Hafız Ahmet Turhallı

Koronavirüsünün ortaya çıkması ile beraber, özellikle kendine Müslümanım diyenler arasında acayip manzaralarla karşılaşmaktayız. Koronavirüsü ilmi ve sağlık çevrelerini harekete geçirdiği gibi, sahtekar ve fırsatçı siyasetçileri, esnafları, din istismarcılarını ve üfürükçüleri de hareketlendirmiştir. Bunlar, ‘biz de bu durumdan nasıl vazife çıkarıp, milleti aldatabiliriz’ fırsatını değerlendirmektedirler. İktidarın bu halini gören belam ve üfürükçü sahte din taifesi, hiç boş durur mu? Rehberleri olan siyasetçiler işe başlamışken, onlar sessiz kalabilirler mi?

Siyasetçiler bağış adı altında baş müzayedeci ve baş çalan, sultanlarının yedi maaşımı bağışlıyorum çıkışı ile, milleti soyma planının startını vermiş, işçi, memur ve çalışanların boğazından keserek ceplerini şişirme ve malına mal katma hedefine mütekebbir bir şekilde yürümektedir. Gemiyi yürüten kaptan, böylelikle yedi aya karşılık, yedi bin ayın maaşını kasaya indirmiş olacaktır. Karunlaşmış yandaş esnaf ve tüccarlar ise temizlik maddeleri, maske, gıda ve kolonyaya yüzde bin zam yaparak, fırsatçılığın basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanmaktadırlar.

Elbette şimdiye kadar onların ortakları olarak yaşamlarını sürdürmüş, iktidar için Belam’lık yapanlar (Dini satanlar) evde uyuyamaz ve bu fırsatı kaçıramazlar. Koronavirüsü ile birlikte, yandaş medya başta olmak üzere, sosyal medya ve benzeri yerlerden din istismarcıları ve hurafeciler tarafından mesajlar yağmaya başladı. Rüyasında Cudî Dağı’nın tepesinde Peygamberi görüp, bir diyanet imamı aracılığı ile yazılı mektup yollayanlar, sumak suyu şifadır diyenler, üfürükçü şeyhlerin tükürük ve muskalarına koşanlar, minarelerden sala okuyanlar, salavat çekenler sözde din adamı ve her konuda uzman olanlar, toplumu bilgilendirmeye devam etmekteler. Korkudan kameraların karşısında bana fazla yaklaşma diyen sağlık bakanından, haram yiyerek, obez olanlardan, sadece cübbe ve sarıkla köşeyi dönenlerden, zalim ve mücrimlerle yatıp kalkanlardan, ekranları doldurmuş durumdalar.

Sarayın lüks camisinde VIP olarak Cuma namazı kılanlar, İman ehline Korona’nın bulaşamayacağını söyleyenler, sarıklı ve cübbeli kişilerin sulara okuyup hastalara şifa olarak dağıtanlardan geçilmemektedir. Bu aldatmaca yetmezmiş gibi, gariban toplum, aynı aldatıcılardan da dua beklemektedir. Her ne hikmetse, toplumun dua beklediği ve kendilerinin de dualarını parayla sattığı bu zümrenin, hemen hepsi kendilerini karantinaya almışlar. İnsanlarla temas sağlamamaktalar, saray ve malikanelerinden burunlarını dahi dışarı çıkarmaya korkmaktalar.

Her çeşit meyveleri, hazır kıta bekleyen en iyi doktorları, her türlü ilaçları ve temizlikleri ile cenneti yaşamaktalar.

Dünyadaki cennet nimetlerinden üfürükçü, hurafeci, maaşlı şeyh ve hocalar da milleti din adına koronavirüsünün karşısında Cihat cephesine sürmekte ve şehadet şerbetini içirmektedirler. Millete ve ümmete koronanın iman zırhı karşısında yenileceğini anlatıp durmaktadırlar.

Bu üfürükçüler şayet birileri bu virüsten ölür ise şehitlikle müjdelemektedirler. Her ne hikmet ise bu mücahitlik ve şehitlik Kürdistan’da, Suriye’de, Libya’da ve koronaya karşı fakir fukaraya nasip olmaktadır. Onlar şehit olmamak için mücahitliklerini TV ekranlarında eldiven ve maskelerle anlatmaktadırlar. ‘Şehitlik’ ölüm, açlık, sefillik, yoksulluk millete ve ümmete fatura edilirken, saltanat, şaşaa, konfor ve lüks ise onların payına düşmektedir.

Oku ile başlayan bir dine inandığını söyleyenlerin, bu halede olmaları insana cehennem azabından daha ağır geliyor.

Kur’an’dan hiç mi haberleri yok? İslam peygamberi olan Rehberimiz Hz Muhammedi hiç tanımıyorlar mı? Yoksa Kur’an yerine başka bir kitaba mı inanıyorlar? Yoksa İslam adına rehberleri başka biri mi? Çünkü İslam diye anlatılıp uygulananlar Kur’an’a taban tabana terstir. Kur’an’a göre İslam’ın tek muhatabı akıldır, aklın ve tefekkürün olmadığı yerde Tevhid ve inanç yoktur, şirk ve delilik durumu yaşanmaktadır.

"Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (Enam 38) Bu kitabın neresinde sağlık sorunlarınızı, din satıcılarına sorun, sahtekar ve hırsız yöneticileri dinleyin, aldatan tüccarlardan mal alın yazmaktadır?

Tam tersine her sorunu ehline (uzmanına) sorun ve onları dinleyin denmektedir. "Allah, size emanetleri mutlaka ehline vermenizi emrediyor.“ (Nisa 58)

Kur’an’da Allah adına aldatanlardan kendimizi muhafaza etmemiz gerektiği anlatılmaktadır, yoksa din adına, dinsizliği yaşamış oluruz.

"Sakın Allah adına birileri sizleri aldatmasın.“ (Fatır 5)

İşte dünya malının ve ona tapanların nasıl da Allah adını kullanarak bizleri aldattığına hep beraber şahitlik etmekteyiz.

Amed’de medresede Seydam’ın yanında okurken, orta yaşlarda bir amca ağlayarak medreseye girdi ve hırsız şebekesi tarafından çarpıldığını anlattı: "Hayvanlarını getirip pazarda satmış, yüklü bir parayı atletine dikmiş olduğu cebine paraları yerleştirmiş, hırsızlar bu parayı bir türlü alamamışlar. İçlerinden bir tanesi elini necasete batırarak amcanın gömleğine sürmüş, sonrada amcaya bak senin gömleğine necaset bulaşmış diyerek, amcaya gel bu caminin içindeki çeşmelere gidip üstünü temizleyelim demişler. Gömleğinin o kısmına su dökerek beraber yıkamışlar. O arada ellerindeki Ciletle amcanın tam kalbinin üstüne denk gelecek yerde, gömleğini ve atletini yırtarak paraları alıp kayıplara karışmışlar. Parası olmayan amcaya aramızda para toplayarak bilet aldık ve onu Wan’a göndermiştik.

Bugününün Türkiye’sinin siyasetçisi, hocası ve tüccarı bizim garibanın parasını alan, hırsızlık şebekesinin sistemleşmiş ve devletleşmiş hali durumundadır. Çöküş kaçınılmaz görünmektedir.