***
„Kürt Açılımı“ söylemin çoğu toplumsal kesimlerde nasıl olumlu bir esintiye neden olduğunu; hatta çoğu muhalif kesimlerde bile utangaç bir AKP savunuculuğunun nasıl başladığını gördük. Bu tür siyaset yanılgılarının temelinde, var olan devlet olgusunu yeterince doğru anlayamamak ve hükümet ve devleti birbirine karıştırmak gibi birçok neden yatmaktadır.
Önemli zorluklardan birisi de, özelinde Türkiye Devleti’ni yeterince anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye devleti iç ve dışa yönelik temel politik kararlarında istikrarlı bir ülke değildir. Olamaz da, çünkü geleceğe yönelik kararların belirlenmesinde kendi adına düşünerek, kendi çıkarlarını bütünlüklü olarak koruyup gözeterek karar alma yeteneğinden yoksundur. Yoksundur, çünkü en azından son iki yüz yıldır bu ülkenin geleceğine ilişkin bütün kararları hep kendi dışındaki egemen devletler vermiştir. İşlemeyen demir pas tutar; beyin de öyle, düşünme yeteneği de öyle. Düşünme yeteneği köreltildiği için devlet, önüne çıkan zorluklarda güdüleriyle, ilk refleksleriyle hareket etmektedir. Sömürgeci bir devletin ilk refleksi ise barış yerine savaş, anlaşma yerine katliamdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir barış planı ve buna uygun bir barış dilinin olmamasının biricik nedeni budur.
***
Ortadoğu’daki gelişmeleri çok dikkatli incelemeliyiz. Örneğin, uzun zamandır ABD yetkilerinin ağzından „İran’dan dünyaya yönelen nükleer tehlike“ konusunda bir söz, bir uyarı, bir tehdit duydunuz mu? Hayır! Peki ne duyduk en fazla: İran’ın Türkiye ile işbirliğiyle ve ABD istihbaratının desteğini kullanarak PJAK’a yönelik saldırıları.
ABD-Türkiye-İran arasında PJAK’a yönelik saldırılarda tam bir işbirliği, bir ittifak olduğu açık mı? Sıkılmaya gerek yok, bunu yetkililer de açıktan açığa söylediklerine göre, yanıt bellidir. Apaçık.
Alıştırılmışız bir kez masal kültürüne: Arap Baharı Masalı, nasıl da sardı yürüklerimizi hızla. İyi de ne oldu da İtalya ve Fransa ziyaretleri üzerinden daha bir kaç ay geçmeden Libya cani oldu? Gerçekten, Batı’nın da övgüler yağdırdığı modern Suriye Başkanı’nın bir diktatör olduğu neden bugün keşfedilebildi? Mısır’ın Amerikan Malı kırk yıllık devlet başkanı Mubarek, meğerki diktatörmüş de biz bilmemişik, dünya bilmemiş.
Arap Dünyasında Devrimler... Domino etkisi... Özgürlük dalgası... Güldürmeyin beni ne olur... ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin çevirdiği eski filmlerin dijital teknolojiyle yenilenmiş versiyonundan başka bir şey yok ortada.
***
Bütün bu süreçleri, bende kalan yarım aklımca şöyle özetliyorum:
Birincisi: Artık Türkiye’nin „güvenlik konsepti“, sadece kendi resmi sınırlarıyla tanımlanan bir alanı kapsamamaktadır. Türkiye’nin bundan sonra „Bütün Ortadoğu’yu kapsayan bir güvenlik konsepti“ içerisinden hareket edeceği açıktır. Bu yeni güvenlik kavramının içi, Suriye için söylenildiği gibi, „doğrudan iç sorunumuzdur“ bağlamında doldurulmaktadır. Bu politik değişimin dayanaklarını, ABD’nin başarısız denemelerinden sonra artık Avrupa’nın da katılımıyla yeni bir versiyonu üretilebilmiş olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni gereksinimlerinde aranmalıdır. Danimarka’nın Roj-Tv’ye ilişkin hukuk dışı saldırıları da bir savcının kişisel tutumu değil, bir devlet tutumu olarak düşünülmelidir. Elbette her adım ilk uygulamasında başarıya ulaşamaz. Ama politik bir projenin uygulamasında adımların devam edeceğini bilmek gerekir.
***
Ortadoğu’da bugün çözüm bekleyen birçok politik çatışmanın merkezinde artık sadece bir ana çelişki yatmaktadır: Bir yanda, başta ABD ve Avrupa emperyalistleri olmak üzere, İran, İsrail, Türkiye ortaklığını da kapsayan emperyalist-sömürgeci bir ittifakın Büyük Ortadoğu Projesi. Öte yanda, başını PKK’nin çektiği, ulus, ulus devlet gibi geçen yüzyılların kavramları üzerinden şekillendirilmiş eski dünyayı reddedip, çokluk ve çoğunluk üzerine inşa edilmiş bir Demokratik Cumhuriyet projesini bölgeye taşıyan; özgürlük ve eşitlenmiş demokratik ilişkiler içerisinde halkların ortak yaşam iradesine dayanan yeni bir dünya projesi.
Artık, bölgesel çatışmaları bu temelde tartışarak anlamaya çalışmak zorundayız.