Kıbrıs’ta Mayıs 2015’da başlayan müzakereler hızlı yol alıyor. Mustafa Akıncı liderliğindeki Türk tarafı iyimser ve işi hızlandırma çabasında... Nikos Anastasiadis liderliğindeki Rum tarafı ise temkinli ve acele etmiyor.
Rum tarafı AB üyesi ve uluslararası kabul görüyor. Türk tarafı ise Kıbrıs devletine ortaklık haklarından yoksun. Ankara dışında kimse tarafından resmi kabul görmüyor. Çözüm olursa Türk tarafı hem evinin efendisi olacak hem de tanınmış kurucu devletin üyesi olacak.
Rum tarafına göre bu Türk tarafı ve Ankara’nın mülkiyet ve garantiler konusunda atacağı adımlara bağlı. Müzakereler esas olarak 4 başlıkta yapılıyor; Ekonomi ve AB konusunda önemli oranda uzlaşma sağlanırken mülkiyet ve yönetim hususunda anlaşmazlıklar sürüyor.
Kıbrıs sorununda buraya nasıl gelindi?
15 Eylül 1570’de Lala Mustafa Paşa’nın Lefkoşa’ya girmesi ve 1571’de Venedikli Mağusa kale komutanı Bragadino’num kaleyi teslim etmesi ile Kıbrıs Osmanlı’nın idaresine girdi.
Böylece Doğu Akdeniz’de denetim tam olarak sağlanmış oldu. Osmanlı’nın adaya hakim olmasıyla Karaman, Beyşehir, Ürgüp ve Aksaray gibi Anadolu’nun orta kesimlerinden aileler getirildi. Türk toplumu böylece Kıbrıs’a yerleşmiş oluyordu.
Osmanlı 19. yüzyılın sonunda ekonomik kriz yaşayıp Çarlık karşısında gerilemeye başlayınca 1893’de ada 92.717 Sterline Britanya’ya satıldı.
1960’a kadar ada Britanya sömürgesi olarak kaldı. 16 Ağustos 1960’da Yunanistan, Türkiye ve Britanya’nın „kuruluş, ittifak ve Garanti“ isimli 3’lü anlaşmasıyla ada bağımsızlığını kazandı. Problemler çözülmemiş ve Atina ile Ankara EOKA ve TMT gibi paramiliter güçler üzerinden iki toplum içinde milliyetçiliği geliştirmeye çalıştılar. Yunanistan’da askeri cuntanın iktidar olması cunta yönetiminin desteği Ada’da Enosisci askerler darbesiyle neticelenince çatışma ve problemler arttı.
Bunun üzerine Türkiye 1974’de adaya askeri harekat yaptı. Böylece Ada’nın Türk tarafında de facto bir yönetim oluştu. Ankara 1983’de Ada’nın kuzeyinde yarattığı de facto yönetimi resmen tanıdı. 1984’te ise BM ve Avrupa Konseyi gibi kurumlar Türkiye’yi Kıbrıs’da „işgalci“ olarak tanımladı.
Kıbrıs sorununun çözümü için en ciddi girişim BM Genel Sekreteri Kofi Annan girişimidir.
Annan planı 2004 yılında referanduma sunuldu; Türk tarafı planı kabul ederken Rum tarafı ise ezici bir çoğunlukla reddetti.
8 Temmuz 2006 yılında Talat ve Papadopoulos iki bölgeli federasyon vb birçok hususta ilkeler düzeyinde anlaşıp çözümsüzlüğün kabul edilemez olduğunda hemfikir kaldılar. 2010’da ise Eroğlu ile Hiristosyas görüşmeler yürüttü.
Bugün tartışılan ve yürütülen çözüm görüşmeleri için kritik eşik ABD Başkan yardımcısı Joe Biden’in 2014’teki Kıbrıs ziyaretidir. ABD 52 yıl sonra bir temsilcisini Kıbrıs’a gönderiyordu.
Akıncı ve Anastasiadis’in işi zor lakin imkansız değil. Her iki lider toplumlarının kabul edebileceği bir çözüm planı üzerinde çalışıyorlar. İlk defa uluslararası arabulucu veya girişim olmadan Kuzey ve Güney Kıbrıs’ın temsilcileri inisiyatif aldılar. Mayıs 2015’de başlayan hızlandırılmış ikili görüşmeler 15 Eylül 2016’da ortak basın toplantısıyla bitti. Çözümün ilk dönemeci Kıbrıs’da atlatılırken ikinci dönemeç 25 Eylül 2016’da Newyork’da BM Genel Sekreteri Ban ki-moon ile 3’lü sürecek. Eğer burada ilerleme sağlanırsa Kıbrıs’da hızlandırılmış görüşmelere devam edilecek ve Ekim ya da Kasım 2016’da garantör ülkelerin de olduğu 5’li görüşmelere geçilecek.
Eğer burada da ilerleme sağlanırsa Mart veya Nisan 2017’de Kuzey ve Güney’de eş zamanlı referandum yapılacak.
Akıncı ve Anastisiadis iki „evet“ için çalışıyorlar!
Çözüm için çok yol katedildi ve daha epey yol almaları gerekiyor.
Kimi uzmanlar AB, Rusya, ABD ve BM’nin Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgazın taşınması ve Rus doğalgazının Türkiye ve Kıbrıs üzerinden Akdeniz’e taşınması gibi gerekliliklerin hasıl olduğunu ve bunun çözüm için şartları olgunlaştırdığını söylüyorlar. Joe Biden’nin Rum ve Türk tarafıyla yakın ilişkileri sürdürüyor olması da çözüm için istekli olduğunu gösteriyor.
Garantör ülkelerin nasıl bir pozisyon alacağı ise belirsiz.
Tek devletli iki bölgeli çözüm tüm KIBRIS’lıların çıkarınadır.
Ayrışan evlerin tekrar birleşmesi ise iki tarafın fedakarlığı ve karşılıklı tavizi ile mümkündür.
Lakin görünen her iki tarafın da hala taviz koparma çabası içinde görüşmeleri sürdürdüğüdür.