Modernite kavramı bazen olumlu ve masum görünüyor. Hatta modernist olmakla övünülüyor. Modernite denilince kime ait diye sorulmuyor. Bu da ideolojik bir hakimiyet oluyor. Sanki modernite güzel bir şeymiş ve herkese aitmiş gibi topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bu da kapitalist modernite oluyor. Halbuki tek bir modernite yoktur; ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama göre her çağın bir modernitesi vardır. Bugün de günümüzde kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite vardır. 

Modernite çok yüceltiliyor. Halbuki bugün modernite olarak olumlanan kapitalist modernite kadar insanlığa zarar veren başka bir modernite yoktur. Bu modernite insanlığın iki değerini yok etmektedir. Birincisi toplum, ikincisi kültürdür. Ya kültürü yok ederek toplumsallığı, ya da toplumsallığı yok ederek kültürü. Kapitalist modernite her iki yok etmeyi aynı anda yapmaktadır. Aynı zamanda moderniteye olumlu anlamlar yükleyenler, "ben modernim" ya da "modernistiz" diyenler bu gerçeği görmelidirler; modernizmin sonuçlarını sorgulamalıdırlar. 

Kapitalizmle birlikte kültürel soykırım çağı başlamıştır. Belki ilk dönemlerde çok fark edilmese de kapitalizmin tüm dünyaya hakim olduğu, evlere ve beyinlere kadar girdiği günümüzde bu gerçeklik daha iyi görülmeye başlanmıştır. Özellikle kapitalizmin tüketim toplumunun tam hakim olduğu dönemde toplumsallığın dağıtılmasıyla kültürel soykırım değirmeni daha da hızlandırılmıştır. 

Kapitalist modernitenin temel parametreleri kar için üretimdir; buna azami kâr üretimi de deniliyor. Endüstriyalizmdir. Amaç kar olunca insanı var eden doğa da yok edilebilir. Azami kar sadece kültürü değil, doğayı da yok ediyor. Üçüncüsü ise ulus-devlettir. Kapitalizm hakimiyetini en fazla ulus-devletle sağladığı için bir din gibi kutsamıştır. Nitekim ulus-devlet çağında milliyetçilik dinin de, ahlakın da, her türlü değerin de önüne geçmiştir. 

Kapitalizm bu parametrelere bağlı olarak modasını da ortaya çıkarmıştır. Bu yönüyle modernite modasıyla biçim kazanmakta ve kimliğini bulmaktadır. Kapitalizm söz konusu olduğunda bireycilik, kar ve tüketim bu modayı şekillendirmektedir. Öyle sanıldığı gibi her kes ihtiyacına göre ya da zevkine göre giyinmiyor, kuşanmıyor, ya da evini barkını döşemiyor. Kapitalizm, tüketim toplumu ve yarattığı bireycilik yön veriyor. Bütün beğenileri kapitalizm, tüketim kültürü, azami kar ve bireye seslenişi yaratıyor. Reklamcılığın bu düzeyde gelişmesi başka anlama gelmiyor. Burada birey özne değildir; sadece yönlendirilendir. Kim kapitalist modernite çağında “ben bireyim, özgür bireyim” diyorsa sadece kendini kandırıyordur. 


Kürtler soykırımcı politikalara karşı direndi 

Kapitalist modernite, en fazla da ulusal varlığı tanınmayan halklar için tam bir soykırımı ifade etmektedir. Kapitalist modernite dünyada hiçbir halka, ulusa, topluma ve kültüre vermediği zararı Kürtlere vermektedir. Bu açıdan kapitalizm Kürt düşmanı bir modernite ve zihniyet olarak tanımlanmalıdır. Kapitalist modernite Kürtlere verdiği zararı hiçbir topluma ve halka vermemiştir. Belki ulus-devletler içinde hakim uluslar için ya da devlet olmasa da varlığı ya da özerkliği kabul edilen toplumlar için kapitalist modernitenin zararları Kürtler gibi varlığı reddedilen halklar kadar olmamıştır. Çünkü bu topluluklarda yine de ulusal dil, kültür var olmaktadır. Kuşkusuz onlarda da toplumsallığın dağıtılması ve kültürel erozyon yaşanmaktadır. Ancak kapitalist modernitenin Kürtlerde yarattığı kültürel yok etme etkisi bu ülkelerle karşılaştırılamaz bile. 

Kürtler bu gerçeği bilerek kapitalist moderniteyi anlamalı, onunla mücadele etmeli ve ondan uzak durmalıdırlar. Kapitalist modernite, yarattığı düşünceleri, duygu dünyası ve beğenilerle kesinlikle tüm değerleri yıkıyor. Kapitalist modernitede maddi yaşam ve tüketim nesnelerine ulaşma dışında herhangi bir değer yoktur. Kapitalist modernitenin yükselen değeri daha fazla tüketmek, daha fazla tüketmektir. Kürdistan gibi yurtseverlik ve özgürlük tutkularının olması gereken bir sömürge ülkede değersizlik demek yok olmak demektir. Kapitalizm, maddi yaşam ve tüketimi öne çıkaran anlayışın olduğu yerde yurtseverlik ve özgürlük tutkusu da ölür. Bu durum aynı zamanda toplumsallığı dağıtılmış ve kültürel soykırıma uğratılmış bir gerçekliğe tekabül eder. Böyle bir kişilik şekillenmesinin olduğu yerde her türlü zulüm ve soykırım politikası amacına ulaşır. Böyle kişiliklerden oluşan topluluklar kültürel soykırımcı sömürgecilikten daha tehlikeli bir biçimde kendilerini yok olma sürecine sokarlar. 


İnsanı insan yapan değerler öteleniyor

Kuşkusuz kapitalist modernitenin toplumsallığı dağıtması ve bireyleri değerleri olmayan kişilikler haline getirmesine karşı Kürdistan’da 43 yıldır bir mücadele verilmiştir. Bu açıdan hem sömürgeciliğin, hem de onun kontrolünde geliştirilen kapitalizmin toplumsallığı dağıtma çabaları önemli oranda boşa çıkarılmıştır. Toplumsallık korunmaya çalışılmış, toplum ve bireylere değerler kazandırılmıştır. Eğer bu mücadele olmasaydı Kürt toplumu sadece kültürel soykırımcı sömürgecilik altında değil, kapitalist modernitenin yarattığı değersizlikler altında da şimdiye kadar yok olmuş olacaktı. Bu açıdan Kürtler, Kürt insanı kapitalist modernite deyip geçmemelidir. Şu anda kültürel soykırımcı sömürgecilik kadar kapitalist modernitenin bireylere kazandırdığı değerler ya da değersizlik daha da tehlikelidir. Çünkü maddi yaşam kültürü toplumu ve toplumun bütün moral değerlerini tüketmektedir.

Tarih içinde toplum ve insan için değer denildiğinde hiçbir zaman akla maddi değerler gelmez; manevi değerler gelir. Sanat ve edebiyat moral değerler yaratan, duyguları yücelten temel toplumsal faaliyetlerdir. Hiçbir sanat eserinde, edebiyatta şunun şu kadar malı vardır ve mülkü vardır diye övülmez ya da mal ve mülkü olanlar sanat ve edebiyata konu olmaz. Sanat ve edebiyat kahramanları bu tür kişilikler olmaz. Sadece ve sadece manevi değerleri ve duyguları olanlar sanat ve edebiyatın konusu olur. 

Tüm Kürtler ve Kürt insanı özgürlük ve demokrasi istiyorsa, en başta da kapitalist modernitenin yarattığı kişilik ve toplumsal özellikleri bırakmalıdır. Maddi değerler yerine ülkesini ve halkını sevmeyi esas almalıdır. Maddi değerler yerine, özgür ve demokratik yaşam tutkusuna sahip olmalıdır. Maddi değerler ancak bu manevi değerler varsa bir anlam kazanır; yoksa yeme içme dışında bir değeri olmayan canlılara dönüşürler. Bunların her günü diğer günüyle aynıdır. İnsanlar ise hem toplum, hem de birey olarak yaşamına her gün yeni değerler katmayla farklılıklarını ortaya koyarlar. 


Kapitalist moderniteye karşı özgür yaşam 

Kürtler kapitalist modernite değersizliğini ve özentisini bir tarafa bırakmalıdırlar. Bu özentiyi yaratan da kültürel soykırımcı sömürgecilik ve kapitalist modernitedir. Bunların her ikisi de kimliği, kültürü, dili yok sayılan Kürtlerin düşmanıdır. Kürtler bu iki düşmanını da tanımalıdırlar. Sadece kültürel soykırımcı sömürgecilik düşmanımız derlerse, kapitalist modernitenin Kürt düşmanlığını görmezlerse kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı da iyi mücadele edemezler. Şu anda Kürtlerdeki zayıflıklardan biri de kapitalist modernite soykırımı içine düşmeleridir. Çünkü varlığı, kimliği ve kültürü yok sayılan toplumlar için kapitalist modernite de bir soykırım değirmeni gibi işlemekte, toplum ve bireyin ruhunu öğütüp yok etmektedir. Bu açıdan Önder Apo’nun kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite düşüncesine, duygusuna, beğenisine sarılmak gerekmektedir. 

Bu da her şeyden önce tüketim toplumu yaratan kapitalist moderniteden kopmakla olur. Kapitalist modernitenin yaratmak istediği birey ve toplum gerçeğine öfke duymak ve ondan uzaklaşmakla olur. Yurt ve ülke sevgisini her şeyin önüne koymakla olur. Özgür ve demokratik yaşamı her şeyin üstünde tutmakla olur. Aç kalabiliriz, susuz kalabiliriz, ama ülkemiz ve toplumumuz köle olarak yaşayamayız. Tek aşık olunacak şey, özgür ve demokratik yaşamdır. Bunsuz ne yaşam olur, ne de aşk olur. Bu nedenle Önder Apo “Hakikat aşktır, aşk da özgür yaşamdır” demektedir. Büyük devrimci Kemal Pir “Ben yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyorum” diyerek yaşamı en veciz biçimde yüceltmiştir. 

Demokratik modernite; topluluklar ekonomisi, eko-endüstri ve demokratik konfederalizmle somutlaşır. Bunun en temel duygusu da kadın özgürlüğünde somutlaşan özgür ve demokratik yaşamın en güzel biçimde yaşanmasıdır. Demokratik modernite toplumu ve bireyi yüceltir; kapitalist modernite ise tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar toplumu ve bireyi düşürmektedir. 

Kürdistan ve Türkiye'de düşkün toplum ve bireyler değil, kadın özgürlük çizgisindeki toplum ve bireyler özgürleşir. Bunun için de kapitalist modernist yaşama karşı mücadeleyi yükseltelim, özgür ve demokratik yaşamı gerçekleştirelim.