Bütün yoldaşlarımı bütün serüvencileri ve devrimcilerin özlemlerini göklere taşıran Tanya! Şimdi gitme zamanı mı? 

Kelimeler, cümleler boğazımda düğümleniyor. Nefes alamıyorum sanki. Hangi vakit, hangi zamanları göklere çivileyip, zamansız gidişlere dur diyeceğiz? 

Keşke zamanı durdurabilsek diyeceğim ama nafile! Gitme diyeceğim nafile! Ağlıyorum! Çünkü hiç alışmadım, alışmamışız yoldaşlarımızın, o güzel gülüşlü yoldaşlarımızın gidişine!

Eğer gidersek özgürlüğe ve anlamlı bir yaşam için verdiğimiz sözlere sadık kalamayız! Yoksa, tarih sonra bizi affetmez!

Eğer gidersek dar patika yollardan tarihin saklı mabedlerine yaptığımız yolculuk anılarına, şafak vaktinde yol yürüşümüze sadık kalamayız!


Tanya...

Sen Özgür Kürdistan dağlarının Tanya’sı... Herkese nasip olmadı seni tanımak... Herkese nasip olmadı seninle özgür yaşam kavgası vermek. Ve herkese nasip olmadı seninle özgür Kürdistan dağlarında özgürlük halayına durmak...

İnanıyorum ki güneşin ve ateşin yoldaşları sesini duyurabildiği her alanda seni fısıldayacak yüreği özgür yaşam aşkı ile atan ülkemin çocuklarına.

Güneşin ve ateşin yoldaşları sadece Küba’nın değil, özgür Kürdistan dağlarının Tanya’sını da anlatacak ve tanıtacak. Anlatacaklar özgür yaşama olan aşkını! Anlatacaklar yoldaşlarına olan bağlılığını! Anlatacaklar güneşe ve ateşe olan sevgini!

Şimdi bu kutsal topraklar, dağlar, şehirler, ovalar ve ülkemin çocukları seninle ne kadar yarınları hayal edebilecekler?

Ben seni her yol yürüyüşümde, her karış toprağa bastığım da, her gecenin şafağında, özgür yarınların düşlerini kurduğum da hayal ediyorum ve edeceğim.


Tanya...

Bugün herkes ne kadar itiraf edecek sana ve senin gibi yüreği özgürlük için atanlara borçlu olduğunu. 

Ne kadar itiraf edebilecekler senin özgürlük kavgasına, insanlığa ve özgür yaşama ne kadar da tutkun olduğunu.

Sana şunu rahatlıkla söyleyebilirim Tanya; kendini feda ettiğin kayıp ülkemin bütün insanları her zaman kendilerini sana ve devrimcilere borçlu sayacak!


Tanya...

Sen öğrettin özgür yaşama sevdalı olmayı! Ve sen öğrettin cesareti ve cüretli olmayı!

Seni arıyorum Tanya... Ancak bu kez özgür Kürdistan dağlarında değil, kayıp ülkemizin en küçük parçasında.

Seni arıyorum Tanya! Özgür köylerin, mezraların dar patika yollarında. Özgür kentlerin sokaklarında.

Seni arıyorum özgürlük savaşının tam orta yerinde. Biliyorum ki sende beni arıyorsun aynı özgürlük savaşı içinde...

Nedendi bu zamansız gidişin sebebi Tanya?

Gidişine inanmadım, inanmış olsamda alışamadım ve alışmayacağım Tanya...

Ardından birşeyler karalamamı istemiştin ve vasiyetimdir sana demiştin. Dilim lal olsa da, elim kalem tutmasa da, gidişine inanmasam da vasiyetini yerine getirdim ve senin için bunları kaleme aldım.

Ancak sana bir de Şehit Sozdar Faraşin’in şiirinden bir bölümü yazmak istiyorum. Şöyle diyordu Şehit Sozdar Faraşin;


„Kavuşmak için gittiler...

Kimisi Amed’de eyledi yüreğini

Kimi Munzur ile sardı sevgisini

Hepsi de sürgündüler

Yoldaşlarının yüreklerine...

Hepsinin bohçası sevda, 

Umut, 

Gözyaşı, 

Mücadele

Ve yaşamla doluydu

Asiliklerine asilik katmak için gittiler...


Gittiler…

Mücadeleye kuşanıp gittiler

Yarınlarla dolu bir yaşamı bizlere miras bırakarak gittiler


Gittiler…

Asiydi

Cesurdu

Heybetliydi gidişleri

Belliydi içlerindeki sancıya son vermek için gittiler


Gittiler…

Gözleri yaşam, 

Sözleri umut, 

Gülüşleri çocuk, 

Gözyaşları yaşamın özsuyu olarak kaldı akıllarda…“

Çok zor olsa da ve çok hazırlıksız yakalasan da beni vasiyetini yerine getirdim. Tanya! Kavgan ve kavgamız bitmedi kayıp ülkemizin her yerinde sürüyor ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! 


ENES YILDIZ