1857’den bu yana Rosa, Barbara ve Sakine
Nubar OZANYAN yazdı —
- Övgüye, kutlanmaya, kısa süreliğine hatırlanmaya ihtiyacı olmayan, doğru anlaşılıp mücadelesi büyütülerek direnişini taçlandırılmasına ihtiyacı olan emekçi kadınlardır.
NUBAR OZANYAN
Emeği, yaşamı bedeni parçalanan; kimliği, inancı, hayalleri çalınan kadınlar, 1857’den beri kendi kaderlerini ellerine almak, yaşam biçimlerini belirlemek için mücadele edip direniyor ve büyük bedel ödeme pahasına yürüyorlar. Henüz nihai amaçlarına ulaşamazlarsa da tarihlerini yazmaya, sözlerini söylemeye devam ediyorlar. Haksız savaşlar ve erkek egemen zihniyet, bir zulüm ateşi gibi önce kadın yaşamı ve onuruna yakıcı bir şekilde düşüp yaksa da sağırların bile duyabileceği mücadele dolu sözlerini cesaretle ve inatla yükseltmeye, tanımsız acı yaşama, büyük bedeller ödeme pahasına kavgalarını sürdürmeye devam ediyorlar.
Emperyalist haksız savaşın, sömürü ve baskının, inkar ve imhanın yükünü ve ağırlığını omuzlarında taşıyan kadınlar, yürümekten, haykırmaktan, sözlerini yükseltmekten yorulmuyor. Bu yıl 8 Mart’ı özüne ve anlamına uygun bir mücadele ve direniş gününe çevirmek isteyen kadınlar, mavi gökkubbeyi karanlığın rengine çeviren ABD-İsrail ile İran savaşının sürdüğü günlerde gerçekleşecektir. Her türlü eşitsizliğin, adaletsizliğin ayrımcılık ve kadın düşmanlığının, haksız savaşların ağır ve sarsıcı yükü, çocuk ve kadınların omuzlarına yıkılıyor.
Kadın ve Kürt düşmanı İran rejimi
Ortadoğu ve dünya kadınlarına özgürlük ve demokrasi, yukarıdan atılan bombalarla gelmez. Pedofil bataklığında çürümüş ABD emperyalizmi ile soykırımcı kadın ve Kürt düşmanı İran rejimi ne demokrasi ne de özgürlükleri getirebilir. Biri küresel ABD haydutu diğeri bölge haydutu olan ABD ve İran rejimi emek, demokrasi ve özgürlüklerin düşmanıdır. Ellerinde bulundurdukları, sahip oldukları kıyıcı silahlarla, katlettikleri insan sayısıyla övünen çürümüş rejimler, kadın ve çocukların katliamında sınır tanımıyor. Halkların kadın ve çocukların öncelikli sorunu ve derdi, canlarını kurtarmak, güvenli bir yer bulabilmektir. Her sömürü ve zulümde olduğu gibi haksız savaşta da yaşamları ve gelecekleri en fazla karartılanlar ezilenler olmaktadır.
Bir kadın bile zulüm görüyorsa
Bilmek ve anlamak gerekir ki; dünyada tek bir kadın bile zulüm görüyorsa özgürlüğe ait her söz sahtedir. Eğer dünyada tek bir çocuk bile bombalar altında nefessiz kalıyorsa her türlü servet çalıntı, ahlak ise çürümüştür. Bu 8 Mart’ta bir kez daha belirtmek gerekir ki; Ortadoğu halkları, kadınları kaderlerini kendi ellerine alamadıkları sürece emperyalist kapitalist devletlerin çürümüş yönetimlerinin saldırıları altında ölüm ve zulümle tanışmaya devam edecektir.
Kadınlar her yerde katledilmeye devam ediliyor. Merdiven altı atölyelerde yangınlarda yanan, kaçırılıp haraç mezat köle pazarlarında satılan, sokak ortasında herkesin gözü önünde adına sevgili-eski eş denilen erkekler tarafından acımasızca katledilenler hep kadınlar oluyor. Dili yasaklanan, inancı zincirlenen kadınlar oluyor. Eşitlik ve adalet mücadelesinde cesaret, bilgelik ve irade gösteren “Jin Jiyan Azadî” şiarı dört bir yana yazılıp yayılarak evrenselleşerek özgürlük sloganı oluyor.
Övgüye, kutlanmaya, kısa süreliğine hatırlanmaya ihtiyacı olmayan, doğru anlaşılıp mücadelesi büyütülerek direnişini taçlandırılmasına ihtiyacı olan emekçi kadınlardır.
Bir 8 Mart arifesinde kadın özgürlük mücadelesinin öncüsü Rosa Lüksemburg’u, enternasyonal mücadelenin unutulmaz ismi olan Barbara Anna Kistler’i, Kürt kadın özgürlük mücadelesinin öncü ismi Sakine Cansız yoldaşı anımsayarak, ideallerini yaşatarak, önlerinde saygıyla eğilerek, minnet borcumuzu ödemeye çalışmalıyız.
