Yalnızlaştırma, F tipinin hedeflerinden birisidir. F tiplerinden önce sistemin böylesi bir çabası olmamış mı? Her gün toplumsal yaşamın ve sınıflı toplumun insanda yarattığı her türlü tahribatı kullanarak, bin bir çeşit yöntemle bireyi yalnızlaştıran zihniyeti derinleştiriyor. Halk içinde „sağ gözün sol göze faydası yok”, deyişinin bu kadar muteber olması tamtamına sistemin bu zihniyetinin ürünüdür. İnsan kendisini bu düşünce ile donatıp, kendi dünyasına kapılmalı, hiç bir insana güvenmemeli, kendi iç dünyasını kendisine bir hücre, bir zindan yapmalıdır. Böylece sistemin her türlü çürümesine ciddi bir ihtirazı olmadan varlığını sürdürür. Milyonlar bu tarz varlığını sürdürmeyi kabul ettikçe mevcut egemenlik sistemi de hiçbir risk ve tehlike olmadan devam eder gider. Hatta, topluma karşı suç işleyenler de F tipi zindana atılarak, zindanın toplum gözünde meşruluğu sağlanır.
Yalnızlaşmanın doğal sonucu bencilliktir. Ben, her şeyin önüne geçer. F tipinde insan sadece kendi beni iledir. Kişi en fazla kendi kendisiyle olur. Uzun uzun kendisini dinler. Öyle bir noktaya ulaşır ki, farkında dahi olmadan adeta evrenin merkezi gibi davranır. İşte bu nokta benciliğin zirvesidir. Bencilliğin zirvesi sınıflı toplumların ve en son olarak kapitalizmin yaşam felsefesi, temel zihniyetidir. Her durum ve olguyu kendisi ile olan ilişkisine göre değerlendirir. Kendisi için ve kendisine göre iyi olan iyi, kötü olan kötüdür. Yani sosyolojik ve toplumsal gerçeklik kişinin kendisine göredir ya da adeta buharlaşıp uçmuştur. Sosyolojik ve toplumsal gerçeklik düşünce sistematiğinden ve zihniyetten çıkmıştır.
Bu yalnızlaşma ve bencillik kişilik parçalanması ile tamamlanır ve ortaya hiçleşmiş bir kişilik çıkar. İşte sistemin insan tipolojisi değersiz, sadece var olduğu için var olan, tipolojidir. Dünyaya geldiği için yaşayacaktır. Kendisine biçeceği başka bir kıymet gereksizdir. Dünya nimetlerinden yapabildiği kadar yararlanacak, öbür dünyasını hazırlayacaktır. Bu kapitalist sistemin kişide ifadesini bulan ideolojik biçimi, günlük yaşam felsefesidir. Bu temelde günlük yaşam ideolojik ve felsefidir. Kitleler sistemin her türlü iletişim ve sanat yöntemleri kullanılarak bu kalıba dökülmeye çalışır. F tipleri ise bu kalıba bir biçimde itirazı olanları, keskin şiddet ve beyaz ölüm yöntemlerini kullanarak hizaya getirmek içindir. İşte bu zindan bütünlüklü bir zihniyetin sonucudur. Bu zihniyettir ki, öncelikle her yol yöntemi kullanarak, devlet ve iktidarı keşfettiğinden, sınıflı toplumsal yapı inşa edildiğinden bu yana kendini yaşatmaya çalışmıştır. İlk ve temel ilkesi ne pahasına olursa olsun itaat edilmelidir. İtaat etmeyen insan, her türlü iktidar gücü kullanılarak bu çizgiye getirilir, katledilir ya da beyaz ölüm denilen, hücreye konularak adım adım öldürülür.
Devlet, onlarca gardiyan, yüzlerce dış güvenlikten sorumlu asker ve subay, bilmem kaç tane müdür yardımcısı, müdür, savcı vs. tam teşekküllü örgütlenmedir. Örgütlü bir iktidar erki ve karşısında tek ya da üç kişilik bir insan grubunun yaşamıdır F tipi. Böylesi bir yere konulan her insanın ilk kaybetmesi istenen özelliği sosyal insan olmasıdır. Sosyalliği bitirilen kişinin insani temel özelliklerinden biri yok edilmiştir. F tipini felsefi ve ideolojik kılan budur. İnsanı maddi doğasından ve varoluşundan koparan bir pratiktir. Toplumsal insan diyalog kurar, bir başka insan ile konuşur, yaşamı paylaşır. Gününü başka insanlar ile birlikte geçirir ve planlar. F tipiyle hedeflenen bunların mezara gömülmesidir.
F tipi aynı zamanda politik tutsağın şahsında, böylesine bir kuşatılmışlık altında özgürlük adına direniştir. En büyük direniş, devrimci insanın ideolojik ve felsefi olarak her gün sistemden kopuşunu derinleştiren bir filozof, bir pir gibi inzivaya çekilmesidir. Aklın sınırlarını zorlayan yöntemler geliştirerek, yalnızlaştırmayı, bencillik ve kişilik parçalanmasını tarumar etmesidir. Bitişik hücreye gürül gürül akan bir sesle „toprak çanaklardan güneşi içenlerin türküsü”nü söylemek, „Akın var güneşe akın/ güneşi zapt edeceğiz/ güneşin zaptı yakın” diye haykırmaktır.
Tanımadığın bir dosta yönelen şiddete karşı ortak haykırışın sesidir, gümbürdeyen kapı sesleri. Her hücrenin bir görev aldığı, duvarların anlamsız kaldığı marş ve türkülerin dalga dalga bulutlara karıştığı, anma ve kutlama geceleri, bir başka sosyalliğin derin temellerinin atılmasıdır. İçeride ve dışarıda parçalanmak istenen örgütlü ve komün yaşama inadına sarılmaktır. Zindanın öbür ucunda bir dost, yoldaş limon yese senin dişinin kamaşması gibidir inadına birliktelik ve özgürlük.
Kısacık zaman içinde her F tipinde birçok iç yayın çıktı. Çeşitli sanat eserleri, hücreden hücreye uçarken yeni bir hentbol sporu keşfedildi. Direniş kendi mizahını, edebiyatını yarattı. Şimdi adını hatırlamadığım el yazması yayın organları okuduğum en değerli yayınlardır. Önce çıkartılacak yayın kararlaştırılır. Sayfa sayısı belirlenir. Böylesi bir yayını bir kişinin tek başına el yazısıyla dizmesi zaten mümkün değildir. Bölümlere ayrılır. Örneğin kapak ve arka kapak ile içi bunun iç taraflarını bir kişi üstlenir. Derginin sayfa sayısına ve görev alabilecek arkadaşlara göre bir iş bölümü yapılır. Dizgi için görev alan her arkadaş, aldığı bölümün karar verilen sayı kadar çoğaltılmasını sağlar. Derginin farklı ellerden çoğaltılan bölümleri bir biçimde birleştirilir.
Hummalı kolektif bir çalışmayla F tipinde yayın hazırlanmış ve her hücreye ulaşmıştır. Farklı birçok elden çıkan böylesi bir yayın kendine özgü ve orijinaldir dizgisi. O tek hücredeki devrimci bütün dostlarıyla yükselen sloganlar, moral geceleri ve eğlencesiyle, şiiri ve öyküleri, karikatürleri ve fıkralarıyla bir sosyal bütünlük içindedir. Biri haftanın karikatürünü çizer, diğeri şiirini yazar. Kimi politik analizde derinleşir kimi eleştiri öz-eleştiride... Uzun söze ne gerek. Kolektif bir emek, toplumsal bir üretim, gürül gürül akan bir yaşam... F tipi direnişçilerinin yalın cevabıdır.
Mümkünü yok, bu kuşatma yarılır. Büyük yürekler zindanlara hiçbir dem sığmadı. Sığdırılamadı. Onlar idealleri, yaşam tarzları ve toplumsal üretkenlikleri ile kuşatılmışlıkları paramparça edip, „o duvar, o duvarınız vız gelir bize vız” demeyi her bir dem başardılar. Duvarların dışından seslerine ses verenleri kulakları ile olmasa bile yürekleriyle duymasını bildiler. Gözleriyle görmediklerini aklın gözü ile gördüler. 1 Mayıs’larda, Newroz’larda, 8 Mart ve bir cümle direniş ve mücadele gününde yürekleri ve akıllarıyla, yürüyüş ve mitinglerin içindeydiler. Yürekleri kabarmış, fiilen olamamanın hayıflanmasıyla ve büyük bir coşkuyla kalabalığa karıştılar. Hep haykırdılar ve haykırıyorlar: „Sürecek o kavga yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...“
KAMİL YILDIZ: Çürüyen sistem F tipi zindan özgür yaşam direniştir