"Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete" sözünün öyküsü için denilir ki Afrika’dan gelen elçiler Padişahın sarayına hediye olarak zürafa getirmişler. Ata benzeyen bu hayvanı ilk kez görmüşler, ne olduğunu bilmiyorlar. Vezir dayanamayıp üstüne binmiş, zürafa sarayın bahçesinde koşarken bir gürültüdür kopmuş. Padişah misafirleriyle beraber dışarı çıkıp meseleyi sorunca, can havliyle koşan zürafanın boynuna sıkıca sarılmış olan vezir bu sözü o anda söylemiş: "Padişahım, binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete!"

Yıldırım Akbulut benzetmesi yapanlar haksız sayılmazlar ama Binali Yıldırım’ın alametleri çok önceden belliydi zaten. Onu ulaşımın dehası, başarılı bakan olarak lanse edenler 41 cana mal olan Pamukova tren katliamını unutturmaya çalışıyorlar. Katliamın baş sorumlusu olduğu halde istifa çağrılarına kulağını kapatmış hatta TCDD Genel Müdürünü bile koruması altına almıştı. Başbakan koltuğuna, tüm katillerin hamisi olmaya ant içerek oturmuştur. 

Şimdi kıyamete doğru doludizgin gidilirken kimin sonu ne olacak diye yine tarihe başvurmak gerekiyor. Napolyon ve Kiros örneklerine bakalım:

Napolyon’un yenilgisini sağlayan Komutan Kutuzov, eski genelkurmay başkanıdır. Savaş öncesinde emekli olup evine gitmiştir. Fakat ülke söz konusu olunca tüm inisiyatifi üzerine almak kaydıyla yeniden ordunun başına geçmiştir. Tüm başarısını muazzam bir karar ve irade gücü olmasına borçludur. Napolyon orduları Rusya içlerine ilerlerken şehirleri boşaltmak, buna karşı çıkanları ikna etmek, generalleri veya Çar’ı değil, savaşın gerekliliklerini esas almak muazzam bir karar-irade gücünü gerektirir. 

Kutuzov, neticede düşmanını uçsuz bucaksız Rus toprakları içine çekip lojistikten koparmış, açlığa mahkûm etmiş, Napolyon’un beş yüz binlik Ordu’sunu yitirip sadece beş yüz kişiyle Avrupa’ya kaçmasını sağlamıştır. 

Dünya İmparatoru olmayı hayal eden Napolyon’un sonu böyle olmuşsa şimdikilerin nasıl olur acaba? Üstelik bunlar ne Napolyon gibi bir siyasi deha, ne de onun gibi bir komutan! 

Sonlarının daha kötü olacağı tahmin edilebilir. Belki Napolyon gibi değil de Kiros gibi olması temsil ettikleri anlayışa daha uygun görünüyor.

Napolyon’un yenilgisinden yaklaşık 2350 yıl önce Rusya henüz Rusya olmadan önce o topraklarda yaşayan büyük aşiretlerden biri olan Massaget’ler ile Persler arasındaki savaşta da benzer bir taktik, kararlaşma ve zafer yaşanmıştır.

Pers kralı Kiros Massaget’lerin topraklarına göz dikmiş ve akınlar düzenlemeye başlamıştır. Fakat Massaget Kraliçesi Tomris barışçıl kalmaya özen gösteren bir savunma politikasını gütmüştür. Buna karşın Kiros Tomris’in oğlunu tuzağa düşürerek öldürünce Tomris Pers ordularını uçsuz bucaksız toprakların içlerine çekerek darbelemiş ve sonunda zafer kazanmıştır. 

Savaş sonunda Tomris, Kiros’un kesik başını kan dolu bir fıçıya atarak "Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni kanla doyuruyorum" demiştir.

Nice anayı yasa boğanları bekleyen son farklı mı olacak sanki? Tarih, kanla kurulan iktidarların kan içinde yıkılmalarının nice örneğiyle doludur.

"Gözünü toprak doyursun" deyimini anlasalar bugünkülere yeter aslında fakat anlamak ne kelime, doludizgin kan akıtmaya -içmeye- devam ediyorlar. 

Kiros’a iktidarı sunan bir Med haini olan Harpagos’tu. Bugünkü Harpagoslar "kanla beslenenlere" çanak tutanlardır. Onların sonu da tüm Harpagosların ve Kirosların sonundan farklı olmayacaktır. 

Halkların tüm barışçıl savunma stratejilerine rağmen kan akıtmaya devam edenlere karşı Tomris efsanesini yeniden canlandırmak dışında bir seçenek kalmamışsa tarihin emrini yerine getirmekten ancak onur duyulur. Elbette kan akıtmak için değil kanın akmasını önlemek için…

Öyle bir zamandayız ki ancak halkların birleşik gücüyle kan akmasının önüne geçilebilir.

"Hızlı Tren şovmeni" Sarayın bahçesinde zürafaya binen vezire benziyor; ülkeyi yeni felaketlere sürüklemeden bu kanlı iktidara son vermek gerekiyor. Bu sürecin çok kanlı olmasını önlemenin yolu gerçekten tüm Türkiye halklarının demokratik direnişe geçmesidir. Sonuç alıcı bir barış stratejisi direnişsiz düşünülemez.

Yani, meclis dışındaki işler de çok yoğun ve önemlidir! Başımızda fezleke, mahkeme, tutuklama, katletme tehditleri olsa da…