederken, aynı mücadeleyi Varto’da çıplak bedeni teşhir edilen Ekin Van için gösterir, işte o gün bu mücadele daha büyük önem kazanır, daha etkili olur.

Türkiye’de sistematik baskı siyasetinin bir parçası olarak yürütülen kadın ve çocuğa yönelik tecavüz ve şiddet suçları artarak devam ederken; AKP-MHP iktidarı, kadın ve çocukların şiddetten korunmasını öngören İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi planlıyor.
Hawar Haber Ajansı’nın (ANHA) sorularını yanıtlayan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Eren Keskin, bir soykırım coğrafyasında yaşadıklarını belirtti ve şunları aktardı: “Coğrafyamız, bir soykırım coğrafyası maalesef. Öyle çok kadın katledilmiş, öyle çok kadın yok edilmiş ki. 1915 soykırımı, 1938 soykırımı ve daha birçok olayda katledilen kadınların mezarları dahi bilinmediği gibi isimleri de anılmıyor. Daha doğrusu bu coğrafyada devlet işlediği suçların anılmasını, konuşulmasını da yasaklamış. Son derece feodal, erkek egemen, militer değer yargılarının egemen olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.”

Kadına şiddet politiktir

Kadına şiddetin politik olduğunu her demecinde olduğu gibi bu kez de özellikle vurgulayan Keskin, “Bu coğrafyada yerleşik tekçi, militer ve ırkçı anlayış, önce kadınları vuruyor. Son zamanlarda iktidar ortakları, kadınların tüm kazanımlarını hedeflerine koymuş durumda. Çünkü kadınlar biat etmiyor. Kadınlar sorguluyor, vazgeçmiyor. Bu nedenle de kadına yönelik şiddet, uygulanan politikaya bağlı olarak artış gösteriyor.”

Sözleşme adeta bir anayasa

Eşbaşkan, İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet alanında düzenlenmiş en iyi metin olduğuna dikkat çekerek, “Bu sözleşmenin imzalandığı tarihlerde iktidar, farklı bir politika uygulama eğilimindeydi. ‘Barış süreci’ adı verilen bir süreç yaşanıyordu. Sözleşme çok tartışılmadı. Ne zaman ki, AKP-derin devlet ittifakı netleşti, sözleşme bir tehlike olarak görülmeye başlandı. Bu sözleşme metninde şöyle bir tanımlama var; ‘Sözde namus’.  Bu çok önemli. Çünkü gerek devlet gerekse şiddet uygulayan erkekler açısından bu, ‘sözde namus’ kavramı arkasına saklanılan bir bahane. İşte bu yüzden çok rahatsızlar. Ancak kadınlar için, İstanbul Sözleşmesi adeta bir anayasa anlamındadır. Ve kadın kurtuluş mücadelesi, asla İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyecektir” diye belirtti.  

Politik şiddetten ayrı değil

Şiddetin devlet eliyle meşrulaştırıldığı bir sürecin yaşandığının altını çizen Eren Keskin, bu şiddetin ilk mağdurlarının da kadınlar olduğunu vurguladı. “Kadın cinayetlerindeki artışı politik şiddetten ayırmak mümkün değildir” belirlemesinde bulunan Keskin, “Şiddet ve korkuyla toplum yönetilmeye çalışılıyor. Şiddeti sorgulayan bir sözleşmeyi, iktidar odakları bu yüzden tehlikeli buluyor” dedi.

Daha kapsayıcı bir mücadele

Keskin, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilemeyeceğini, yükselen kadın mücadelesinin buna izin vermeyeceğini belirterek, kadın mücadelesinin daha kapsayıcı olmasının önemine işaret etti. Keskin şöyle dile getirdi: “Coğrafyamızdaki kadın mücadelesinin biraz daha kapsayıcı olması gerekiyor. Kadınların kurtuluşu, sadece kadın ile erkek arasındaki ezme-ezilme ilişkisine karşı çıkmak değildir; aynı zamanda ırkçılığa, sömürgeciliğe, faşizme de karşı çıkmaktır. Ne zaman ki kadınlar İstanbul’da şiddete maruz kalan bir kadın için mücadele ederken, aynı mücadeleyi Varto’da çıplak bedeni teşhir edilen Ekin Van için gösterir, işte o gün bu mücadele daha büyük önem kazanır, daha etkili olur” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.