Sosyal medyanın son günleri -2-

  • Mesele, teknolojiyi reddetmekle onun bizi götürdüğü yeri kabul etmek arasında bir seçim yapmak değil. Büyük platformları kullanışlı ve çekici hâle getiren özellikleri korurken, bunları kullanıcıların dikkatini sömürmek için tasarlayan anlayıştan vazgeçen alternatifler geliştirmek gerekiyor.
  • Kamu denetimine açık algoritmalar, kullanıcıların temsil edildiği kurullar ve gözetim reklamcılığı yerine üyelikle finanse edilen platformlar geliştirilebilir. Mevcut tüketiciliğe karşı alternatifler, çeşitlilik esasına dayanan farklı yapılar olabilir. Bu yapıların amacı sadece etkileşim yaratmak değil; sağlıklı bir kamusal tartışma ortamı ve toplumsal etki oluşturmak olmalıdır.
  • Algoritmayı değiştirmek için özel araçların, eklentilerin veya gizli ayarların peşine düşmeniz gerekmemeli. Hangi algoritmanın içerikleri önünüze getireceği, platformun sizin adınıza yaptığı gizli bir tercih olmamalı. Algoritma seçimi kişisel bir özellik olmaktan çıkarılıp temel bir kullanıcı hakkına dönüştürülmeli.
  • Dijital ve medya okuryazarlığı dersleri müfredata giriyor. Bu durumu bireysel bir beceri değil; bir kamu altyapısı, toplumsal korunma kapasitesi ve uzun vadeli bir yatırım olarak düşünelim. Amacı öğrencileri ve dolayısıyla kullanıcıyı yalnızca tüketici değil, algoritmaları sorgulayan ve dijital kültüre yön veren insanlar olarak yetiştirmek; sadece güvenli içeriği değil, onun önlerine nasıl geldiğini de anlatmaktır.

James O’Sullivan* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Sosyal medya bize bağlantı vaat etti. Sonunda elimizde kalan ise tükenmişlik oldu.

Sosyal medyayı baştan tasarlamanın en radikal yolu, aslında en tanıdık modellerden birine dönmek olabilir: Bu platformları özel şirketlerin işlettiği eğlence merkezleri gibi değil, kamu hizmetleri gibi düşünmek.

Kamu hizmeti modeli, platformların devlet tarafından işletilmesini gerektirmiyor. Kamu yayıncılarında olduğu gibi, bağımsızlık ile hesap verebilirliği güvence altına alan kurallar ve kurumlar oluşturulabilir. Bu yaklaşım, giderek daha kapalı ve denetlenmesi zor hâle gelen büyük platformların bugün izlediği yönün tam tersine işaret ediyor.

Yönetişim altyapısı

Son yıllarda Reddit ve X, API erişimini kısıtladı veya tamamen kaldırdı. Böylece dışarıdan veri erişimini ve bağımsız denetimi mümkün kılan kanallar daraldı. Oysa milyarlarca insanın iletişim kurduğu ve kamusal tartışmaları etkileyen altyapılardan söz ediyoruz.

Başka bir model düşünelim. Algoritmaları kamu denetimine açık sosyal ağlar. Kullanıcıların temsil edildiği yönetişim kurulları. Gözetim reklamcılığı yerine kamu kaynakları veya üyelik aidatlarıyla finanse edilen platformlar. Amacı mümkün olduğunca fazla etkileşim yaratmak değil, sağlıklı bir kamusal tartışma ortamı oluşturmak olan yapılar. Yalnızca kaç kişinin kullandığına değil, toplum üzerindeki etkisine de düzenli olarak bakan sistemler.

Meta'nın Gözetim Kurulu kendisini içerik denetimi kararlarına karşı bağımsız bir itiraz mekanizması olarak tanımlıyor. Ancak yetki alanı sınırlı ve kurulun kararlarının etkisi büyük ölçüde Meta'nın kendi uygulamalarına bağlı. X'in Topluluk Notları ise kullanıcıların içerikleri birlikte değerlendirmesine olanak tanıyor, ancak sistemin nasıl çalıştığına ilişkin bazı önemli noktalar kullanıcılar açısından yeterince açık değil ve resmi bir hesap verebilirlik mekanizmasının yerini tutmuyor.

Her iki örnek de mevcut platform modelinin üzerine eklenmiş mekanizmalar. Platformun kendisini değiştirmiyorlar.

Gerçek bir kamu hizmeti yaklaşımında ise hesap verebilirlik sonradan eklenen bir özellik olmaz. Platformun nasıl çalıştığının temel parçalarından biri olur.

Avrupa Birliği, Dijital Pazarlar Yasası ve Dijital Hizmetler Yasası ile bu alanda önemli adımlar attı. Ancak bu düzenlemelerin temel amacı mevcut platformların davranışlarını denetlemek. Baştan farklı platformlar nasıl kurulabilir sorusuna henüz kapsamlı bir yanıt vermiyorlar. ABD'deki yaklaşım ise daha parçalı.

foto:AFP

Alternatif platformlar mümkün mü?

Alternatifler farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Belediyelerin yerel katılım için işlettiği platformlar olabilir. Meslek kuruluşlarının yönettiği profesyonel ağlar olabilir. Kütüphanelerin veya diğer kamu kurumlarının işlettiği eğitim ve bilgi paylaşım alanları olabilir.

Buradaki temel fikir çeşitlilik. Tek bir platformun herkese aynı hizmeti vermesi yerine, farklı toplulukların kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği, yönetim biçimi açık ve hesap verebilir dijital alanlardan oluşan bir ekosistem.

Elbette kamu tarafından işletilen platformların da kendi sorunları olur. Devletin işin içine girmesi siyasallaşma, sansür veya propaganda riskini beraberinde getirebilir. Bu nedenle mesele yalnızca “platformu kim yönetecek?” sorusundan ibaret değil. Platformun nasıl yönetileceği, hangi hakların korunacağı ve kimin hangi kararlardan sorumlu olacağı en baştan tasarlanmalı.

Amaç bir “Dijital Hakikat Bakanlığı” kurmak değil. Amaç, belirli topluluklara hizmet eden, bu toplulukların katılımıyla yönetilen ve şeffaflık, kullanıcı hakları ve kamu yararı gibi açık ilkelere bağlı dijital hizmetler oluşturmak. Teknik açıdan bunun bazı parçaları zaten ortaya çıkmaya başladı.

Mastodon ve Threads'in kullandığı ActivityPub ile Bluesky'ın AT Protocol'ü, sosyal ağların tek bir şirketin kontrolünde olmak zorunda olmadığını gösteriyor. Bu tür sistemlerde kullanıcıların kimliklerini ve sosyal bağlantılarını koruyarak farklı hizmetler arasında hareket etmesi mümkün.

Ama teknik altyapı tek başına yeterli değil. E-posta da merkezi olmayan bir protokole dayanıyor. Buna rağmen bugün e-postaların büyük bölümü birkaç büyük şirketin altyapısından geçiyor.

Maria Farrell ve Robin Berjon'un Noema'da yazdığı gibi, interneti yeniden daha açık ve dağıtık bir yapıya kavuşturmak gerekiyor. Bunun için yalnızca yeni protokollere değil, bu sistemlerin büyük ölçekte çalışmasını sağlayacak kurumlara da ihtiyaç var.

Sosyal ağlar için kredi kooperatiflerini örnek alabiliriz.

Kredi kooperatiflerinde üyeler yalnızca hizmet alan kişiler değildir; aynı zamanda kurumun sahipleridir. Benzer bir model sosyal ağlarda da uygulanabilir. Tek tek kullanıcıların veya küçük toplulukların kendi başlarına karşılayamayacağı bazı ihtiyaçlar ortak kurumlar tarafından karşılanabilir.

Örneğin küçük topluluklar ortak bir moderasyon hizmetinden yararlanabilir. Kullanıcılar, hesaplarını ve geçmişlerini kaybetmeden bir platformdan diğerine geçebilir. Kullanıcıların veri hakları konusunda toplu olarak pazarlık yapabileceği mekanizmalar oluşturulabilir. Kullanıcı verilerinden elde edilen gelirin bir bölümü, yalnızca büyük içerik üreticilerine değil sıradan kullanıcılara da geri dağıtılabilir.

Algoritmalar yeniden düzenlenebilir mi?

Bir başka önemli konu da algoritmalar. Bluesky'ın AT Protocol'ü, kullanıcıların kimliklerini ve sosyal bağlantılarını farklı hizmetler arasında taşıyabilmesini hedefliyor. Sistem ayrıca kullanıcıların farklı içerik algoritmaları arasında seçim yapmasına izin veriyor. Bu, kullanıcıya daha fazla kontrol verilmesi açısından önemli bir adım.

Ancak bunların çoğu hâlâ tek tek platformlara ve geliştirici topluluklarına bağlı. Kullanıcının algoritmasını gerçekten seçebilmesi henüz genel bir standart değil. Platformlar arasında geçiş de oldukça sınırlı.

Eksik olan şey, algoritma seçimini kişisel bir özellik olmaktan çıkarıp temel bir kullanıcı hakkına dönüştürecek daha genel bir yapı.

Bir sosyal ağ kullandığınızı düşünün. İçeriklerin nasıl sıralanacağını siz seçebiliyorsunuz. İsterseniz gönderileri kronolojik sırayla görüyorsunuz. İsterseniz sizi takip eden ve sizin de takip ettiğiniz kişilerin paylaşımlarını öne çıkaran bir sistem kullanıyorsunuz. İsterseniz bulunduğunuz bölgeden veya konuştuğunuz dilden içerikleri ağırlıklandırıyorsunuz.

İsterseniz normalde karşılaşmayacağınız farklı görüş ve konuları önünüze getiren bir sistem seçiyorsunuz. İsterseniz de güvenilir kurumların veya belirli toplulukların hazırladığı editoryal listeleri takip ediyorsunuz.

Bunların çoğunu teknik olarak bugün yapmak mümkün. Bazıları zaten mevcut. Sorun, kullanıcıların bunlar arasında kolayca seçim yapamaması.

Algoritmayı değiştirmek için özel bir araç kullanmanız, bir tarayıcı eklentisi yüklemeniz veya gizli ayarların peşine düşmeniz gerekmemeli. Hangi algoritmanın içerikleri önünüze getireceğine karar vermek, platformun sizin adınıza yaptığı gizli bir tercih olmamalı. Bu, sosyal ağın temel özelliklerinden biri olmalı. Hatta zamanla bir kullanıcı hakkı olarak görülmeli.

foto:AFP

Dijital okuryazarlık: Kamu sağlığı meselesi

Belki de en önemli adım, dijital okuryazarlığı yalnızca bireyin kendi sorumluluğu olarak görmekten vazgeçmek. Dijital dünyada sağlıklı biçimde hareket edebilmek, artık toplumun genel olarak sahip olması gereken bir beceri.

Bunun için insanlara yalnızca sahte haberleri nasıl fark edeceklerini öğretmek yeterli değil. Algoritmaların ne gördüğümüzü nasıl belirlediğini, platformların tasarımının davranışlarımızı nasıl etkilediğini ve bu sistemlerin dikkatimizi nasıl kullandığını da anlamamız gerekiyor.

Bazı eğitim sistemleri bu yönde adım atmaya başladı. Dijital ve medya okuryazarlığı dersleri müfredata giriyor. Araştırmacılar ve eğitimciler ise bu eğitimin erken yaşlarda başlaması ve ortaöğretim boyunca temel bir beceri olarak devam etmesi gerektiğini savunuyor.

Amaç, öğrencilerin her gün kullandıkları dijital ortamları sorgulayabilmesini sağlamak. Onları yalnızca içerik tüketen kullanıcılar olarak değil, dijital kültürün nasıl şekilleneceği konusunda söz sahibi insanlar olarak yetiştirmek.

Algoritmaları anlamak mı?

Bunun önemli bir parçası da algoritmaları anlamak. Bir öneri sistemi neden belirli bir videoyu karşınıza çıkarıyor? Bir gönderi neden diğerinden daha fazla kişiye ulaşıyor? Hangi içerikler neden öne çıkarılıyor? Platformlar hakkınızda topladığı verileri, size ne göstereceğine karar verirken nasıl kullanıyor? Ve daha önemlisi, size gösterilmeyen şeyleri kim belirliyor?

Bu soruların cevaplarını bilmek, dijital dünyada temel bir beceri hâline geliyor.

Bunu milyonlarca insana öğretebilmek için dijital okuryazarlığı herkesin kendi başına edinmesi gereken bir beceri olarak görmemek gerekiyor. Bu aynı zamanda bir kamu altyapısı meselesi. Bir bakıma toplumun dijital dünyada kendini koruyabilme kapasitesi.

Bunun için öğretmen eğitimine, müfredat geliştirmeye ve kütüphanelerle okulların dijital okuryazarlık merkezleri olarak kullanılmasına uzun vadeli yatırım yapılabilir.

İnsanlara yalnızca hangi içeriğe güvenip güvenmeyeceklerini öğretmek yeterli değil. İçeriğin önlerine nasıl geldiğini anlamalarını sağlamak da gerekiyor.

Bunun yanında bazı temel korumalar da düşünülebilir.

Örneğin gizlilik ayarlarının varsayılan olarak kullanıcıyı koruması. Bir gönderi aniden çok yüksek etkileşim almaya başladığında, yayılmasını daha da hızlandırmak yerine kısa bir bekleme süresi uygulanması. Platformlarda büyük algoritma değişiklikleri yapılmadan önce bunların olası etkilerinin değerlendirilmesi. Platformların kullanıcı davranışını nasıl yönlendirdiğini ve hangi yöntemleri kullandığını kamuya açık biçimde gösteren sistemler oluşturulması.

Bunların amacı platformları gereksiz yere yavaşlatmak değil. Kullanıcıların fark etmeden maruz kaldığı mekanizmaları görünür hâle getirmek.

Bir platformun insanları daha uzun süre içeride tutmak için hangi yöntemleri kullandığını herkes görebiliyorsa, bu yöntemleri sorgulamak da mümkün hâle gelir.

foto:AFP

Sonuç

Mesele, teknolojiyi tamamen reddetmekle onun bizi götürdüğü yeri olduğu gibi kabul etmek arasında bir seçim yapmak değil. Büyük platformları kullanışlı ve çekici hâle getiren özellikleri korurken, bu özellikleri kullanıcıların dikkatini sömürmek için kullanan tasarım anlayışından vazgeçen alternatifler geliştirmek gerekiyor.

Bunu yalnızca bireysel tercihlerle başaramayız. İnsanların sosyal medyayı daha az kullanması elbette bir fark yaratabilir, ancak sorunun tamamını çözmez. Aynı şekilde, düzenlemeler gerekli olsa bile tek başına yeterli olmayabilir. İhtiyacımız olan şey, dijital ortamların nasıl olması gerektiğini yeniden düşünmek ve buna uygun sistemler kurmak.

Bugün bildiğimiz sosyal medya biçimi yavaş yavaş etkisini kaybediyor. Bundan sonra internetin nasıl şekilleneceği ise henüz belli değil. Daha küçük, daha sakin, daha bilinçli ve daha hesap verebilir dijital alanlar oluşturmak mümkün. Bu alanlarda başarı, takipçi sayısı veya etkileşim oranıyla değil, insanların birbirini ne kadar iyi anladığı ve kurdukları ilişkilerin ne kadar anlamlı olduğu üzerinden değerlendirilebilir. Algoritmalar da kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmak yerine, içinde bulundukları toplulukların ihtiyaçlarına hizmet edebilir.

Sosyal medyanın bugünkü biçiminin sona ermesi, internetin sonu anlamına gelmiyor. Tam tersine, çevrimiçi olmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek için bir fırsat yaratabilir. İnsanların yalnızca içerik tüketmek veya görünür olmak için değil, gerçekten iletişim kurmak ve kendilerine yakın insanları bulmak için kullandığı dijital alanlar mümkün.

Bu sistemleri biz kurduk. Dolayısıyla onları değiştirebilir ve daha iyilerini kurabiliriz. Mesele, bunu yapmaya karar verip vermeyeceğimiz.

* James O’Sullivan, dijital beşeri bilimler ve kültürel analitik alanında tanınan İrlandalı bir profesör ve yazardır. University College Cork’ta Dijital Kültür ve Kültürel Analitik Profesörü olarak dersler vermekte ve buradaki çalışmalarıyla teknoloji ile kültürün kesişim noktalarını incelemektedir.

İki bölümde yayımladığımız bu metin, Noēma Magazine'de yayımlanan analizden çevrilmiş ve kısaltılarak derlenmiştir.

Kaynak link: https://www.noemamag.com/the-last-days-of-social-media/