
Geçtiğimiz Cumartesi günü Almanya’nın Bonn kentinde yapılan UNESCO’nun 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısı‘nda, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri “Dünya Kültür Mirası” olarak tescillendi.
Bonn’da yapılan UNESCO toplantısına Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Eşbaşkanı Gülten Kışanak ve Fırat Anlı, Sur Belediye Eşbaşkanları Fatma Şıkbarut ve Seyit Narin, Yeni Şehir Belediyesi Eşbaşkanı Ülkü Baytaş, Büyük Şehir Belediyesi alan biriminden Necla Akat ve Büyük Şehir Belediyesi Dışişleri sorumlusu Ebru Ökmen heyet olarak katılmıştı. Heyet toplantı ardından Bonn Demokratik Kürt Toplum Merkezine gelerek Kürdistanlılara UNESCO’nun aldığı karar hakkında bilgi verdi. Toplantının ardından Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi alan biriminden Nejla Akat yaptıkları çalışma ve sürece ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
Bu sürecin ne zaman ve nasıl başladığı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Diyarbakır kalesi ve Hevsel bahçelerinin UNESCO süreci 2012 yılında Diyarbakır alan sınırı ve miras alanı tespiti ile başladı. Dosya hazırlama süreci uzun bir süreçti. Bununla ilgili bilimsel çalışmalar yapıldı. Tespitler ve Kaynak taraması yapıldı. Yurt dışın ve içindeki bütün bilgilere ulaşılmaya çalışıldı. Tabi ki bu arada ciddi bir arşiv oluştu. Bunun sonucu anladık ki Kale ve Hevsel üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılmamış. Mesela gezginlerin kaynaklarına ulaştık. 1800’li yıllarda gelmişler Diyarbakır’a. Onun dışında bilimsel ciddi bir çalışma yapılmamış. UNESCO süreci ile ilgili bu bizim için ciddi bir tespitti.
Peki nasıl bir çalışma yürüttünüz?
Bu çalışmayı biz Türkiye’deki diğer UNESCO dosyalarından ve çalışmalarından bağımsız olarak çok katılımcı şekilde yaptık. Bir koordinatörlük oluşturduk. Buna bağlı olarak bir teknik ekip oluştu. Onun dışında tabi ki, Eşbaşkanlarımızın desteği ile bir çalışma sürdürdük. Bunun yanında Diyarbakır’daki tüm sivil toplum kuruluşları ve resmi kurumlarla birlikte bu çalışmaya devam ettik. Danışma ve denetleme kurumlarımız da bu konuda etkin çalışmalar yürüttü. Bu anlamda, Diyarbakır dosyası çok katılımcılığı ile örnek bir dosya oldu. Ve Bonn’da yapılan 39. UNESCO dünya komitesi toplantısında Diyarbakır kalesi ve Hevsel bahçeleri “Dünya mirası” olarak kabul edildi ve artık koruma altında.
Bunun doğuracağı sonuçlar nelerdir? Gerek kültürel, gerek tarihsel ve gerekse ekonomik olarak bu karar Diyarbakır’ı nasıl etkileyecek?
Her şeyden önce Diyarbakır kalesi ve Hevsel, Dicle nehri, resmi anlamda dünya mirası olarak tescillendi. Bir dünya kenti ve mirası oldu. Bu anlamda tabi ki ciddi dönüşümler olacak. Hem turizm açısından ciddi dönüşümler olacak. Hem Diyarbakır’ın artık kendisini çok kültürlü, çok dilli yapısıyla kendini ifade etme şansı doğacak. Diğer önemli bir sonuçta tabi ki Diyarbakır’la ilgili ciddi ve aktif bilimsel çalışmalar başlayacak. Bu kararla bize dönüşler başladı diyebilirim. Yurt dışından Diyarbakır’la ilgili bilimsel çalışmalar yapmak istiyoruz diye. Özellikle Hevsel’in ne zamandan beri tarım alanı olarak yapıldığı bilimsel olarak bilinmiyor. Biz Asur kaynaklarında buna rastladık. Orada kentin bahçelerinden bahsediliyor.
Bu çalışmanın öncülüğünü Amed Büyükşehir Belediyesi mi yaptı?
Bu çalışmayı öncü olarak Büyükşehir Belediyesi yaptı. Ama bizim miras alanı dediğimiz ve şu anda UNESCO’da tescillenmiş olan Diyarbakır kalesi ve Hevsel bahçelerini içeren miras alanı ve onu koruyan bir tampon alan var. Biz buna ‘alan yönetim sınırımız’ diyoruz. Ve bu alan yönetim sınırı içerisinde hem Yenişehir, hem de Sur belediyesinin sınırları var. Türkiye’deki yasal düzenlemelerden kaynaklı birden fazla Belediye sınırları içerisinde olduğu zaman Büyükşehir sorumluluğunda yapılan yasal bir çalışma.
UNESCO üyeleri dosyanızı incelerken nelere dikkat çektiler ve tepkileri ne oldu?
Aslında acele üzerinde çalıştığımız ve toparladığımız bir dosya oldu. Toplantıda UNESCO üyelerinin dediğine göre şimdiye kadar Türkiye tarafından verilen dosyalar içerisinde en iyi dosya olduğu söylendi. Hatta 21 üyenin tamamı olumlu yönde görüş belirtti.
UNESCO’nun bu kararından sonra “koruma alanı”olarak ilan edilen bölgelerde kaçak yapılanma, baraj ve buna benzer durumlar olacak mı?
Tabi UNESCO yasaları uluslararası yasalardır. Evet sizin kendi koruma yasalarınız var doğru. Ama bu anlamda bir caydırıcılığı olduğu kesindir. Tabi UNESCO’nun bir yaptırım gücü yok ama şöyle bir şey; yani taraf devletin yani dosyayı sunan devletin dosyayı verdiği andan itibaren UNESCO yasalarını da kabul ettiği gerçeği var. Yani devlet olarak diyorsunuz ki; bundan sonra ben o alanda yapacağım her türlü inşaat, plan ve proje çalışmalarını size sunacağım.
Bu proje Kürdistan’ın diğer bölgeleri için bir örnek teşkil eder mi? Etkileri ne olabilir?
Tabi bu ciddi anlamda bir başlangıç oldu. Bu bize gösterdi ki, hakikaten Kürtler bu işi başarıyor. Türkiye büyük elçisi bile bunu kabul etti. Yani şimdiye kadar önümüze kadar gelen ve bizi zorlamayan en iyi dosya dediler. Tabi ki Kürdistan’da başka bir çok bölge var. Sadece Diyarbakır için değil. Şunu diyebiliriz. Hem doğa mirası olarak, hem de kültürel miras olarak ciddi alanlarımız var.
UNESCO toplantısına kaç üye katıldı ve dosya hakkındaki görüşleri ne oldu?
UNESCO’nun 21 üyesi var. Bunların içinde Türkiye de bulunuyor. Oylamadan ziyade daha çok görüş şeklinde yapılıyor. Bu 21 ülkenin içerisinde bir ön rapor açıklandı sunum şeklinde. O sunumdan sonra 21 ülke söz aldı ve 21 ülkede olumlu görüş bildirdi. Hiç bir ülke eleştiri sunmadı. Tam tersi bu UNESCO tarihinde bir ilk, taraf devletten yani Türkiye tarafından konuyla ilgili sadece görüş istendi. Yani nasıl yaptınız? görüşü. Ve bu yaşanan bir ilk diyebiliriz. Çünkü devletler genelde sorular soruyor. Ama burada tersi oldu sadece görüş sorularak onandı. Mesela özellikle Sırbistan “Yaşasın Diyarbakır” dedi.
ADEM KARAÇOBAN/BONN