Sur'dan çığlıklar yükseliyor, İdil havadan karadan bombalanıyor ve bu vahşi imha ve göçertme hareketinin devam edeceğini bizzat devlet gücünü elinde bulunduranlar söylüyor, hem de üstüne basa basa. Öyle utansınlar, sıkılsınlar, vicdan yapsınlar ya da kendilerini sorgulasınlar yok. Yaptıklarının ve yapacaklarının gayet bilincinde oldukları da, yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğu da gayet net.
Tüm bu olanlar, ki nasıl tariif edilir o çocukların o anaların o insanların vahşice katledilmeleri, o dehşet anları? Gözlerimize gözlerimize, yüreğimize yüreğimize ok olup saplanırken her bir çığlık, sözler daha bir kuru daha bir kulak tırmalayıcı geliyor insana.
Birkaç ay içinde kaç insanı, kaç hayvanı öldürdükleri, kaç evi yerle bir ettikleri konusunda sayılar muhtelifse de yüzlerce insanı öldürdüklerini bilmeyen yok. İşkencenin, vahşiliğin tavan yaptığı da herkesin, hem de bu vahşeti onaylayan onaylamayan herkesin malumu.
Üstelik halen, yani bunca teşhir olmuşluğuna rağmen duruşunda ısrar eden, hatta halkla alay etme noktasında sınır aşmış bir iktidar, bir devlet var. Yıkılan binalar kentsel dönüşüm programı çerçevesinde yenilenecekmiş, hak ettiği modern görünüme kavuşturacaklarmış Sur'u, Cizre'yi. Dünya mirası tarihini koruyacaklarmış oraların. Tarihi sadece bir kaç taş parçasına indirgeyerek, insansızlaştırarak korumak mümkünmüş gibi...
Nitekim ıssızlaşan bir coğrafyayı, devlet teröründen korunmak için göç eden Kürtleri izliyoruz aylardır. Rumları, Ermenileri yurtlarından göçerken gösteren eski fotoğraflardan günümüze çıkagelmiş görüntüler sanki. Kürtler de yanlarına neredeyse hiç bir eşya almaksızın ruhlarını artlarında bırakıp bir bilinmeze göçüyorlar. Ancak ne zaman o zaman, ne de Kürtlerin amacı sadece hayatta kalmak.
Başarı şansı çok zayıf olsa da, belli ki ya tutarsa diye; Kürtsüz bir Kürt coğrafyasının planı yapılmış devlet katında. Nasıl ki şimdi turist rehberleri "burada eskiden Rumlar yaşarmış", burada eskiden Ermeniler yaşarmış" gibi cümleler kuruyorlar bazı yerleri anlatırken, Kürtler için de benzer bir son murad ediliyor. Adlarını dahi unutturabilmek için belki, mezarlıklarını dahi bombalayarak silmek istiyorlar izlerini.
Yaşanmaz hale getirip, insanları yurdundan sürgün ederek ve kentsel dönüşüm adı altında mülkiyet ilişkilerinde değişiklik yaratarak, kentlerdeki popülasyonu ve demografik yapıyı değiştirme planı devreye sokulmuş. Kürtlerden boşalttıkları yerlere Suriye'den gelen Türkmenleri yerleştirecekleri yönünde söylentiler ne derece doğrudur bilemem ama Cumhuriyet tarihi bu devlet uygulamasının örnekleri ile dolu.
AKP, Kürtleri taleplerinden vaz geçirmek konusunda naçar ve ancak Kürtsüz Kürt coğrafyasında gönlünce iktidar olabileceğinin farkında. Çünkü devlet ideolojisi de AKP'nin ideolojisi de tekçi yapısını bozacak her türlü durumla ve dolayısı ile barışla kan uyuşmazlığı yaşıyor. Bunu aşmak mümkün olabilir mi? Olanı biteni doğru ve yeterince hissedemeyen ve analiz edemeyenler bu soruya "niye olmasın?" diyebilirler. Nitekim ortada masa falan kalmadı ama "müzakere masasına dönün" çağrıları, devlet terörü ve direnme hakkını aynı kefeye koyan değerlendirmeler gırla gidiyor.
Herşey bir yana, iktidarın Kürtsüz Kürt coğrafyası hayali tutar mı derseniz, asla tutmaz derim. Bunu da başka bir şeye değil, zulme karşı ve kimlik hakları için direnmeyi yaşam biçimi haline getirmiş Kürtlere güvenerek derim.