Karabağ yetmedi mi?

Nubar OZANYAN yazdı —

30 Kasım 2020 Pazartesi - 23:00

  • Ayn İsa’ya her saldırı, aynı zamanda TC devletinin Kobanê’ye saldırısının hazırlığıdır. Yayılmacı TC devleti hemen her fırsatı saldırganlığa, Kobanê’yi işgal hazırlığına çevirmeye çalışarak devlet geleneğine yakışır tarzda davranmaya devam ediyor.

Türk devlet aklı ülkede iyi gitmeyen işlerin ve yaşanan bütün kötülüklerin altında sürekli bir şekilde bir düşman arar. Bu bazen “dış güçler” olur, bazen “teröristler”. Çoğu zaman Kürtler olur, son dönemde ise Ermeniler oldu.

Ülkede artık her geçen gün artan borçlu ve işsiz sayısının hesabı bile yapılamıyor. “Geçinemiyoruz” diyenlerin, “ekmek-iş” diye haykıranların, ağır borç yükü altında inleyenlerin, işsizlikten bunalan insanların sayısı her geçen gün katlanarak çoğalıyor.

Ekmek isteyene çay, özgürlük isteyene kurşun, iş isteyene tekme, hak ve adalet arayana zindan veren bir yönetimin komşularına barış eli uzatması mümkün mü? Soma ve Ermenek işçilerinin kölelik yasalarına karşı kararlı direnişi; kadınların ve LGBTİ+ların erkek ve devlet şiddetine karşı yaygınlaşan mücadelesi dipten gelen dalganın önemli verilerini sunuyor.

Düşman yaratarak derin açlığı ve sefaleti unutturma politikası hızından bir şey kaybetmeden devam ediyor. Açlık ve sefalet büyüdükçe düşmanların sayısı daha çok artıyor. Saldırganlık daha pervasız bir hal alıyor. Uzun bir dönem, Nazi üniforması üstüne demokrasi üniforması giyerek başta ülke halkı olmak üzere herkesi yanıltmaya çalışan faşist şef R.T.Erdoğan, artık gerçek yüzünü göstermekten çekinmiyor. Gerçek kimliğini gizlemeye ihtiyaç dahi duymadan politika yapıyor.

Kemalist-soykırımcı Türk devleti; Suriye ve Libya’dan sonra Karabağ’da işgalci ve ilhakçı yüzünü bir kez daha gösterdi. Komşu ülkelerle barış yerine savaşı, dostluk yerine kışkırtıcılık ve provokasyonu sürdürmeyi esas alan AKP-MHP faşist yönetimi, geçmiş dönem İttihatçılardan farklı bir yol izlemiyor.

Savaş ve yayılmacılık politikasında oldukça tutarlı bir hat izleyen ve bu çizgiden ödün vermeyen TC devleti, saldırganlık ve provokasyona devam ediyor.

Ayn İsa, Zirgan (Ebu Raseyn), Tel Tamir bölgelerinde askeri araçlar, ağır silahlar, uzaktan izleme cihazları, keskin nişancılar yerleştiriyor ve keşif faaliyetini hızlandırarak sınır hattında denetimini artırıyor. Artan yoğun denetimle birlikte Ayn İsa’nın köylerine ağır silahlarla saldırmaya devam ediyor. M-4 Karayolu, Rus-Türk anlaşmasına ve Rus denetimine rağmen yağma, insan kaçırma, tehdit saldırılarıyla ölüm yolu olmaya devam ediyor.

yn İsa’ya her saldırı, aynı zamanda TC devletinin Kobanê’ye saldırısının hazırlığıdır. Yayılmacı TC devleti hemen her fırsatı saldırganlığa, Kobanê’yi işgal hazırlığına çevirmeye çalışarak devlet geleneğine yakışır tarzda davranmaya devam ediyor.

Kabul etmek gerekir ki; Rojava Devrimi halklar, kadınlar, farklı inanç ve diller için önemli özgürlükler kazandırdı. Özgürlük mücadelesinde, vatan topraklarını savunma ve direnme konusunda büyük kazanımlar elde etti. Karanlıklar ve zulüm dünyasında kendi çevresini aydınlatmakla sınırlı olsa da bir ışık yarattı. Halklar, cins, inanç ve dil vb. baskı altında olmadan özgürce yaşıyor. Rojava Devrimi’ni korumak, sahiplenmek, savunmak sadece Rojava topraklarında yaşayan halkların görevi ve sorumluluğu değildir. Aynı zamanda özgürlüğe inancı olan herkesin görevidir.

İnancı yere düşenin silahı da yere düşer. Hayallerini kaybeden her şeyini kaybeder. Bugün dünden ve her zamankinden daha fazla Ermeni, Kürt, kadın ve devrimci olmak zamanıdır. Bugün bu uğurda çok daha büyük bedel talep ediliyor. Katliamlara ve vicdansız işgallere karşı durmak sorumluluğu isteniyor. İşgal, haklar için anlatılması ağır hüzünle yüreği delen hikayeler de olsa, sorumluluktan ve mücadeleden kaçmadan direnerek yaşamaktan başka yol talep etmiyor. Halklar özgür topraklarını kaybettiklerinde tarihlerini, kültür ve dillerini, sanat ve edebiyatını; kendilerine ait olan, yaratılan, yazılan tarihini kaybedeceklerini bilmelidirler.

Korkaklar boşuna savaş tanrılarını çağırır, onları duyanlar cesurlar olmaz. Cesurları sadece cesurlar dinler. Emperyalist efendiler Ermenilerin, Kürtlerin ve tüm mazlum halkların yıllarca yaşadığı çizili vatan topraklarını işgal ve ilhaklarla kendilerine ait olmadıklarını anlatarak unutturmaya çalışırlar. Teslimiyet anlaşmalarıyla yeni sahte barış hikayeleriyle aldatmaya, oyalamaya devam edebilirler. Ancak halkların tarihsel belleği güçlüdür. Bu hikayelerin kölelik hikayelerinden başka bir şey olmadığını çok iyi bilirler.

Bugün halkların, kadınların mücadele dolu yolu dünden çok daha zorludur. Sayısız evlat ve kardeş kaybına, sonu gelmez sefalet dolu göç yollarına karşın mücadelenin sonuçları efendilerin kendilerine sunacağı sahte barış ve teslimiyet anlaşmalarından çok daha değerlidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.