Kürtler 15 Ağustos 1984 devrimci atılımının yirmidokuzuncu yılına girişi coşku ile kutladılar. Sanki bir yılbaşı gibi her alanda heyecanlı ve öfkeli kutlamalar oldu. Hakkari gibi yerlerde Kürt halkının yaşadığı öfke ve tepki eylemlere yansırken, Batı Kürdistan ve yurtdışı gibi alanlarda da halkın heyecanı ve coşkusu kutlamalara damgasını vurdu. Halen kutlamalar yer yer devam ediyor. 15 Ağustos’un atılım ve direniş rüzgarı yirmidokuzuncu yılda doruğa çıkacak gibi görünüyor.
15 Ağustos ulusal diriliş bayramı kutlamalarında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posteri yanında büyük atılımın ölümsüz kahramanı Mahsum Korkmaz’ın posteri de taşındı. Komutan Agit şahsında halk gerillaya bağlılığını ortaya koydu. 15 Ağustos kutlamaları bir kez daha Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük istenen platformlara dönüştü. Meydanları çınlatan birinci slogan “Öcalan’a Özgürlük” oldu.
Bu yılki 15 Ağustos kutlamalarının merkezinde Rojava ve Şemdinli’deki gelişmeler vardı. Meydanlarda halkın söz ve heyecanını Rojava ve Şemdinli rüzgarları yönlendirdi. Afrin’den Şemdinli’ye kadar bin kilometreyi aşan sahada Temmuz ortasından bu yana yaşanan gelişmeler yeni bir devrimci Kürt rüzgarının yaratılmış olduğunu açıkça gösterdi. Büyük devrimci Kürt rüzgarı 15 Ağustos Atılımı’nın yirmidokuzuncu yılına işte böyle yeni bir devrimci rüzgarla girildi. Dolayısıyla yirmidokuzuncu yıl daha büyük bir mücadele yılı olacak gibi görünüyor.
Bütün bu gelişmelere bakarak bazıları “Rüzgarın Kürtlerden yana estiğini” söylüyorlar. Aslında rüzgarın Kürtlerden yana esmesinden çok, Kürtler kahramanlık çizgisindeki mücadeleleri ile kendi rüzgarlarını kendileri yaratıyorlar. PKK’nin yürüttüğü Kürt Özgürlük Mücadelesi ne elverişli bir konjöktöre dayanıyor, ne de herhangi bir büyük güçten destek alıyor. PKK devrimi Kürt halkının büyük cesaret ve fedakarlığı ile yaşanan bir devrim oluyor. Özellikle Kürt gençliği ve kadınları bu devrimci mücadelede gerçekten de destan üzerine destan yazıyor.
15 Ağustos 1984 devrimci atılımıyla başlayan yirmisekiz yıllık Kürdistan Özgürlük Devrimi’nin, sadece Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun değil, dünyanın da en büyük ve önemli olaylarından biri olduğu artık tartışma götürmüyor. Kürdistan’da her şeyi dirilten ve yeniden yaratılmasını sağlayan bu devrimin, Ortadoğu’nun en büyük değiştirici ve dönüştürücü gücü olduğu da artık herkesçe görülüyor ve kabul ediliyor. Birinci Dünya Savaşı içinde ve sonrasında İngiliz-Fransız ortaklığı tarafından yaratılan ulus-devletçi bölge statükosunu parçalayan esas gücün Kürt Devrimi olduğunu artık herkes kabul ediyor. “Arap baharı” denen, tüm bölgeyi etkileyen ve bugün gelip Suriye’ye dayanmış olan devrimsel dalganın temelinde işte otuz yıla dayanan böyle bir Kürt devrimci rüzgarı bulunuyor.
Bu konuda bazıları gerçeği göremiyorlar ve özellikle ABD gibi dünya hegemonu güce hiç hak etmediği değiştiricilik (dolayısıyla devrimcilik) misyonu yüklüyorlar. Bazıları ise, bile bile gerçeği saptırıyorlar. Çünkü böylelerinin esas misyonu, görevi gerçekleri saptırmak oluyor. Bu iş için örgütlenmiş ya da para karşılığı kiralanmış bulunuyorlar. Gerçekleri bu biçimde saptıranların etkinliği muğlaklık ve karışıklık yaratıyor ve yanlış düşünenlerin sayısını artırıyor.
Bu vesileyle bölgesel geçeklerin altını bir kez daha kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Ortadoğu’da aşılmaya çalışılan ulus-devletçi statükonun Birinci Dünya Savaşında İngiliz-Fransız ortaklığıyla yaratıldığını, bu temelde Sovyet Rusya ile uzlaşıldığını, bunun bir hegemon kapitalist dünya sistemi olduğunu bilmek önem taşıyor. 1950’den beri de bu sistemi ve onun Ortadoğu statükosunu ABD yönetiyor. Dolayısıyla mevcut Ortadoğu statükosunun yaratıcıları İngiltere, Fransa, Rusya, ABD olurken, bu statükonun bölgesel aktörleri de TC, Baasçılık, Nasırcılık, Şii milliyetçiliği oluyor. Yani bölgede bir kısmı yıkılan ve geri kalanları da yıkılmak üzere olan milliyetçi despotik diktatörlükler!
Görülüyor ki, bu iki güç bir sistemin iki yüzü gibidir. Yani bir madalyonun iki yüzüne benziyor. Kapitalist küresel hegemonyayı yöneten İngiltere, Fransa, ABD ile bölgesel diktatörlükler Saddam, Esat, Mübarek, Ahmedinecat ve Tayyip Erdoğan yönetimleri bir sistemin parçaları, ayrı yüzleri oluyor. Dolayısıyla bunlar arası çelişki ve çatışmaları çok abartmamak, sistem dışı olarak görmemek, tersine sistem içi etkinlik mücadelesi ya da sistemin eskiyen yanlarının atılması mücadelesi olarak görmek büyük önem taşıyor.
Bir de aşılmaya çalışılan bölge statükosunu oluşturan sistemin yok saydığı, yok etmeye çalıştığı, ikinci sınıf durumuna düşürdüğü karşıtları var. Bunlar mevcut Ortadoğu statükosunun karşıtları oluyor. Kürtler yok sayılıp soykırım politikaları ile yok edilmeye çalışılan kesimin oluştururken, Araplar ise iradeleri dışı parçalanarak ikinci sınıf durumuna düşürülen kesimi oluşturuyor. Küresel kapitalist hegemonyanın çıkarları doğrultusunda oluşturulan Ortadoğu statükosunun karşıtları ve bu statükoyu değiştirmek için mücadele eden esas güçler işte bunlar oluyor.
Kürtlerin, İngiliz-Fransız ortaklığının yarattığı ve Kürdistan’ı parçalayarak soykırım sürecine alan statükoyu hiçbir zaman kabul etmedikleri ve ilk andan itibaren bu duruma karşı dört parçada da isyan ettikleri biliniyor. Mevcut klasik isyanların başarılı olamayıp ezilmeleri ardından ve bunların dersleri temelinde PKK hareketinin doğup özgürlük devrimini geliştirdiği de biliniyor.
İşte kapitalist sistemin bütün çaba ve saldırılarına karşın yenilmeyip de PKK’nin özgürlük devrimini 15 Ağustos Atlımı’nın yirmidokuzuncu yılına kadar sürdürebilmesi, Ortadoğu’nun ulus-devlet statükosunu parçalayan ve aşılma noktasına getiren esas güç oluyor. İşte Ortadoğu’yu değiştirip dönüştüren güç bu! İşte ulus-devletçi diktatörlükleri yenilgiye uğratan güç bu! İşte yeni demokratik bir Ortadoğu isteyen ve bunu adım adım geliştiren güç bu! Arap baharının da bu güce dayanarak geliştiğini ve Kürt Özgürlük Devriminin doğal müttefiki konumunda olduğunu bilmek lazım.
Gerçek böyle iken, kapitalist dünya hegemonları ile Ortadoğu diktatörleri arasındaki mücadeleyi “İlerci, değiştirici, statükoya karşı, yeni bir Ortadoğu yaratıcı, vs.” görmek büyük bir yanılgıdır. Bir kesim “Emperyalizme karşı” diyerek bölgesel diktatörlükleri bu çerçevede değerlendirme yanılgısına düşerken, bir kesim de “Bölgenin faşist diktatörlüklerine karşı” diyerek ABD müdahalelerini böyle görme yanılgısına düşmektedir. Halbuki her iki görüş de yanılgılıdır ve yanlıştır. Ortada milliyetçi diktatörlüklerin “Emperyalizm karşıtlığı” diye bir şey yoktur. Bunu en son ve en açık bir biçimde Suriye’deki Kürtlerin sağladığı gelişmelere karşı aldığı tutumla AKP yönetimi göstermiştir. Ortada “Emperyalizm karşıtlığı” değil, “Kürt karşıtlığı” vardır. Yine ortada “Bölgesel diktatörlüklere karşı” bir ABD müdahalesi de yoktur. ABD siyaseti diktatörlüklere karşı değil, kendi çıkarlarına zarar verenlere karşıdır. ABD’nin AKP ile birlikte yeminli bir PKK karşıtlığı yapıyor olması bunu açıkça göstermektedir.
Demek ki devrimci-demokratlar yanılgılı ve yanlış düşünceler nedeniyle kuyrukçu duruma düşmemeli, müttefiki yanlış yerde aramamalıdır. Bölgede emperyalizmin yarattığı ulus-devletçi diktatörlüklerden oluşan gerici statükoyu parçalayıp bölgeyi demokratik değişime uğratan Kürdistan Özgürlük Devrimi ve Arap demokratik hareketidir. Yeni demokratik Ortadoğu’nun yaratılmasını sağlayacak olan da bu iki güçtür. Dolayısıyla bu iki gücün demokratik ittifakını sağlamaya çalışmak ve bu güçlerle ilişki ve ittifak içinde olmayı bilmek gerekir. Doğru sosyalist ve demokratik anlayış ve tutum budur!..