Mehmet Hayri Durmuş’un sözleri

Nubar OZANYAN yazdı —

  • Özgürlüğe ve kurtuluşa olan tutkusu, eylem renginde olur. Halkından özür dileme sözü, kendisinin bağışlanmasını isteme mütevazılığı, feda eylemi kadar kıymetli ve sahiciydi.

NUBAR OZANYAN

Hem evlat, anne, baba, kardeş hem de yoldaş olanların şehit düşme haberlerinin çoğalarak arttığı günlerden geçiyoruz. Mamoste Salih Muslim’in ölümü ailesini ve Kürt halkını derinden üzdü. Geride acı dolu derin bir boşluk bıraktı. Mamoste, M.Hayri Durmuş arkadaşın vasiyetini yaşam ilkesi edinmiş bir Kürt bilgesiydi. Onun ölümü, bizleri bir kez daha M. Hayri Durmuş'un yaşamına ve sözlerine götürdü. 

Kimdi Mehmet Hayri Durmuş? Kimdir Kürdistan'ın bağrında en derin çelişki ve çatışmaların içinde bir kardelen gibi kayaların ortasında açan bu Kürt bilgesi? Kimdi 5 Nolu zindan karanlığını parçalayan büyük bir direnişçi, ölüm orucu eyleminin ilk ateşleyicisi? En kıymetli devrimci değerleri ve idealleri en karanlık günlerde canı pahasına yaşatan M. Hayri Durmuş arkadaş anlaşılmadan zulme ve zorbalığa karşı mücadelede sağlam yürünemez.   

Bu nasıl bir duruştur heval?

Kürt özgürlük davasında bir damla bile olmadığını belirten, yoldaşlarına "Mezar taşıma halkına borçlu öldü" diye yazılmasını vasiyet eden Bingöllü bilge öğretmen M. Hayri Durmuş, devrimci mütevazılığın sözünü en derinden dillendirerek bizlere seslendi. Bu nasıl mütevazılıktır ki bir insan için en kıymetli varlığı olan canını özgürlük uğruna feda edecek, halkına ve yoldaşlarına borçlu olduğunu söyleyecek? Bu nasıl bir duruş ve sözdür heval? Yaşamı ve direnişi kadar sahici olan bu sözün ağırlığı altından nasıl kalkabiliriz? Bir bilge çıkıp bizleri aydınlatabilir mi? 

Her dönem, en karanlık zaman ve şartlarda sözlerini ve yaşam mücadelesini mutlak hatırlayıp, direnişini ve duruşunu ilke edinmemiz gereken bir derviş olduğunu asla unutmayacağımız iyi bilinmelidir. Haksız savaş yangınının her tarafı yakıp yıktığı, kaos ve belirsizliğin her tarafı kararttığı  özgürlük güçleri açısından oldukça zorlu ve çalkantılı dönemden geçtiğimiz bu günlerde tam da bu süreçte devrimci değer ve ilkelere, direnme ve başarma umuduna daha fazla sarılarak bakmamız gerekir M. Hayri Hoca’ya.

Hacettepe Tıp Fakültesi'nde okuduğu için yoldaşları onu "Doktor’’ diye çağırdı. Üçüncü sınıfta Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için okulunu terk eder. İlk büyük vazgeçme eylemini gençlik yıllarında gerçekleştirir. PKK'nin kuruluş kongresinde Merkez Komite üyeliğine seçilir. Devrimci yaşamını öncü bir kadro olarak sürdürür.

Unutulması imkansız savunması

Kızıltepe'de 1979'da gözaltına alınır ve tutuklanır. Amed'deki zindanda baskı ve işkencelerin son bulması için Kemal Pir ve iki genç yoldaşıyla birlikte ölüm orucuna başlar. Duruşma salonunda oldukça kısa bir o kadar özlü, unutulması mümkün olmayan savunmasıyla yaşamından vazgeçme eyleminin kararını alır. Ölüm orucuna başlar. Dört yoldaşıyla birlikte ardı ardına Eylül ölümlerinde toprağa düşer.

Sözleri ve vasiyeti baki kalır devrimci hafızamızda. Mücadelenin ve kurtuluşun uzun erimli olduğunu ve buna göre enerji ve mücadelemizi örgütlememiz gerektiğini belirtir. "İyi biliyordum ki ülkelerin, halkların kurtuluşu öyle bir kaç ayda bir kaç yılda gerçekleşmez. (...) Halkımızın refaha kavuşması nesillerin işidir. (...) Ömrümün sonuna kadar faal olarak mücadele etmek istiyordum ama yakalandım ve tutsak edildim. Bu beni üzüyor’’ der. Üzüntüsünü, öfkesini, kararlılık ve bağlılığını, kendisine ait olan her şeyi, her düşünce ve duygusunu, Kürdistan'ın kurtuluşuna ve halkının refaha kavuşmasına bağlar. Bu uğurda en yalın sözleriyle ve en gerçek haliyle halkına hakikati anlatmaktan geri durmaz. Sonu tutsak düşmek, ağır işkenceler yaşama, bedenini ölüme yatırma olsa da ne bir tereddüt ne de başarıya inancından ve kazanacağından küçük bir kaygı duyar.   

Hiç tereddüt duymadı

En zor süreç ve ağır günlerde bile bir an olsun sarsıntı geçirmez. "Evet büyük kayıplar verdik. Hala da vermeye devam edeceğiz ama ne Türk ordusu ve hainleri ne de ağababaları emperyalistler, PKK’yi bitirebilir. Halkımızın direnme ruhunu söndüremeyecekler, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi PKK öncülüğünde eninde sonunda zafere ulaşacaktır" derken haklılığından, mücadelenin meşruluğundan bir an olsun tereddüte düşmez. Zor köprülerden geçilmeden güzel günlere varılamayacağını iyi bilir.

Son sözünü hem yoldaşlarının hem de en barbar gericiliğin temsilcisi olan düşmanın huzurunda, sıkıyönetim mahkemelerinde herkesin orta yerinde söylemekten çekinmez. Bir insanın nefes alış verişinin, bir parmak hareketinin bile yasak olduğu kötü zaman ve mekanda sözünü söylerken düşmanın gözündeki tedirginliği, tutsak yoldaşlarının özgürlük davasına olan inancın tekrar yeşerdiğini görmek gerekirdi. Bir parça özgür yaşam için bile ölümden başka bir yolun bırakılmadığı kötü zamanları yaşayanlar anlar.   

Özgürlüğe ve kurtuluşa olan tutkusu, eylem renginde olur. Halkından özür dileme sözü, kendisinin bağışlanmasını isteme mütevazılığı, feda eylemi kadar kıymetli ve sahiciydi. Düşündüğü gibi yaşadı ve ideallerine yakışır şekilde şehit düştü.

Bir İtalyan partizan Lorenzo

Mehmet Hayri Hoca’nın ardından sayısız öğrencileri yetişti. Mücadaleyi sürdürdü. Öz yönetim direnişçilerinden Mehmet Tunç, Şêxmeqsûd direnişçisi Ziyad, enternasyonalist partizan Lorenzo Orsetti onlardan sadece bazılarıydı. Sayısız halk kahramanlarının Mehmet Hayri Hoca ile karşılaşıp karşılaşmadıklarını, yakından tanıma şansına sahip olup olmadıklarını bilemiyorum ama herkesi her an sorgulatacak mütevazı "Mezar taşıma borçlu’’ sözünü, mücadele ve direniş kararlılığını duyduklarından eminim. Yoksa nasıl olur bir İtalyan partizanı olan Lorenzo Orsetti "Fırtınada bir damla olmak’’ için kendisini Hayrice feda eder ve yaptıklarından en ufak bir pişmanlık duymaz. Bir insan cepheye giderken mutlaka öleceğini, bir daha geri dönmeyeceğini nasıl bu kadar güçlü hissedebilir? Geride kalanlara bu kadar samimi, dürüst ve sahici veda mektubu nasıl bırakabilir? Lorenzo, "Bu mektubu  okuyorsanız bu benim hayatta olmadığımın işaretidir" der ve yoldaşlarına şöyle seslenir: "Sakın üzülmeyin!’’ 

Davasına olan bağlılığını ve kararlığını, "Pişmanlıklarım yok. Doğru düşündüğüm şeyi yaparken öldüm. En zayıf olanları savundum. Adalet, eşitlik ve özgürlük ideallerine sadık kaldım’’ şeklinde ifade eder. Geride kalanlara her şeyin en iyisini diler ve vasiyette bulunarak, "Bir gün sizin de hayatınızı verme kararı almanızı umuyorum. Dünyayı yalnızca bunun değiştirelebileceğini’’ belirtir.

Herkesin içinde bulunan bireyselliği ve egoizmi yenerek farklı olunabileceğini bu mücadeleden vazgeçmemiz umudumuzu yitirmememiz gerektiğini söyler. Son sözü "Büyük fırtınalar küçük damlalar ile başlar’’ olur.      

38 yıl önce elma kokusuyla gelen Halepçe felaketi karşısında Kürt çocukları, Mehmet Hayri Arkadaşın ve Lorenzo Orsetti’nin vasiyetine sadık kalarak özgürlük düşünü yaşatacaklardır.   

Yaptıklarından pişman olmayanların anısına sonsuz saygı ve minnetle...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.