Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin henüz belli düzeyde kırıldığını belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, şunları söyledi: “Şu açıktır; mücadele, Türkiye demokratikleşip Kürt sorunu çözülene kadar sürecektir. Direnişçilerin söylediği gibi mücadeleleri devam edecek. Önder Apo, açlık grevini bırakın, dedi; mücadeleyi durdurun demedi.”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, açlık grevi ve ölüm orucu direnişçilerinin kararlılığı ve etraflarında oluşan kamuoyu baskısının, AKP-MHP iktidarını zor durumda bırakarak, adım attırdığını söyledi. Karasu, direniş sayesinde tecridin mahkum edilerek kırıldığını belirterek, Kürt halkının evlatlarının fedailiğinin altını çizdi. Karasu, hiç kimsenin Kürt halkının özgürlük mücadelesini durduramayacağını vurgulayarak, “Bu fedailik artık Kürt’ün damarında vardır. Kürt gerçeği, dünyaya duyuruldu” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’de dün akşam yayınlanan Ülkeden programına katılarak, soruları yanıtladı.

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri eylemleri sonucu 8 yıl aradan sonra Öcalan’la 22 Mayıs’ta ikinci bir görüşme gerçekleşti. Öncelikle bu görüşme hakkında neler söylemek istersiniz?

Kuşkusuz 8 yıl aradan sonra görüşme yapıldığı için anlamlı ve önemlidir. Binlerce direnişçi, tecridin kalkması için eyleme geçti. Kürt halkı, dünyada ve Türkiye’de demokrasi güçleri destekledi; Kürt anaları gerçekten büyük bir direniş ortaya koydu. İktidar, bunun sonucu zorlandı. Ölüme giden bu kadar insan konusunda duyarsız kalmak her iktidar için büyük bir itibar kaybıdır. Bu kadar insan ölüme gidecek, zaten zindanlarda birçok tutsak kendini yaktı, yaşamlarını ortaya koydular, yine Avrupa’da Uğur Şakar ve bir yurtseverimiz yaşamlarını ortaya koydu. Bu kadar ciddi bir olay karşısında iktidar duyarsız kalamazdı. Bunların sonucu 8 yıl sonra 2 Mayıs’ta ilk görüşme oldu, 22 Mayıs’ta ikinci görüşme oldu. CPT de Önder Apo’yla görüşmüş. CPT’nin görüşmeye gelmesi de Avrupa’daki halkımızın, direnişçilerin büyük baskısıyla oldu. Bu yönlü bir kamuoyu oluştu. Bu kamuoyu sadece Avrupa’da değil, dünyada, Ortadoğu’da oluştu. Türkiye’de zaten önemli bir gündem oluştu. Kürt halkının temel gündemi haline geldi. Bu durum karşısında bu görüşme oldu. Bu yönüyle bizim açımızdan Önder Apo’yla görüşme olması önemlidir. Çünkü bu devlet, bu iktidarın Önder Apo üzerinde tam tecrit uygulayarak Önder Apo’yu unutturma, politik kişiliğini orada sessizliğe gömme biçiminde bir politik yaklaşımı vardı ama hem Türkiye’deki siyasal gelişmeler hem direnişçilerin tutumu böyle bir görüşmeyi ortaya çıkardı. Bunu, hem direnişçilerin tutumu olarak görmek lazım hem de Türkiye’de ortaya çıkan siyasal durumla, Ortadoğu’da gelişen gelişmelerle bağlantılı görmek lazım. Çünkü bu tecrit, Kürt halkı üzerindeki baskı, Türkiye’deki iktidarı da siyasi güçleri de zorladı. Tecritle birlikte Kürt halkına baskı yapılıyor, savaş politikası izleniyor; bunların hepsi Türkiye’yi büyük sıkıntı içine soktu. İşte bu ortamda da direnişçiler eyleme geçince böyle bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmenin gerçekleşmesinde rolü olan Leyla Güven’i saygıyla selamlıyoruz. Büyük bir yurtseverlik duygusuyla, demokratik bilinçle, tecritle demokratikleşme arasındaki bağı, tecritle Kürt halkının özgürlüğü, Türkiye’nin demokratikleşmesi arasındaki ilişkiyi çok iyi görerek ve hissederek bu eyleme başladı. Yine bu direnişi büyüten binlerce zindandaki yoldaşlarımızı selamlıyoruz. Nasır yağız, Güney’deki diğer eylemcilerin, Avrupa’da 14 yoldaşımızın, yine Melle Mustafa Tuzak, İmam Şiş, Şiyar Xalil ve daha birçok yoldaşımızın bu direnişleri ve özellikle de beyaz tülbentli Kürt analarının tüm baskı ve zulme rağmen dimdik duruşları ve tecride karşı mücadele etmeleri bu durumu ortaya çıkardı. O bakımdan direnenlerin hepsini saygıyla selamlıyoruz, Hareketimiz adına onlara minnet borçluyuz. Önder Apo’nun bu görüşmesini ve Önder Apo’nun 2013 duruşunu, siyasi anlayışını, sorunlara çözüm yaklaşımını kamuoyuna yansıtmasını sağladıkları ve böyle bir fırsat ortaya çıkardıkları için onlara da sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Bu fedakarlıklar, bu emekler, yine şehadetler; Zülküf yoldaş, Medaya yoldaş, Zehra yoldaş, Ayten yoldaşımız, bütün bu yoldaşların fedakarlıkları bu noktaya getirdi. Bu bakımdan Zülküf, Ayten ve diğer şehitlerimizi de minnetle ve saygıyla anıyoruz. Onların mücadelesi her zaman yaşatılacaktır. Onlar unutulmayacaktır. Onlar Önderliğe, Kürt halkının özgürlük davasına büyük bağlılığın şehitleri olarak Kürdistan tarihindeki ve mücadelemizdeki yerlerini alacaklardır.

Sayın Öcalan bu direnişlerin amacına ulaştığını, teşekkür ederek artık yeterli olduğunu belirtiyor. Bu çağrıyı nasıl anlamak gerekiyor ve önemi nedir?

Önder Apo 2 Mayıs’ta da aslında eylemlerin bırakılması çağrısı yapmıştı ama tabi ki eylemciler yaşamlarını ortaya koydu, büyük fedakarlık gösterdi; bu açıdan bir defalık bir görüşmeyle eylemlerini bırakmak istemedi. Haklı olarak Önderlik üzerindeki tecridin kalkmasını istiyorlardı. Nitekim ölüm orucu başladı ve kamuoyu daha etkili hale geldi. Adalet Bakanı açıklama yaparak yasağın kalktığını söyledi; hükümet ve devlet adına taahhüt altına girdi. Önemli bir kamuoyu baskısı oluştu. Önder Apo üzerindeki tecridi de gayri meşru ve kabul edilemez kıldı. Bu ortamda yeniden görüşme yaptırdılar. Önder Apo da tekrar bırakılmasını istedi. Bunu dikkate alarak zindandakiler de bıraktı. Önderlik, bizimle görüşüldü, taahhüt de yaptılar, kamuoyu da oluştu, bu bakımdan sizin eylemleriniz amacına ulaştı, dedi. Belki tecrit tümden kalkmamış olabilir, görüşmeler tekrar sürecek mi sürmeyecek mi bu da belli değil. Önderlik de avukatlara bir daha sizi görüştürürler mi görüştürmezler mi bilmiyorum, bu ilerde belli olur, diyor. Çünkü zaman gösterecek. Artık Türkiye’de siyaset o kadar günü birlik olmuş ki, söz veriyor yapmıyor. Türkiye’de gerçekten yönetimlerin, iktidarların söyledikleri birbirini tutmuyor. Oturmuş devlet anlayışı, siyaset tarzı, yaklaşım olmadığı için gerçekten önümüzdeki aylarda süreç ne olur tümden bilemeyiz ama tecrit teşhir olmuştur, meşruiyeti kalmamıştır, gayri meşru, gayri ahlaki, gayri hukuki, keyfi bir uygulama olduğu netleşmiştir. Bundan sonra tecridi sürdürmek bu iktidar için de kolay olmayacaktır. Sürdürmek isteseler de zorlanacaklardır. Şimdi mücadeleyle tek kişiye uygulanan hukuk teşhir oldu. Tecridin tamamen siyasi olduğu biliniyordu ama daha fazla teşhir oldu, bunu dünya kamuoyu, herkes duydu, hatta demokrasi güçleri de birçok çevre de şunu söyledi; tecrit kalkmadan Türkiye’de demokratikleşme olmaz. Tecritle demokratikleşme arasındaki bağ da anlaşıldı. Bu yönüyle Önder Apo’nun eylemlerin bırakılması doğrultusundaki açıklaması anlamlı ve buna da zindandaki yoldaşlarımız uydu. Artık Kürt halkı da demokrasi güçleri de zindandakiler de bizler de tecritle yan yana yaşamayız. Bunu aylardır açıkça gösteriliyordu.

Öcalan, 2 Mayıs’ta yapılan görüşmede toplumsal uzlaşıdan, onurlu barıştan, demokratik siyasetten bahsetmişti. Bu son görüşmede de bu konuların demokratik çevre tarafından tartışılmasını olumlu karşılıyor. Bu açıdan nasıl bir önemi var?

Önder Apo, avukatların açıkladığına göre yine vurgulamış, hatırlatmış. Demokratik bir müzakere, bir süreç olmadığını, bu yönlü yanlış bir yaklaşıma girilmemesi gerektiğini vurgulamış. Önder Apo bu görüşmeler vesilesiyle kendi tutumunu yine ortaya koymuştur. Önder Apo’yla ne zaman görüştürülse Önder Apo Türkiye’nin demokratikleşmesinden, Kürt sorununun demokratik çözümünden, bunun için demokratik siyaset yolunun denenmesinden, toplumsal uzlaşmadan, demokratik müzakereden söz edecektir. Önder Apo, 2 Mayıs’ta bu konudaki düşüncelerini, tutumunu ortaya koyduğu gibi bu görüşmede de bu yönlü kamuoyunda yapılan tartışmalardan memnun olduğunu, daha fazla tartışılması gerektiğini, Türkiye’nin buna ihtiyacı olduğunu belirtmiş, hatta kendisinin de demokratik siyaset, onurlu barış, demokratik müzakere, Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda üzerine düşeni yapabileceğini söylemiştir. Bu hem Önder Apo’nun duruşunu hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin duruşunu ifade ediyor. Önder Apo, savaşla, Kürt halkı ile Türk halkını düşman yapan politikalarla bir yere varılamayacağını, ancak Türk-Kürt kardeşliğiyle, toplumsal uzlaşıyla, demokratik siyasetle, akılla bu işlerin çözülebileceğini söylüyor. Yani öyle çözülemeyecek bir sorunun olmadığını, demokratik zihniyet olursa bunun olabileceğini vurguluyor. Bu yönlü düşüncelerini yine belirtmiş. Tartışmalar olmuş ama daha fazla tartışılmasını, bu düşüncelere daha fazla sahiplenmesini istiyor. Özellikle demokrasi güçlerinin, Türkiye halklarının buna sahiplenmesi gerekir, çünkü Türkiye’nin geleceği burada. Bu yönüyle Önder Apo’yla görüşmelerin böyle bir anlamı da var. Bir de Önder Apo’nun Türkiye açısında nasıl bir anlam taşıdığını, özellikle Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorunu konusundaki konumunun ne olduğu bir daha görüldü. Bütün Türkiye halkları gördü. Çünkü yılardır Hareketimiz ve Önder Apo için Türkiye halkları nezdinde olumsuz bir imaj, olumsuz bir algı yaratılıyor. İşte Önder Apo’nun bu yaklaşımı bu olumsuz algılara da bir cevap olmuştur. Zaten Türkiye halkı bir arayış içinde, bunu görüyoruz. Artık eski yol ve yöntemlerle; savaş ve zorla sorunların çözülemeyeceğini, Önderliğin ilk görüşmede vurguladığı gibi kutuplaşmayla olmayacağını Türkiye halkları da görüyor. Bu açıdan Önder Apo’nun açıklamalarını, bu mesajını Türkiye’deki böyle bir siyasal süreçte söylemesi de anlam ifade ediyor. Önder Apo’nun bu söylemleri, bu tutumu Türkiye halklarında, demokrasi güçlerinde, gerçekten sorumluluk taşıyan siyasi çevrelerde yankısını bulacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü konusunda doğru anlayışın gelişmesinde Önder Apo’nun bu mesajlarının etkisinin olacağına inanıyoruz.

Eylemler sonlandırılıyor ancak direnişin devam edeceği vurgulanıyor. Bu tarihi kazanımların korunması ve geliştirilmesi için Kürt halkı ve Türkiye halkları neler yapmalı, nasıl bir yol haritası izlemeli?

Şu açıktır; mücadele Türkiye demokratikleşip Kürt sorunu çözülene kadar sürecektir. Daha ne Türkiye demokratikleşmiş ne de Kürt sorunu çözülmüştür. Bu açıdan gerçekleşen, Önder Apo üzerindeki tecridin belli düzeyde kırılmasıdır ya da Türkiye’de var olan anayasa ve yasaların belli düzeyde uygulanmasıdır. Türkiye’nin önündeki en temel sorun demokratikleşme sorunudur ve Kürt sorununun çözümüdür. Bu da ancak mücadeleyle, demokratik zihniyetin gelişmesiyle, demokratik toplumla, demokrasi güçlerinin harekete geçmesiyle olur. Dünyanın hiçbir yerinde kendiliğinden olmuyor. Halkların mücadelesiyle, örgütlülüğüyle, demokrasi güçlerinin tutumuyla demokratikleşme gelişiyor, sorunlar çözülüyor. Bu yönüyle direnişçilerin söylediği gibi mücadeleleri devam edecek. Önder Apo, açlık grevini bırakın, dedi; mücadeleyi durdurun demedi. Hatta bir eleştiri olarak da Gandi’nin hem açlık grevini yaptığını, toplumsal mücadeleyle desteklediğini ve sonuç aldığını söylüyor. Bu yönüyle de açlık grevlerini sonlandırırken tabi ki mücadele devam ediyor. Daha etkili yol ve yöntemlerle mücadele edilmesi gerektiğini söylüyor. Hala Kürt halkı ve Türkiye halkları üzerinde baskı var. Her gün tutuklama var. Zindanlarda binlerce kişi var; bunlar bile başlı başına mücadele gerekçesi. Bu bakımdan Türkiye’de büyük bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. Demokrasi güçlerine düşen görev, demokrasi güçlerinin birliğini ve ortak hareketini sağlamak, mücadeleyi geliştirerek baskıcı, otoriter, sömürücü anlayışları geriletip Türkiye’yi demokratikleştirip Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin diğer sorunlarını çözmektir. Bugün halklara düşen görev budur.

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eyleminde yer aldınız, bu eylemdeki şehadetlere şahitlik ettiniz. Leyla Güven öncülüğünde yürütülen açlık grevi eylemleri 7 ay boyunca sürdü, tarihi bir eylem gerçekleştirildi. Bu direniş ve direnişçiler için neler söylemek istersiniz?

Tabi başta da belirttik, hepsini saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakarlık ortaya konuldu. Şu görüldü ki, Kürtler fedai bir toplum haline gelmiş. Zindandaki yoldaşlarımızın hepsi fedaidir. Hepsi 14 Temmuz çizgisindedir. 14 Temmuz çizgisini yenilgiye uğratmak mümkün değildir. Bütün yoldaşlarımız hepsi peş peşe şehit düşebilirdi. Zaten eğer bu çağrı olmasaydı, eylemler durmasaydı yavaş yavaş şehadetler gerçekleşecekti. Çünkü ölüm orucuna başlanmıştı, onlar şehadete ulaşacaktı, onlar sonuç almazsa diğer gruplar devreye girecekti. Kesinlikle zindandaki yoldaşlarımız bu tecridi kırmak için fedaice yaşamlarını ortaya koyacaklardı. Bu herkesi harekete geçirecekti. Bu yönüyle biz zindanlardaki yoldaşlarımızın bu kararlarına inanıyoruz, saygıyla selamlıyoruz. Gerçekten saygı duyulacak tutumdur. Hepsi fedaidir, Önderlik fedaisidir, Kürt halkının fedaileridir. Kürt halkının böyle evlatları var. Dağda da var, zindanda da var, her yerde var. Bu bakımdan hiç kimse Kürt halkının özgürlük mücadelesini durduramaz. Kürtler yok edilmedikleri müddetçe Kürt halkının özgürlük mücadelesini kimse durduramaz. Bu fedailik artık Kürt’ün damarında vardır. Kadınıyla, genciyle fedaidir. Bu yönüyle bu direnişler böyle bir mesajı herkese verdi. Dağda gerilla nasıl fedaice savaşıyorsa, şehadete gidiyorsa zindandaki yoldaşlarımızın da hepsinin fedai olduğunu, hepsinin yaşamını ortaya koyacak militanlar olduğunu herkes gördü. Evet, zindandakiler militandır. Belki yakalanmışlardır ama dağda nasıl ki siperde göğsünü siper edip şehit düşüyorsa, her türlü saldırıya karşı büyük direniş içindeyse zindandaki yoldaşlarımızın konumu da budur. Onlar da gerilladır, hepsi fedaidir, yaşamını verecek arkadaşlarımızdır. Dışarıdakileri de gördük, arkadaşlarımızı gördük, Avrupa’da gördük. Avrupa’nın merkezinde fedaice yaşamlarını ortaya koydular. Uğur Şakar kendi yaşamını ortaya koydu. Arkadaşlar, herkes kendini feda etti. Hareketimiz çağrı yaparak durdurdu. Eğer durdurulmasaydı bugün yüzlerce insan fedaice yaşamını ortaya koyardı. Zindan direnişçileri, Kürt gerçeğini sadece Türkiye halklarına değil dünyaya duyurdu.

Türkiye’de sorunların çözümü için demokratikleşme, Kürt sorununun çözümünü, Alevilerin çözümünü istiyorlar. Ne kadar farklı kimlikler varsa ya da baskı varsa sorunların çözümünü istiyorlar. Yine yoksulların, emekçilerin, kadınların sorunlarının çözülmesini istiyorlar. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesini istemektir. Zaten Kürtler özgürleşmeden Türkiye de demokratikleşemez.

Bu açıdan onları bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyoruz, tarihi bir direniş yaptılar, 82’deki ‘Büyük Ölüm Orucu’ direnişiydi, bu da ‘Büyük Zindan Direnişi’ oldu. Gerçekten çok büyük oldu. Binlercesi kendisini fedaice ölüme yatırdı. Bu bakımdan unutulmayacak ve bu eylem tarihteki yerini alacaktır. Bu eylem Kürt’te yeni bilinç oluşturdu. Bu eylem yeni bir siyasal mücadele dönemini ortaya çıkardı. Bu açıdan Önder Apo’nun dediği gibi eylemleri yerini bulmuştur, yeterlidir, sonuç almıştır.

2 Mayıs’ta gerçekleştirilen görüşmenin ardından yaptığınız açıklama ve değerlendirmelerle bu görüşmenin eylemlerin sonucu olduğunu hep vurguladınız. Ancak bazı kesimler bunun ısrarla seçime yönelik olduğunu söyleyerek farklı yorumlara girdiler. İkinci görüşmenin ardından bu konuya yaklaşırsak İstanbul seçimleriyle bir bağı var mı bu görüşmelerin?

Şimdi Önder Apo zaten bu görüşmelerde İstanbul seçimlerini hiç tartışmıyor. Önder Apo’nun esası Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Türkiye’de yılda üç-dört seçim oluyor. Sorun şu seçim bu seçim değil. Elbette seçimler de önemlidir. Seçimlerde demokratik bir anlayışın çıkması, demokrasi güçlerinin güçlenmesi önemli tabi ama Önder Apo bu görüşmelerde kendisinin genel tutumunu, genel demokratik anlayışını ve Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceğini ortaya koyuyor. Bu konuda başta demokrasi güçleri olmak üzere herkese sesleniyor. Bu yönüyle bu görüşmelerin seçimler ile bir ilgisi yok. Seçimle bağdaştırmak doğru değil. Kürt sorunu zaten bütün partilerin sorunudur. En başta da demokrasi güçlerinin sorunudur. Onlar bu konuya duyarlıdır. Bu açıdan bu görüşmelerin seçimle bir ilgisi, bağı yoktur. Zaten partiler tutumlarını ortaya koymuşlardır. HDP’nin 31 Mart’taki tutumu ortadadır. HDP herhalde kısa bir sürede Türkiye’de çok büyük gelişmeler olmadığı takdirde tutumunu değiştirecek değildir. Zaten değiştirmedikleri ortadadır. Onlar zaten tutumlarını ortaya koymuşlardır, sürdürüyorlar. Bu yönüyle bu görüşmelerin seçimle bağını ortaya koymak spekülasyondur. Bu spekülasyonları çeşitli çevreler yapabilir. Tecrit, Türkiye’nin anayasa ve yasalarında olmayan, fiili olarak uygulanmış bir şeydi. Buna karşı da demokrasi güçleri, halkımız, zindandakiler tepki ortaya koydu. Belirttiğim gibi tecrit savunulamaz hale geldi. Bu kadar insanların ölümüne göz yummak her iktidarı, herkesi yıpratır. Her türlü ölümler ortaya çıkabilirdi. Bu daha da yıpratıcı olabilirdi. Bu yönüyle bu tabi ki direnişlerin eylemlerin sonucu bu görüşme olmuştur. Böyle anlamak lazım. Kürt Özgürlük Hareketi’nin, Önder Apo’nun siyasi düşüncesinin ne olduğu bellidir. Önder Apo’nun bütün çabası on yıllardır Türkiye’nin demokratikleşmesi doğrultusundadır. Kürt sorununun ancak demokratikleşme temelinde çözüleceğine inanan bir siyasi çizgiye sahiptir. Bu bizim için de geçerlidir. Türkiye’deki demokrasi güçleri de zaten on yıllardır bunu gördüler. Türkiye’de demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülemez. Bu açıdan bizim siyasi yaklaşımımız bellidir. Önder Apo da bu konuda herhangi bir şey görüşmelerde söylememiştir. Böylelikle genel bakışını yaklaşımını ortaya koymuştur. Zaten Önder Apo da farklı bir yaklaşım tutum ortaya koymazdı.

 

ANF/BEHDİNAN