Rojava’da ilan edilen Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi’ne ilişkin Kürt basınında, özellikle KDP’ye yakın basın organlarında çıkan haberlere bakınca, federasyonun ilanına sevinmeli mi, yoksa üzülmeli mi diye karar veremedim. Haberlerin veriliş tarzı bende öyle bir his yarattı ki, bir an ‘acaba bu Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ya da Demokratik Suriye Federasyonu sistemi Kürtler için bir kazanım mı, yoksa değil mi?’ ikilemi bir an belirdi zihnimde. Akılda ilk oluşturulmak istenen de ‘Rojava’da Kürtlük terk edildi’ izlenimiydi.
Fakat ironik olan da Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi ilk kurulduğu zamanlar bunu beğenmeyip, alay edenlerin şimdi de ismi Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu şeklinde değiştirilince, sanki daha önce Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nu çok kabul etmişler de değiştirmesinden rahatsız oluyorlarmış gibi bir tutumla ‘vay PYD Rojava ismini çıkardı, Kürtlüğü terk etti’ diye kıyamet koparmalarıdır.
O da bir yana, haberin manşetine ‘Suriye hükümeti: Kuzey Suriye Federasyonunu kabul etmeyeceğiz’ cümlesini taşırken bile, adeta Suriye rejiminin bir Kürt oluşumunu kabul etmemesinden duyulan memnuniyetin hissiyatı hakim kılınıyor. Okurken ben de inanamıyorum, bir Kürt medya organı nasıl böyle yazar diye. Ama yazmış…, yazmaya da devam ediyor.
Evet, maalesef bazıları bunları yaparken de Kürtlük adına yapıyor, yazıyor, konuşuyor. Ama bunlar Rojava’da, kendileri dışında hiçbir Kürt örgütünü görmek istemedikleri için, orada PYD ya da başka bir hareketin olmasındansa orada Suriye rejimini, Türk devletini, hatta DAİŞ’i görmeyi tercih ediyorlar.
Onlar ki zaten, Şengal’i DAİŞ’e teslim etmeyi hazmediyorlar, ama orayı başka bir Kürt gücünün kurtarmasını hazmedemiyorlar.
Türk devletini ve ordusunu önüne katıp Şengal’e götürmeyi kabul ediyorlar, ama başka bir Kürt partisinin Şengal’de bulunmasını kabullenemiyorlar.
Halep’te küçük bir mahallenin YPG’nin kontrolünde olmasını Kürtlerin genel bir kazanımı olarak görmektense, Suriye ve ÖSO arasında imzalanan ateşkesin YPG’yi kapsamadığına ve Kürtlerin oradan çıkarılacağına seviniyorlar.
Yine aynı zihniyet ki, Güney Kürdistan topraklarının şu an dahi Türk devletinin işgali altında olmasını kendilerine yedirebiliyorlar, ama bir başka Kürt örgütünün bölgedeki varlığını kabullenemiyorlar.
Üstelik tüm bunları biri Kürt siyasi partisi olma adına yapıyor, diğeri de habercilik adı altında. Buna da objektiflik diyorlar, ama alttan alta Türk devletini, ÖSO’yu, Suriye rejimini ve daha ne kadar Kürt düşmanı varsa hepsini şirin göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Öyle bir haldeler ki, Cerablus’un, Bab’ın, Halep’in işgal edilmesinden rahatsız olmuyorlar, YPG’nin eline geçmesindense Türklerin işgal etmesinden memnuniyet duyuyorlar ve bu memnuniyetlerini gizleme gereği dahi duymuyorlar.
Sorun sadece Rojava’da yaşananlar değil tabi ki. Bundan tam bir yıl önce Cizre’de insanlar bodrumlarda canlı canlı yakılırken, o insanların çığlıkları tüm dünyaya yayılmasına rağmen ne KDP ne de ona yakın medya organları o insanların çığlıkları hiç duymadı. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Şırnak’ta ve daha nice yerlerde o direnen, ölen, öldürülen insanların kendisiyle aynı soydan gelen bir Kürt evladı değilmiş gibi, onların direnişini tamamen Türk Genelkurmayı’nın dilinden alarak verdiler. Hısım, akrabayız dediği insanların öldürülmesini katillerinin ağzından alıp verdi ve algıyı katillerin istediği şekilde yarattı. Ve buna da Kürtlük dedi ve ortalıkta ahkam kesip, Kürt olduğunun propagandasını yapmaya ve başkalarını Kürt olmamakla suçlamaya başladı.
Cizre’de yaşanana hala bir katliam demeyen, Türk devletinin Güney Kürdistanı ve Rojava’yı işgal ettiğini bangır bangır bağırmayan, Rojava’daki kazanımların tüm Kürtlerin kazanımı olduğunu itiraf etmeyen bir zihniyet asla Kürt olamaz. Kürtçe de yazsa, Kürtçe de konuşsa o dil Kürt dili değildir, çünkü zihniyeti Kürtlerin değildir. Keramet Kürtçe konuşmakta değil, keramet Kürtlerin aklıyla konuşmaktadır. Türk aklıyla Kürtçe konuşsan ne yazar. O dil ulusal birliğe hizmet eden bir dil olmaz. O zihniyet işbirlikçiliği ve ihaneti besleyen, tarih boyunca Kürtlerin ilerlemesini engelleyen ayaklarındaki pranga olur.
Kürtlerin bu yüzyılda ortaya çıkan fırsatı bir kazanıma dönüştürebilmelerinin tek yolu ulusal birliklerini sağlamalarına bağlıdır. Bunun için de her şeyden önce Kürt siyasetçilerinin ve basınının, birbirlerinden pek hoşlaşmasalar da ortak bir dil olmalıdır. Kürt halkını düşmanları karşısında zayıflatan bir dil Kürtlerin birliğine, beraberliğine zarar verir ve Kürtlerin bir yüz yıl daha kaybetmesine neden olabilir.
Bunun için Kürt siyasi partileri kadar Kürt basını da ne yaptığını, ne yazdığını bilmeli. Neyin Kürt ulusal çıkarlarına hizmet edeceğini, neyin zarar vereceğini iyi hesap etmeli.