
SOZDAR DÊRSIM/HABER MERKEZİ
Kürt dili ve kültürünü araştırmak üzere 1994 yılında kurulan Almanya merkezli Kürt Bilim ve Araştırma Enstitüsü,aynı zamanda diasporada kimlik mücadelesi yürüten önemli bir kurum. Kürt dili, kültürü ve tarihi üzerine birçok araştırma, konferans ve panelin düzenlenmesinde, birçok ders ve bilimsel araştırma kitabının yayımlamasında, dil kurslarının düzenlemesi ve yürütülmesinde imzası olan enstitü, "Lêkolin" adlı bilim ve araştırma dergisi de çıkarıyor.
Bugüne kadar Kürtçe dili konusunda emek veren birçok değerli yönetici, dilbilimci, şair, yazar, araştırmacıyı ağırlayan kurumun 3’ü kadın olmak üzere toplam 7 çalışanı bulunuyor. 3 yılı aşkın bir süredir Enstitü’nün çalışmalarına dahil olan Yürütme Kurulu Üyesi Aysel Avesta Aydın da bunlardan biri.
Yıllarca basın alanında çalışan Aydın, Kürt dili ve kültürüne olan ilgisinden dolayı, bu konudaki eksikliklerini tamamlayıp eğitmenliğe yönelmiş. Birçok kadın arkadaşı gibi o da eğitim ve seminerleri organize edip, bizzat dersler veriyor. Öğrencileri eğitmen seviyesine getirmek onların görevi. Her çalışan bulunduğu kentin meclisleri bünyesinde kurslar düzenliyor.
'Kendimi tedavi için Kürtçeyi seçtim'
"Arayışlarımın sonucu olan noktadayım“ diyen Aydın, kendi deyimiyle kendini tahlil ve tedavi etmek için Kürt dili ile uğraşmayı seçmiş. „Dil canlıdır ve kullanılmadığı zaman tıpkı diğer canlılar gibi ölür. İnsanlığa beşiklik eden topraklarımız, kimliğimiz, inançsal yapımız, kültürümüz, doğamız kadar dilimiz de saldırılara uğradı, büyük bedeller ve direnişlerle kendini küllerinden yaratmayı başardı. Ben de her Kürt gibi saldırıya uğrayan kimliğimi araştırmak için yola çıktım. Derken arayışlarımın sonucu olan noktadayım“ diyerek bunu ifade ediyor.
Kadının duygusal zekası dili akışkan kılıyor
Dil ve kültürün gelişmesinde kadının başat rolü olduğuna inanıyor. Bu konuda „Kadının duygusal zekasının dili akışkan kıldığını ve analitik zekadan kurtardığını düşünüyorum. Ama işin derinliklerine dalarken gördüm ki tıpkı kadın kimliğimiz gibi, dil konusunda da dışarıya karşı verdiğimiz mücadele kadar aramızda da bir sorgulama yaşamalıyız ve yaşıyoruz. Ana olan dili, sonradan monte edilen eril yapılanmalardan arındırmak bile başlı başına bir mücadele alanı bence“ diye ekliyor.
İlgili kurumlar hazırlıksız
Avrupa devletlerinin, sözkonusu devletsiz halklar olduğunda inkar politikaları güttüğünü belirten Aysel Aydın, Güney Kürdistan veya Rojava‘dan gelen Kürtleri Arap, Rojhilat‘tan gelenleri Fars, Kuzey’den gelenleri ise Türk olarak ele aldığını, yüzyıllardır Türkleştirme, Araplaştırma, Farslaştırma politikalarının burada da devam ettirildiğini ifade ediyor. Bu gidişata dur demek için geliştirdikleri kampanya sonucunda okullarda Kürtçe dil verilmesininin kabul ettirildiğini hatırlatan Aydın, bu konuda ilgili kurumların hazırlıksız olduğunu, yanısıra „Almanya’da belirlenen standartlara göre öğretmen olmayışı“ gibi bürokratik engellerden dolayı‘ istenen sonucun alınmadığını belirtiyor.
Kürt diline rağbet var
Aysel Avesta Aydın, Kürt Enstitüsü’nün Kuzey Ren Eyaleti’nde yer almasından ötürü çalışmaların da bu eyalete bağlı şehirlerde yoğunlaştığını ifade ediyor. Kendisi Dortmund, Velbert, Gelsenkirschen ve Köln’de dersler veriyor. Kürtçe kurslara, aralarında doktor, dilbilimci, danışman gibi değişik meslek gruplarından Kürt, Laz ve Pontus halkına mensup öğrencilerin rağbet gösterdiğini söylüyor. En son Özgür Basın Akademisi‘nin düzenlediği basın eğitiminde hem Kurmancî dersleri vermiş, hem de verilen Kirmanckî derslerine ve basın eğitimine katılmış.
Otoasimilasyon da geriletiyor
Kürtçe diline yönelik asimilasyon politikaları kadar otoasimilasyonun da Kürtçeyi gerilettiğine dikkat çeken Aydın, bu konuda diasporadaki Kürtlere, özellikle annelere büyük görevler düştüğünü söylüyor ve ekliyor: „Gelecekte çocuklarımızın 'Ninem Kürtmüş ama ben Kürtçe bilmiyorum, kendimi Alman hissediyorum‘ dememesi için evde, çarşıda, pazarda birbirimizle ve çocuklarımızla Kürtçe konuşmalıyız. Onları dil eğitimleri veren kurumlara yönlendirmeliyiz. Herkes optimal denge içinde görev alırsa ve dil konusunu kendi çalışma sahası karşısında nesnel bir konuma itmezse, uğruna bedeller verdiğimiz ve büyük mücadelelerle hayalini kurduğumuz yarınlar hep özgür olacak... Kimliğiyle, diliyle, kültürüyle uyum içinde olan, toplumsallığını kaybetmeyen bireyler yaratmak bizim elimizde. Yeter ki isteyelim.“