• Rêber Apo, İmralı görüşmelerinde Kürtlerin kolektif haklarıyla hukuka dahil edilmesi, yasal ve anayasal kabuller; yeni vatandaşlık tanımından Kürtçe eğitime; kendini yönetmekten gerekirse öz savunmaya kadar temel noktaların altını çiziyor.
  • Rêber Apo, dışarıya yansıyan ve yansımayan izahatlarında, "Demokratik siyaset de önemli ama hukuk daha geniş yer kaplıyor. 60 milyon Kürt var. Kürtlerin hukuku olmalı, sen Kürt'ün hakkını vermezsen Kürtler ne yapacak?" diye soruyor.

 

Rêber Apo, Türkiye'nin "anayasa sorunu" olduğuna dikkat çekerek, "Kanun var, yasa var ama gerçek bir anayasa yok. 100 yıldır yapamıyorlar. Anayasa yok, çünkü Kürt yok. Anayasanın olabilmesi için Kürt'ün varlık ve özgür olarak katılması lazım. Böyle mümkündür" diyor. Kürt meselesinin yüzeysel yaklaşarak çözülemeyeceğini; öyle 'birkaç terörist gelsin' demekle olamayacağını vurgulayan Rêber Apo, "Bu yaklaşım, sorunu halının altına süpürmek olur" diyor.

Rêber Apo, 27 Şubat 2024 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'yla PKK'den kongresini toplamasını ve kendisini feshetmesini istedi. PKK, bu çağrı doğrultusunda 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12. Kongresi’ni topladı. 12 Mayıs’ta yapılan açıklamayla, silahlı mücadele stratejisine son verildiği ve PKK’nin örgütsel yapısının feshedildiği açıklandı. Rêber Apo, PKK sonrası perspektifini, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu'nda ana hatlarıyla ortaya koydu. Rêber Apo, yeni dönemi kurgularken demokratik toplum örgütlenmesinin yanı sıra Kürt sorununun çözümüne dair de önemli tespitlerde ve önerilerde bulunuyor. Sadece Kürtlerin değil, ülkedeki tüm halkların ve inançların bir arada nasıl eşit ve özgür bir şekilde yaşayabileceğinin perspektifini sunuyor. İmralı Cezaevi'nde 2 yıla yakın bir süredir devam eden tartışmalarda bu konu hep gündemde. Bu noktada bazı görüşler dışarıya yansıdı. MA'dan Azad Altay, dışarıya yansıyan ve yansımayan tartışmalar ışığında Kürt sorununun çözümüne dair neler konuşulduğunu işledi.

Rêber Apo, Kürt sorununu; Kürtlerin vatanlarında inkar edilmesi, siyasi iradelerinin bastırılması, şiddet politikalarıyla boyun eğmeye zorlanması, dil ve kültür temelinde özgür gelişimlerinin yasaklanması olarak değerlendiriyor. Cumhuriyet tarihi boyunca devam eden tekçi politikalarla Türk-Kürt tarihsel bağlarının zayıflatıldığına işaret ediyor. Bu bağların güçlendirilmesi ve "köprülerin onarılması" için de sık sık Kürtlerin hukuk içine dahiliyetinin altını çiziyor. Rêber Apo'nun Ağustos 2025 tarihli görüşmedeki sözleri şöyle: "Hukuk en önemli boyut. Demokratik siyaset de önemli ama hukuk daha geniş yer kaplıyor. Kürtlerin hukuku olmalı, sen Kürt'ün hakkını vermezsen Kürtler ne yapacak? 60 milyon Kürt var. Dört parçaya bölünmüş."

Kürtçe yasağına son verin

Rêber Apo'nun Şubat 2025'te yapılan görüşmede yaptığı değerlendirmeler ise bir hayli dikkat çekici: "Bu Cumhuriyet kesinlikle Kürtsüz inşa edilmedi. Şimdi inkar ediyorlar, her gün bıçak saplar gibi her sözü söylüyorlar. Ben de iddia ediyorum ki; en az senin kadar bu Cumhuriyet'in mayasında, temelinde biz varız. Neden sonrasındaki anayasa, Kürtleri dıştaladı? Bu ayrı bir tartışma, üzerine çok şey söylenebilir. Zaten PKK’nin özü, bu inkara isyandır. 50 yıl böyle geçmiştir. Ondan önce de 30 isyan oldu. En son devlet ile kurduğumuz diyalog, bu masa ile sonuçlandı. Bu masa, isyanı sona erdirme, isyanla birlikte varsa ayrılıkçılığa, anticumhuriyetçiliğe son verme, çatışma unsurlarına son verme masasıdır. 30 isyanın bilançosu var. Aynı dönemde Kürtlüğün ve Kürtçenin yasaklanma hali de var. Buna da bir son verme zamanı geldi, masada."

Kürtlük, kolektif bir varlıktır

Rêber Apo, aynı görüşmede Kürtlüğün "kolektif bir varlık" olduğunun altını çiziyor: "Bu varlığın inkar edilmemesi, mimarinin kurulması anlamına gelmez. Öyle ceza kanunlarındaki bir iki değişiklikle bu yapılamaz. Bu mimarinin temel ipuçları, yani entegrasyonun temel ilkeleri 27 Şubat bildirgesinde var. Bu bir siyasi programdır ve yetkililerin zımni onayıyla çıkabilmişti. Bazıları eksik mi anladı, sanki silahlar devreden çıktı, birkaç ceza maddesi değişikliğiyle seçim ortamına göre birkaç reformla bu işi yaparız, diye düşündüler. Yasa ihtiyacını bugünkü Cumhurbaşkanlığı sistemi de yaşıyor. Yasal temeli oturmadı. Bu, Kürtler için de geçerli. Mimari için yasal temel gerek. 10 Şubat 1922'de olduğu gibi bir Kürt Reform Yasası'na ihtiyaç var. Mimari, yasasız ve ilkesiz olmaz. 27 Şubat ilke bütünlüğüdür aslında. Oradaki amaçları şimdiden açıklayabilirim."

Vatandaşlık bağı devlet iledir

Rêber Apo'nun bu görüşmede değindiği bir başka nokta ise anayasadaki vatandaşlık tanımıdır. "Vatandaş, devlete olunur; millete olunmaz. Vatandaşlık bağı, devlet ile kurulur" diye vurgulayan Rêber Apo, şunları belirtiyor: "Millete aidiyet olmaz, devletin ulusal kimliğine bağlılığı ifade eder. Millete, mezhebe bakmaz. Yurttaşlık; etnisitesi, dili, mezhebi, hatta düşünce sistemine bakılmaksızın devlete bağlılığı ifade eder. Sosyalist mi kapitalist mi, İslam mı Hristiyan mı, Kürt mü Arap mı fark etmez. Hepsi devlete vatandaş olabilir. Ortaçağ felsefesinde vatandaşlık değil, tabi olmak vardır. Özgür yurttaş, anayasal vatandaşlıktan da geniştir. Dininde özgür olacak, milliyetinde özgür olacak, mezhebinde özgür olacak ve modern düşüncesinde özgür olacak. Türkiye’deki vatandaşlık tanımı bunu karşılıyor mu? Biraz muğlaktır. Dinsel, ideolojik ve milliyetsel/ulusal anlamda varlığımızı özgürce ifade edeceğiz ve örgütleyeceğiz. Zaten örgütlenme, ifade özgürlüğü kapsamındadır. Devlet içinde, devletin bütünlüğünü de esas alan bir şekilde. Buna anayasal vatandaşlık da diyebilirsiniz."

Türklük, vatandaşlık tanımı değil

Rêber Apo, şöyle devam ediyor: "En sıkıntı duyulan nokta şu:  anayasadaki Türklük tanımı bir vatandaşlık tanımı değildir; ulus tanımıdır. Ulusun varlığının da tanınmaya ihtiyacı yoktur. Özgür yurttaş dinini, mezhebini, düşüncesini ifade ederken ne kadar özgürse ulusal aidiyetini ifade ederken de o kadar özgür olmalıdır. Başkasına dinini, dilini empoze edemiyorsan, milliyetini de etmeyeceksin. Herkes kendi milliyetini, kimliğini özgürce ifade eder. Böyle bir anayasa maddesi için niye o kadar kıyamet koparılıyor. Seni zorla Türk yapacağım, seni zorla İslam yapacağım, seni zorla kapitalist yapacağım; bu faşizmdir. Burada ifade özgürlüğüne kesinlikle bağlı kalınması istenecek."

Ana ilkeleri ve örgütlenme modeli

Demokratik toplum ve toplumun örgütlenme modelleri üzerinde duran Rêber Apo, şunları kaydediyor: "Demokratik toplum, özgürce toplumsal hüviyetini inşa eder. Toplumun kendi ekonomik, kültürel unsurları var. Bunları özgürce inşa etmeli. Sağlık örgütleri, eğitim, spor kurumları, okulları olur. Avrupa’da da var. Güçlü devlet bunun esnekliğini gösteren devlettir. Bunlar entegrasyonumuzun ana ilkeleri ve örgütlenme modelidir. Burada üniter devlet de dahil milliyetçilik, dincilik anlamına gelecek bir şey yok. Demokratik toplumun kurumları ve inşasından söz ediyoruz. Tabii ki şiddet de yoktur."

Kendini yönetme hakkı olmalı

Yerel demokrasinin öneminin altını çizen Rêber Apo, "Yerel demokrasi dediğim şu: Bir kent ya da köy olabilir, bunların kendilerini özgürce ifade etme ve kendi kentlerini, köylerini yönetme hakkı olmalıdır. Yerel yönetimin şartları belli. Suriye’de de Irak’ta da uygulanacak ana ilke, buralara kendini yönetme hakkının tanınmasıdır. Demokratik yönetimdir bu... Ben, Türkiye'yi Kürt korkusuna dayalı siyasetten kurtarıp Kürtlere dayalı bir siyasete geçirmeye çalışıyorum. Tarihte Kürtleri bir kenara bırakarak bu yapılmadı. Kürtleri bir fobi, korku halinde görmekten çıkarıyorum." 

Kürtçe eğitim de olacak

Kürtçe eğitim de Rêber Apo'nun üzerinde durduğu bir başka başlık: "Ben yarın kendi sivil toplumumu inşa edeceğim. Hayvanlar bile kendi seslerini çıkarırlar, kimse müdahale etmez. Kürtler tabii ki kendilerini eğitecekler, Kürtçe eğitim olacak. Türkçe eğitim de olsun. Kürtçe zamanla daha çok gelişir... Buna karşı kıyamet koparmanın bir alemi yok."

Demokratik siyaset ve hukuk

Rêber Apo, Temmuz 2025 tarihli görüşmede, şunları söylüyor: "Şimdiki programımızın stratejisi demokratik siyaset, taktiği hukuktur. İkisini birleştirerek demokratik toplumu hayata geçireceğiz. Savaşla inşa edilecek bir toplum değil, demokratik topluma demokratik siyasetle gidilir. Bir hukuki yasaklama olmayacak... Kürtler kendini demokratik bir toplum olarak inşa edecekler. Elbette bunu yaparken kendilerini kendi dilleriyle eğitecekler. Çocuğunu kendi diliyle eğitemeyen insan hayvandan beterdir. İnsan olup da çocuğuna dilini öğretmeyen var mı? Kendini eğitecek. İster yasa çıkar, ister çıkmaz. 'Ulus-devletiz, resmi dilimiz var', tamam bir şey demiyoruz ama kendini yönetecek. Bir belediyesi var, el koyarsan, ikinci gün isyan örgütlenir. Sonuna kadar ifade özgürlüğü alanı olacak. Belediyeler kapatılmayacak, oraya demokratik yollarla gelen demokratik yollarla gidecek. Aksi, isyan sebebidir. Biri suç mu işledi, belediye meclisi toplanır, başkan yeniden seçilir ya da vekaleten belirlenir. Aynı şey milletvekilleri için de geçerlidir.”

Üç temel yasa önerisi

Rêber Apo, çözüm noktasında ise şu yasa önerisinde bulunup demokratik entegrasyonun bunlarla sağlanabileceğini vurguluyor: "Demokratik toplum yasası, özgür yurttaş yasası ve genişletilmiş yerel yönetim yasası. Cumhuriyet'in demokrasiyle taçlandırılması bu. Bu üç yasa, yüzyıllık demokrasi sorununu da çözer. Bunlardan sonra kimse isyan gereğine girmez, köklü çözüm olur. Çözelim, yeterince isyan oldu, artık çözüme doğru gidelim." 

Gerektiğinde öz savunması da

Kürtlerin hukuki haklarına dair tartışmaların yapıldığı bir başka görüşmede Rêber Apo, tekrar şunları belirtiyor: "Burada önemli olan Kürtlerin bir bütün olarak hukukun içerisine alınması. Bir sürü şey söyleniyor. İşte 42. madde 66. madde deniliyor. Böyle olmaz, bunlar çözüm değil. Vatandaşlık tanımı için bağı olan herkes Türk'tür deniliyor. Kürt için de olsa uygun çözüm değil bunlar. Önemli olan Kürtler bütün olarak hukuka girmeli, bu kabul edilecek mi edilmeyecek mi?. Siyasi ve hukuki boyutu bu yüzden söyledik. Demokratik toplum olarak varlığını hukukta görecek, sonra da özgürce ifade edebilecek. Gerektiğinde öz savunmasını da yapacak. Örneğin Kürtçe TV var ama yasası yok, radyo var ama yasası yok. Hukuk olacak, bunu dayatacağız. Geri adım atmayacağız. Kolektif haklar olmazsa Kürtler ne olacak? Benim barış dediğim şey ne olacak? Vatandaşlık, devlet ile olan bağı ifade eder. Devlete üyeliğini ifade eden herkes vatandaştır. Yurttaş olan, devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır."

Anayasa yok, çünkü Kürt yok!

Türkiye'nin "anayasa sorunu" olduğunun altını çizen Rêber Apo, şunları ifade ediyor: "Kanun var, yasa var ama gerçek bir anayasa yok. Gerçek bir anayasa sözleşmedir. Barış ve Demokratik Toplum gelişirse kimse 'Demokratik Anayasa' karşısında duramaz. Bu yüzden 100 yıldır yapamıyorlar. Anayasa yok, çünkü Kürt yok. Anayasanın olabilmesi için Kürt'ün varlık ve özgür olarak katılması lazım. Böyle mümkündür. Mustafa Kemal, 1923’te 'özerklik' diyor. Sonra kontrol edemeyiz deyip bırakıyor. Önce varlık kabul edilecek, şimdi az çok varlık kabul ediliyor. Sonra özgürlük."

Yüzeysel yaklaşılarak çözülmez

Rêber Apo, bir başka görüşmede de hiçbir sorunun "halının altına süpürülerek halledilmeyeceğini" belirterek, şunları söylüyor: "Yüzeysel yaklaşarak çözülecek bir şey değil. Öyle 'birkaç terörist gelsin' demekle sorun çözülmez, bunu belirtmiş olayım. Bu yaklaşım, sorunu halının altına süpürmek olur. Bunun adı da kötülüktür, bu yaklaşım sürece de kötülüktür. Tekrar ediyorum; bu büyük bir hastalık, ben buna kanser diyeyim. Kanser hastalığı aspirinle iyileşmez. Ben bunu Kürtler adına da söylüyorum. Anlamaya çalışıyorlar mı? Kandil sorunun derinliğini yakalayacak mı, göreceğiz. Devlet için de söylüyorum aynı şeyi, belli düzeyde anlıyorlar." HABER MERKEZİ