
Bu bir yıl içinde Türkiye tarihinde karakollara olmadık düzeyde harcamalar yapılmıştır. Baraj yapımı hızlandırılmıştır. Kürdistan’daki karakollar sanki bin yıl kalınacakmış gibi tahkim edilmiştir. Bir işgal ordusu gibi kalekollar yapılmıştır. Araştırılsın, Türkiye dışında böyle karakolları ya da kalekolları olan başka bir ülke yoktur. İran Türkiye ile bu konuda yarışıyor. Onlar da Kürtlere karşı benzer kalekolları kuruyorlar. Eğer Kürdistan’da bu karakollar varsa, bu, oradaki yönetimin halktan kopuk olduğu anlamına gelir. Karakolların yüzü her yerde soğuktur. Kürdistan’da ise dondurucu, ürpertici düzeyde soğuktur. Kürt halkı bu karakolları düşman gücü olarak görmektedir.
Bu karakollar Türk devletinin halktan tamamen yabancılaşmasının, Türk ordusunun ise gerilla karşısında çaresizliğinin ifadesidir. Kürt sorununda çözüm politikası olmadığı için bu karakolları yapıyor. Bu karakollarla yeni bir savaşa hazırlanılıyor. Bu karakollar üs olarak kullanılıp askeri saldırılar yapılacaktır. Bu karakolların yapımını başka türlü izah etmek mümkün değildir.
Barajlarla Kürdistan boydan boya sular altında bırakılmak isteniyor. Bu barajlar birçok su kaynağının da kuruması anlamına geliyor. Böylece yaşam alanları daraltılıyor. Bu barajlarla Kürdistan doğasına yönelik de katliam yapılıyor. Askeri ve kültürel soykırım amaçlı bu yönlü barajlar yapmak bir suçtur. Kürdistan’ın bu barajlara ihtiyacı yoktur. Çünkü Kürdistan’da kullanılan enerjinin on katından fazlası Kürdistan’da üretiliyor. Kürdistan’da üretilen petrolü saymıyoruz bile. Önceden yapılmayan askeri yollar da bu bir yılda yapılmıştır.
Tüm bunlar AKP Hükümetinin Kürt Halk Önderi’nin başlattığı demokratik çözüm için diyalog sürecini bitirmek anlamına gelmektedir. AKP zaten bir buçuk yıllık süre içinde İmralı’ya heyet gönderme dışında bir şey yapmamıştır. Bu heyetlerle de tartışma yapma dışında bir ilerleme sağlanmamıştır. Bu diyalog ve tartışmalardan da hiçbir sonuç çıkmamıştır. Bu, toplumu aldatma ve toplumda var olan çözüm isteğini dikkate almama anlamına gelmektedir.
AKP şimdiye kadar hep sorunları gündeme koymuş, hiçbirini çözmemiştir. Özellikle Türkiye’nin en temel sorunlarına yaklaşımı böyle olmuştur. Toplumda beklenti yaratma, ama çözmeme bir tarz olarak benimsenmiştir. Bu taraz, sorunların üzerinden yaşama biçiminde bir politikanın sonucudur. Bunun en somut ifadesi de son bir buçuk yıldır izlenen politikadır. Toplumda Kürt sorununun çözümü konusunda büyük bir umut ortaya çıkmış, ama AKP bu umudu tüketmiştir. Hep çözüm sürecinden söz etmiş, ama hiçbir adım atmamıştır; ortaya çıkan fırsatları sadece söylem ve demagojilerle bitirme ve çürütme yolunu seçmiştir.
AKP Hükümetinin bu politikası ve yaklaşımı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin eylemsizlik halini, ateşkeslerini ve çatışmasızlık içine girmesini anlamsız hale getirmiş, bu yönlü süreçlerin sonunda çatışmalar daha şiddetli biçimde yaşanmıştır. AKP kendini kurnaz, ama karşısındakini ise saf olarak görmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye halkına karşı duyduğu sorumluluk böyle anlaşılmıştır. Bu yaklaşımla AKP sadece Kürtler açısından değil, tüm Türkiye halkları açısından çok tehlikeli bir siyasi parti haline gelmiştir.
AKP nasıl yaklaşırsa yaklaşsın, karakollara, barajlara ve yol yapımına izin verilmemeliydi. Bu konuda HPG de ciddi biçimde eleştirilebilir. Ancak tüm halkın ve demokrasi güçlerinin buna fırsat vermemesi gerekirdi. Barajları, karakolları yıkmalı, yolların yapılmasına izin verilmemeliydi. Eğer HPG ateşkes yaptıysa halk ve demokrasi güçleri devreye girmeliydi. Bu konuda sorumluluk yerine getirilmemiştir. Devlet ve hükümetin bu tür sorumsuz ve art niyetli yaklaşımları karşısında HPG’nin de, halkın da, demokrasi güçlerinin de eylem yaparsak süreç bozulur gibi yaklaşımla hareket etmesi çok yanlış olmuştur. Zaten böyle yaklaşıldığı için Kürt Halk Önderi’nin başlattığı süreç geliştirilmemiş, sonuçta da süreç gelişmeden AKP tarafından bitirilmiştir. Kuşkusuz bu duruma zamanında müdahale etmediği için Kürt Özgürlük Hareketi ve HPG eleştirilebilir. Esas sorumluluk bunlara aittir. Ancak demokrasi güçleri ve halk da AKP’nin bu tutumuna müsaade etmemeliydi. Böyle yapılmadığı için Kürt Halk Önderi’nin çok isabetli bir biçimde geliştirdiği politika ve başlattığı önemli bir hamle geliştirilememiştir.
Doğru politikalar kendiliğinden sonuç almazlar. Doğru politikalar ancak doğru araçlar ve eylemlerle pratikleşirse başarılı olurlar. Kürt Halk Önderi doğru bir hamle yapmış; ancak bunun gerektirdiği çaba ve mücadele yürütülmediği için önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Kürt Halk Önderi demokrasi güçlerine ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne çok önemli zemin ve fırsat yaratmıştır; ancak bu aylar esas olarak seyredilerek geçirilmiştir. Bırakalım doğru mücadele yöntemlerini geliştirmeyi, demokratik özerkliğin inşası için bile ciddi adımlar atılmamıştır. Ama devlet kendi sistemini güçlendirmek için birçok adım atmıştır. Bu gerçekler Kürt Halk Önderinin adımlarının doğru anlaşılıp pratikleştirilmediğini göstermektedir.