Şair Hicri İzgören’in bir şiirinin adıdır Kırık Mozaik. “Ne mozaiği, mermer ulan mermer!” diye uluyan faşizmin karanlık sesine karşı gökkuşağından süzülmüş bir renk senfonisidir halklarımızın-kültürlerimizin lirik sesi. Lakin bir yanı direnişteyken bir yanı kırılmışlığın acı feryadıyla inlemekte…

Mozaik kelimesinin kökeninde Yunan-Roma mitolojilerindeki 9 kardeş tanrıçanın adı vardır. Onlara Müz’ler veya Musa’lar denilirdi. Apollon önderliğindeki bir koroda şarkı söyleyip dans ettikleri anlatılır. Şiir başta olmak üzere sanatın, bilimin ve ilhamın perileridirler.

Musa kelimesi Latince “men” kökünden geliyor; akıl gücü ve yaratıcılık anlamını taşıyor. Onların yetenek ve rollerine göre de bu tanımlamalar yerlerini buluyor: 

1. Tanrıça: Flüt (müzik)

2. Tanrıça: Korolu-Lirik-Aşk şiirleri

3. Tanrıça: Destan-Epik şiir

4. Tanrıça: Tarih

5. Tanrıça: Tragedya

6. Tanrıça: Kutsal şiirler

7. Tanrıça: Dans

8. Tanrıça: Komedya

9. Tanrıça: Gök bilimi

Müz’lerin kırılması, 9 kardeş tanrıçanın Zeus önderliğindeki zalim tanrıların hizmetine girmesi ve onları eğlendirmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda kırık mozaik, kadın iradesinin kırılmasını temsil etmektedir. Aynı zamanda aklın ve bilimin parçalanması ve egemen düzenin hizmetine girmesini de sembolize ediyor. Günümüzde halkların-kültürlerin parçalanması, dağıtılması ve tek tip faşizan düzen içinde eritilmesi anlamına geliyor.

Kırık mozaik birleşmeden akıl ve yürek, kadın ve erkek, doğa, toplum ve cümle insanlık birleşemez. Önce kırık mozaik birleşmelidir!

Anlamlı çağrışımlarla yeniden okuduğumuz şiiri için kendisine teşekkürü borç bilirken iz ve uzgören tanrıça kültürüne hürmetle arayışımızın derinleştiğini ve kırık mozaiğin mutlaka onarılacağına dair inancımızı ifade edebiliriz.

Bir arayıştır, bir feryattır İzgören şiiri, bir isyandır, bir çağrıdır, milattan bu yana kırılmış kardeş tanrıçaların direniş çığlığıdır. Bakın ne diyor:

“Kör bir kuyuda yitirdim suretimi

Belki bir Ézîdîyim

Bir ceylanın gözlerine akşam çökünce

Sanki yağlı kementler dolanıyor boynuma

Düşlerimde kanlı çocuk kundakları

Delik deşik ağıtlar bin yıllık çıban

Eski bir yalan oluyor Babil söylenceleri

Toprağa ateşe su ve rüzgâra

Kan damlıyor Avesta’nın sayfalarından

Her coğrafyaya bir renk işledim

Belki bir çingeneyim

Kırlarda unuttum desem de düşlerimi

Sönmedi o ateş hep yandı bedenimde

Kondular beni kendine benzetemedi

Her toprakta ölülerim var

Atlaslar parçalar yüreğimi bu yüzden

Ateşten bir ordudur bütün sınırlar

Ertelenmiş bir acıyım

Belki bir Ermeniyim

Ziyaretçisi olmayan bir mezar taşı gibi

Hep tenha oldum nasibimi bilirim

Bütün replikler yanlış şifrelenmiştir

Yüzümün çizgilerinde durur rivayet

Her gün yeniden çarmıha gerilirim

Bir sığıntıyım sanki bu dünyada

Belki bir Süryaniyim

Silmeye çalışmayın anıların izini

İçinde yarım kalmış günlüklerimle

Gümüş işlemeli bir sandık gibi kalayım öyle

Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle

Ben yine her gece kulağına fısıldarım taşların

Yüzümü serin sularında yıkarım

Dicle kirvem olur milattan beri”

Şaire ve direnenlere selamımız olsun kırık mozaik şiiri. 

Kör bir kuyuda yitirdiğimiz Ortadoğulu suretimizi direniş içinde bulduk. Bu sayededir ki “Yanmış Beyrut” kokan bir Ortadoğu gerçekliğinden, özgürlük ve direniş adına tüm güzellikleri temsil eden Rojava yıldızıyla aydınlanan bir Ortadoğu aşamasına geldik. Kolay değil, “kırık mozaik” fedai canlarla birleştiriliyor. Bu yüzden paha biçilmez değerdedir ve sonsuz dek korunacaktır.

Raqa ve tüm Ortadoğu şehitlerine saygıyla…