O halde Dersim katliamı nedeniyle özür dilemenin birinci koşulu, yüzlerce yıl boyunca yaratılan alevi düşmanlığından dolayı özür dilemektir.
Laik Türkçü CHP, Dersim’in Kürtlüğünü yok etmek için nasıl bir kanlı yoldan yürüdüyse, AKP’nin devraldığı zihniyet de Dersim’in Aleviliğini yok etmek için o ölçüde irinli bir yoldan yürümüştür.
CHP Dersim Kürtlüğünü darağaçlarında iple, mağaralarda zehirli gazla öldürerek yok etmek istemişse, AKP’nin devraldığı zihniyet de Dersim Aleviliği’ni “mum söndü” zehirli iftirasıyla manen öldürerek yok etmek istemiştir.
Dersim halkı devletin en iki yüzlü tuzağının kurbanı olmuştur. Devlet, Türkçülük ideolojisiyle Dersimlinin Kürtlüğünü yok etme ve buna karşılık onun “aleviliğini” sünni çoğunluğa karşı laiklikle “koruma” oyunu oynamıştır. Bu oyunda Kemalistlerin rolü neyse, Yavuz sünniliğinin devamcısı Erdoğan-Gülen zihniyetinin rolü de aynıdır.
CHP Dersim halkından, onun Kürtlüğünü soykırımla yok etmek suçu işlediği için özür dilemek zorundaysa, AKP de Dersim halkından, onun Aleviliğini kirletmek suçu işlediği için özür dilemek zorundadır,
Ama nasıl bir özür olmalıdır bu özür?
Erdoğan’ın yaptığı gibi bir özür olmamalıdır. Çünkü bu özür, tarihimizin bu kanlı sayfasına “tükürür” gibi yapılmış bir özürdür. Baştansavmadır. Ciddiyetsizdir. Milyonlarca Kürdün ruhunda derin yaralar açan, milyonlarca Türkü ise Kürt ve alevi düşmanlığı ile zehirleyen bu kanlı tarihsel olay karşısında AKP başının takındığı tutum yüz kızartıcıdır. Başbakan sanmaktadır ki, “kendisi” bir özür dilerse, tarihin bu kanlı sayfası bembeyaz olacak... Olmaz. Çünkü tarihin kanlı sayfaları böyle karakuşi kararlarla, cambaz perendeleriyle aklanmaz. 1938 yılından beri milyonların hafızasından silinmeyen bir katliamın, bir “özürle” hafızalardan silinmesini bekleyen kişi kendisini “peygamber” yerine koymaktadır.
Bir devlet yetkilisinin bu gibi durumlarda özür dilemesi, muazzam bir sosyo-psikolojik arınmanın, kültürel, toplumsal, eğitsel çabaların en son halkasıdır yalnızca. Milyonlarca Türk’ün hafızasından resmi tarihin yalanlarını çıkarıp atmadan, her Türkün ruhunda Dersimliye karşı “suç işlemiş olmanın” özeleştirisini içselleştirmeden dilenen “özür”, işlenen “kabahatten” de beter olur.
Alman halkı Nazileri yargılamadan, yıllar ve yıllar süren amansız bir kendini suçtan arındırma çabasına girmeden, işlenen suçların bilmeyerek de olsa ortağı olmanın gerektirdiği bir özeleştiri içinde yoğrulmadan, savaştan bir gün sonra, “literatürde varsa özür dileriz” deseydi, sizce ne olurdu? Rezil olurdu. Uslanmadığı anlaşılırdı. Böyle bir özürün, suçtan paçasını kurtarmak isteyen katile özgü bir hile olduğunu bütün insanlık daha o anda anlardı.
Başbakan’ın özürü işte böyle bir özürdür...
Bu özürden hareketle, binlerce insanın tutuklandığı, dağların bombalandığı, Dersim’in baraj suları altında bırakılmak üzere olduğu bir ortamda, “iyi şeyler olacak” diyenlere gelince...
Bunlar bu suların altında kalan “ölü ruhlar”dır. Köle ruhlardır. Zavallı ruhlardır. Başbakan’ın Kemalistlerden hiç de farklı olmayan kendini beğenmişliğini alkışlıyorlar. Daha dün Dersim Belgeselini yasaklayan Hükümetin başına, “özürden” dolayı methiyeler düzüyorlar. Onun eline geçen yargı, Dersim katliamıyla ilgili bütün suç duyurularını birer birer redderken ve Dersim katliamını meşru ilan ederken, bunlar “özürü” güzel günlerin habercisi sayıyorlar.
Dersim katliamından özür dilemek, devlet olmanın değil, insan olmanın gereğidir. Böyle bir özür dileme süreci, Kürt sorununda çözümsüzlük sona ermeden başlayamaz. Naziler yıkıldıktan sonra işbaşına gelen Adenauer bir yandan Holokost nedeniyle Yahudilerden özür dilerken, diğer yandan, diyelim ki Nazi kalıntılarının korunduğunu söyleyerek bu kalıntılara karşı harekete geçen Yahudileri tutuklasaydı ne olurdu? Çok şeyler olurdu, ama “özür” özür olmaktan çıkardı.
Başbakan “özür” dilerken, rakip partiye “gol” atan bir Kasımpaşalı topçu olarak konuştu. Öyle konuştuğu için rakibine”bana Ermeni diasporası benzetmesi yapanın alnını karışlarım” diye haykırdı. İçindeki “ırkçı jenositçiyi” yenemeyenler, tarihteki jenositten dolayı özür dileyemezler. Dileseler de hiç kimse bunu ciddiye almaz.
Şimdi bu ülkenin Türk-sünni çoğunluğu Başbakan’dan hesap sormalıdır: Madem böyle ayak üstünde, “literatürde varsa” diyerek, bu kanlı geçmişi bir özürle geçiştirecektiniz, neden bizi Kürde, Aleviye düşman ettiniz ve hala düşman etmektesiniz...