İlk Kürt gazetesi 22 Nisan 1898’de Kahire’de, sürgün koşullarında çıkarıldı. Buna rağmen Osmanlı baskısından kurtulamadı ve İsviçre’nin Cenevre kentine taşındı. Daha sonra İngiltere’nin Londra ve Folkston kentlerine... Gazetenin 13. sayısının 2. sayfasında yayınlanan okur mektubunda şöyle deniliyordu: “Hükümet yetkilileri gazetenin serbestçe okunmasına izin vermiyorlar; birisinin üstünde arayıp bulduklarında onu cezaevine koyarak, eziyet ediyorlar; buna rağmen Kürtler bu gazeteyi çok sevdi, hiçbir sayısını kaçırmak istemiyorlar.”
Kürt, Türk, Laz “İslam anasırı” laflarının havada uçuştuğu ilk Meclis’in, Büyük Millet Meclisi’nin açılışından sadece 5 gün sonra, 28 Nisan 1920’de Mustafa Kemal imzalı bir telgraf çekildi Erzurum Valisi’ne. Telgrafta o dönem İstanbul’da son sayıları yayınlanmakta olan Jin Dergisi’nin kente sokulmaması isteniyordu. Söz konusu dönemde Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’inin ilk modern baskısını yazdığı bir önsözle yayınlayan Müküslü Hamza Efendi, bir süre sonra 15 yıl kürek mahkumiyetine çarptırıldı.
İlk Kürt matbaasını 1915’te Halep’te kurduğu belirtilen Huznî Mukriyani, 1925’te yayınladığı Kürtçe kitap ve dergiler nedeniyle, o dönemde Suriye’yi işgal etmiş olan Fransızlar tarafından 6 ay hapse konuldu ve sonra Irak’a sınırdışı edildi. Matbaasını katır sırtında Rewanduz’a taşıyan Mukriyani, burada Zarî Kurmancî (Kürt Çığlığı) adıyla, bin bir türlü zahmetle bir dergi çıkardı. Küçük dergisinin bir kopyasını İngiliz sömürge komiserliğine, bir kopyasını da Cenevre’deki Milletler Cemiyeti’ne göndermek zorundaydı. Buna rağmen söz konusu dönemde, Irak’ta bulunan İngiliz sömürge görevlilerinden Hamilton’un dediği gibi “olumsuz Kürt duyguları yüzünden” yasaklanıyordu.
***
İran’daki katı yasaklar nedeniyle Kürtçe yayınların basımı, dağıtılması neredeyse imkansızdı. Bu yüzden Kürtçe kitaplar ve gazeteler, Irak’tan sınır kaçakçılığı yoluyla katır sırtlarında İran’a sokulmaya çalışılıyordu. Zarî Kurmancî dergisi 8. sayısında, sınır boylarında İranlı yetkililerin “tedbir” amacıyla aramalar yaptığını, Irak’tan İran’a gönderilen Kürtçe kitap ve gazeteleri bulduklarında bunları yırttıklarını ve bunları taşıyanların başlarına çok şey getirdiklerini yazıyordu. Uzun yıllar süren bu “mücadeleye” rağmen içeri sokulabilenlere karşı da “tedbirler” alınıyordu. Elle yazılıp çoğaltılanlara ağır cezalar veriliyordu, ancak rejim “yararına” olduğu düşünülen yayınlara izin veriliyordu. 1980’lerin başından itibaren ise, tıpkı Irak’ta olduğu gibi, “tehlikeli birer silah” olarak kabul edilen daktilo ve teksir kağıtlarının satışı sıkı denetime alındı. Fotokopi işletmelerinin sahipleri bile “zararlı” eserleri çoğaltmamaları konusunda özellikle uyarılmışlardı. “Zararlı” yayınlar listesinin başında ise Kürtçe yayınlar yer alıyordu.
***
Sovyet Birliği, “Kürtleri entegre etmek üzere” çıkarılmasına izin verdiği Rêya Teze gazetesinin yayınını 1938-1954 yılları arasında durdurdu. Çünkü Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan gibi Kafkasya ülkelerinde yaşayan binlerce Kürt, bu dönemde sürgüne tabi tutularak adeta Kazakistan, Kırgızistan gibi iç Asya ülkelerine doğru ölüm yolculuğuna çıkarılmıştı.
***
İlk Latin alfabesinin kullanıldığı Hawar Dergisi’nin, beş yıllık yayından sonra Fransız yönetimi tarafından yayını durduruldu. Şam’da yayın yapan dergi, 1941’den sonra tekrar yayına başladığında aynı zamanda Ronahi dergisi de yayınlandı. 1946’ya kadar yayını süren Ronahi’nin bazı sayılarında yazıların yerinde “sansürlüdür” damgası yer alıyordu. Tıpkı 1995’te Türkiye’de yayınlanan Politika gazetesinde olduğu gibi. 1946’dan itibaren Suriye’de yönetimin Arap ulusçuluğuna devredilmesiyle birlikte, kimlikleri bile olmayan Kürtler için basının adı bugüne kadar adeta “yokoluş”tur. Kürtler üzerine araştırmaları bulunan David Mcdowall, şöyle diyor: “(1958’den sonra Suriye’de) Kürt yayınlarını, hatta plaklarını bulundurmak bile sahiplerini cezaevine göndermek için yeterliydi.”
***
1932-1958 yılları arasında monarşinin hüküm sürdüğü Irak’ta, hiçbir siyasi Kürt gazetesine izin verilmedi. 1958 ihtilalinden sonra da durum değişmedi. 1960 yazında, “basın özgürlüğünün ölümü” diye Kürtlerin nitelendirdiği dönemde en az 6 Kürt gazetesi yasaklandı, bazı çalışanları tutuklandı, bazıları ise sürgüne yollandı.
***
Türkiye’de 1963 yazında Rêya Rast gazetesini çıkarmayı planlayan Kürt yayıncılar, bir ilan yayınladı. Bu ilan çalışanların tutuklanması için yeterli olmuştu ve böylece gazete ölü doğum yapmıştı.
***
1943’te İstanbul’da Dicle Talebe Yurdu idarecisi iken, yurtta öğrenciler “Kürtçe ıslık çaldıkları” gerekçesiyle gözaltına alındı, işkence gördü. 4 Mayıs 1959’da çıkardığı İleri Yurt gazetesinde Qimil isminde bir Kürtçe şiir yayınladı ve bu yüzden gözaltına alındı, işkence gördü, tutuklandı. Bin kişilik Kürt aydın ve siyasetçinin listesinde onun da adı bulunuyordu. Bu yüzden de tutuklanmıştı. 1960 27 Mayıs, 1971 12 Mart, 1980 12 Eylül darbelerinde ilk kapısı çalınanlardandı. Kendi değişiyle kaç kez gözaltına alındığını, işkence gördüğünü, tutuklandığını kendisi de artık sayamıyordu. Yazıları, kitapları sık sık yasaklandı. Öyle ki 1962’de yasaklanan kitabı aradan yarım yüz yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ aynı gerekçeyle yasak kabul ediliyor. Ve 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da faili belli bir şekilde katledildi. O Türkiye’de olup-bitenlerin hem tanığıydı hem sanığıydı hem de yargılayanıydı. O Musa Anter’di...
***
10 Aralık 1993’te Özgür Gündem gazetesinin merkezine ve bürolarına baskınlar yapılmış, çok sayıda çalışanı tutuklanmıştı. Bir süre sonra da gazete kapatılmıştı. Ardından Özgür Ülke gazetesi açıldı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzasıyla “ilgili” birimlere gönderilen “Gizli” ibareli talimattan sadece 4 gün sonra, 3 Aralık 1994’te gazetenin merkezi ve büroları bombalandı, bir çalışanı öldürüldü, yaralı durumundakiler de dahil 20’den fazla çalışanı gözaltına alındı. Mayıs 1992’den bu yana Özgür Gündem ve benzer yayınların 76 çalışanı öldürüldü, bu yayınlar hakkında yüzlerce dava açıldı, çalışanları hakkında yüzlerce yıllık cezalar istendi, sayısız kez kapatma kararları verildi.
***
Özgür Gündem ve Azadiya Welat gibi en az 10 gazete hakkında bugüne kadar en az 100 defa yargılamaksızın yayın durdurma-kapatma cezaları verildi. Son olarak Özgür Gündem, 24 Mart 2012’de kapatıldı.
***
Azadiya Welat Gazetesi Yazıişleri Müdürü Vedat Kurşun’a dünyada eşi benzeri bulunmayan bir ceza verildi: 166 yıl 6 ay. Aynı gazetenin bir diğer yazıişleri müdürü Emin Demir’e 138 yıl...
***
24 Aralık 2011’de 36 Kürt gazeteci tutuklanarak hapse konuldu. Böylece bugün itibariyle en az 106 gazeteci hapiste bulunuyor.
***
Ve Kürt basınının yüz yıllık macerasına dair daha birçok şey...
Ve bu yazı hapisteki bir gazeteci tarafından, size ulaştırılabilmesi kaygısıyla büyük oranda oto-sansüre tabi tutularak yazıldı.
İşte Kürt basınının yüzyıllık hikayesi böyle...
Ve bütün badirelere rağmen Kürt basını yoluna devam ediyor, okurları da bu yayınları seviyor, tıpkı yüzyıl önceki okurun yazdığı gibi...

NURİ FIRAT /  Kandıra 1 nolu F Tipi Cezaevi