
Bugünkü Rojava saldırılarının arkasında da KDP vardır. Zaten IŞİD’in Musul’u almasındaki en önemli aktörlerden biri de KDP’dir. KDP, Türkiye ile birlikte IŞİD’in en önemli ittifaklarındandır. KDP ve Türkiye sadece Maliki karşıtlığı üzerinden IŞİD’le ilişki kurmuyorlar, aynı zamanda Rojava Devrimi karşıtlığı üzerinden de IŞİD ile ittifak içindedirler. Bir yönüyle IŞİD Türkiye, KDP ve bazı Arap ülkelerinin kucağında büyütülmüştür. Şimdi de bu çeteyi çıkarları için kullanıyorlar. Rojava Devrimine IŞİD’i saldırtanlar Rojava Devriminin düşmanı olanlardır. Bunların içinde KDP ve Türkiye de vardır. Bu, bir iddia değildir; iki üç yıldır kanıtlanmış bir gerçekliktir.
Kobanê, üç tarafı Araplarla çevrili bir şehirdir. Suriye topraklarındaki Suruç hizasındaki Kürt şehridir. Sadece Kuzey’i Türkiye sınırıdır. Türkiye Rojava Devrimi düşmanlığı yaptığı için Kobanê tam bir kuşatma altındadır. Bu kuşatma altında Irak’tan ele geçirilen ağır silahlarla Kobanê’ye saldırarak düşürmek istiyorlar. Bunu yaparken, en fazla da Kobanê’nin kuşatılmış olmasından medet umuyorlar. Şu anda çembere alınmış, kuşatılmış şehirlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu kuşatmaya karşı çok zor koşullar altında kahramanca bir direniş gösterilmektedir.
Bu direniş sırasında çoğu sivil onlarca Kürt ölmektedir. Çünkü Araplarla sınırı olan Kürt köylerine girip katliam yapmaktadırlar. Zaten IŞİD’in en büyük silahı katliam ve bunun propagandasını yapmaktır.
Bu kuşatma ve katliam karşısında Türkiye sesini çıkarmadığı gibi, kuşatmayı sürdürmektedir. Böylece Rojava Devriminin boğulması hedeflenmektedir. Rojava Devrimi boğulursa Kürtlerin güçsüz düşeceğine inanmaktadır. Hatta böylece kendi Kürt sorununda rahatlayacağı gibi bir yanılgı ve gaflet içindedir. Kobanê düşerse Kürtler Türkiye cephesinde buna nasıl cevap verir o ayrı bir konudur. Ancak AKP hükümeti yakın zamana kadar iflas eden Suriye politikasını IŞİD üzerinden Suriye’de etkili kılma çerçevesinde kurtarmaya çalışmaktadır. Suriye’de etkili olma hevesi ve Kürt düşmanlığı Türkiye’yi IŞİD’in en büyük destekçisi haline getirmiştir. Zaman zaman IŞİD’le ilişkilerimiz yok açıklamaları yapılsa da, bu, kamuoyunu, toplumu ve Kürtleri aldatmak için dillendirilmektedir.
KDP hala Rojava’ya ambargo uygulamaktadır. Rojava Devriminin zayıflamasını dört gözle ve elini ovuşturarak beklemektedir. Çünkü KDP için önemli olan Kobanê, Afrin ve Serêkani değildir. Tüm derdi Rojava’nın Cezire bölgesini ele geçirip petrol bölgesini kendi petrol emirliğine katmaktır. Bu nedenle Kobanê’deki Kürtleri imhaya yönelik saldırılar karşısında bırakalım kılını kıpırdatmayı, sevinmektedir. Kobanê teslim olsun ki Rojava Devrimi sıkışsın ve kendine muhtaç hale gelsin! Kobanê teslim alınırsa KDP Cezire bölgesini işgal etmeye hazırlanmaktadır. Hatta bunu Cezire bölgesini korumak adına yapmaya çalışacaktır. KDP şimdi böyle sinsi ve uğursuz bir hesap peşindedir. Bu nedenle Rojava üzerindeki ambargoyu gevşetmeden sürdürmektedir. Öyle ki, Rojava aç kalsın, kendini savunma imkanını bulamasın düşüncesindedir. Böyle Kürtlük ve Kürt politikası olabilir mi?!
Tüm bu uğursuz ve ihanet olarak tanımlanacak politikalarını da her gün devlet kuracağım diyerek örtmeye çalışmaktadır. Tüm politikalarını Kürtlerin birliği üzerine değil, uğursuz ittifaklara dayanarak yürütmektedir. 1992 yılında Hewlêr’de açılan Kürt meclisi karşılığında PKK’ye saldırmıştır. Meclis’in açılması ve federasyon adımının atılması bu savaşa dayandırılmıştır. Türk devleti yıllarca PKK düşmanlığı yaptığı için KDP’ye destek vermiştir. Askeri güçleriyle KDP ile birlikte PKK’ye karşı defalarca savaş yürütmüştür. Para desteği yanında KDP’nin ilk televizyonu da Türkiye tarafından kurulmuştur. Sürekli kendini PKK karşıtlığı üzerinden var etmeye çalışmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Güney Kürdistan federasyonunu resmen tanıdığı zaman da Bush-Erdoğan görüşmesi sonucu ABD’nin PKK’ye saldırması için Türkiye’ye sıcak istihbarat ve keşif bilgisi vermesi sonrası olmuştur. Bu keşifler sonrası yapılan uçak saldırılarında onlarca HPG gerillası yaşamını yitirmiştir.
Anlaşılıyor ki şimdi de PKK karşıtlığı üzerinden devlet ilan etmeyi hesaplıyor. AKP’nin dolaylı ya da dolaysız devlet ilanına karşı çıkmayız demesi de yine Kürt karşıtlığı sonucudur. Herhalde bu devlet ilan edildiğinde ilk saldıracağı da yine PKK olacaktır. Nitekim zaman zaman “gerillanın Türkiye sınırlarında ve İran sınırlarında ne işi var” diyerek fırsat bulduğunda gerillaya saldırılabileceğini ortaya koymuştur. Kürdistan’ın en küçük parçasındaki devrime karşıtlık yapabilen KDP, fırsatını bulduğunda PKK ve Kuzey Kürdistan devrimine de saldırır. Çünkü KDP için önemli olan birkaç şehir ve petrol kuyularıdır. Buralarda hakim olduktan sonra gerisi onun için amiyane deyimle hava hoştur. Eğer iki üç şehre bir ya da iki şehir daha katılır ve Cezire’deki petrol kuyularına da el koyarsa KDP için bundan daha iyi bir şey olamaz. Eğer IŞİD saldırıları Rojava’nın Cezire bölgesinin kendi eline geçmesine zemin sunarsa KDP için bundan daha iyi bir şey olamaz. KDP, Rojava’nın diğer bölgelerini Musul’da olduğu gibi IŞİD’e teslim edebilir.
KDP şimdi bir iki şehir ve kendini zengin edecek bir iki petrol bölgesi için tüm Kürdistan’ı feda edecek bir zihniyete sahiptir. KDP-AKP ilişkileri böyle bir uğursuz politikayı ifade ediyor. Nasıl ki 1960’lı yıllarda bu ilişki ile Sait Kızıltoprak (Dr. Şivan) katledilerek Kuzey Kürdistan’da bir hareketin ortaya çıkması engellenmişse, şimdi de petrol emirliği olacak devletçik karşılığında Kuzey Kürdistan devrimini boğdurmaya hazırdır.
Kürtler tabii ki bulundukları yerlerde kendi kendilerini yönetme hakkına sahiptir. Kürtlerin bulundukları yerleri savunma hakları vardır. Ancak bunlar KDP politikaları ve tarzıyla yapılmaya çalışılırsa, bu tüm Kürdistan’a da KDP’ye de hayır getirmez. KDP günlük politikalar ve önüne atılan bazı çekici yemler karşılığında ulusal çıkarlara ters ve diğer parçalardaki mücadeleyi zayıflatan, hatta boğduran yaklaşımlara devam ederse, bu durum KDP’ye ve Güney Kürdistan’a da zarar verir.
KDP, Rojava ve Kuzey Kürdistan Devrimi düşmanlığından vazgeçmelidir. PKK düşmanlığından vazgeçmelidir. Apo düşmanlığından vazgeçmelidir. Ulusal birlik ekseninde politikalar üretmeli, PKK’yi de Kürdistan özgür ve demokratik yaşamının en temel ve en büyük güçlerinden görmelidir. Böyle görmez ve böyle yaklaşmazsa bu durum en başta da KDP’ye hayır getirmeyecektir. Rojava Devrimi kaybettiğinde, Kuzey Kürdistan devrimi zayıfladığında KDP’nin yerinde yeller esmesi de büyük olasılıktır. Kendini güç yapan temel kaynağı göremeyenler trajik kaybetmeyle karşı karşıya kalırlar.