
Geliyê Teyarê katliamından sağ kurtulabilen gerillalar, yaşadıklarını anlattı.
21 Ekim gece yarısından sonra saldırının başladığını, ilk başta gerilla güçlerinin bir arada olmadığını ifade eden Nupelda Engin, şunları anlattı: “Bir ara bir grubun üzerine obüs atışları oldu. Biz olduğumuz yerde kaldık. O sırada hem keşif uçağı hem de savaş uçaklarının sesleri gelmeye başladı. Keşif uçağı zaten hiç gitmemişti, sürekli gidip geliyordu. Çelê eylemi ardından zaten alanda bir hareketlilik vardı. Hem keşif uçağı hem de kobralar geziyordu. Biz ilerlerken keşfin sesi bazen kesiliyor bazen geliyordu. Bu alanda alışık olduğumuz bir durumdur. Hem keşif, hem uçak, hem de kobra sesi. Öyle olağanüstü bir durum yoktu. Eylemden sonra düşman çevre operasyonu çıkarmıştı. Kendi karakollarının etrafına operasyonlar başlatmıştı. O bahsedilen köylerin üzerinde belli bir askeri güç vardı. Onun dışında üzerimize gelen kapsamlı bir operasyon gücü yoktu. Biz Türk askerlerini görmedik.”
Hava saldırıları tecrübem vardı
Türk ordusunun saldırıyı tamamen teknik donanımlarla gerçekleştirdiğinin altını çizen Nupelda Engin, şöyle devam etti: “Biz üçerli-ikişerli ilerliyorduk. Birden uçaklar vurmaya başladı. Önce ön tarafları vurdu. Ben alanda bulunan boş köyleri vurduğunu sandım. O sırada bir roket bizi vurdu. Daha öncesinde birçok defa uçak saldırısı gördüğüm için bu konuda tecrübesiz değilim. Uçakların nasıl vurduğunu çok iyi biliyorum. Roket yakına vurduğu zaman çok fazla etkilemiyor. İlk vurma esnasında kendimi yere attım ve bir taşın arkasına geçtim. O sırada üç tane roket vurdu. Onun dışında öyle çok ciddi bir etki yapmadı. Çok yakınımıza vuruyordu. Vuran roketler alev saçıyordu ve üzerimize gelen toprak çok sıcaktı. Normalde açık havadayken roket atışları çok fazla etkili olmuyor. Çünkü bu durumla birçok sefer karşılaştık, biliyoruz.”
Eylem’in cenazesi yanmış diyorlar...
Bombalamaların yoğun bir şekilde devam ettiğini, bulundukları alanın çok dar olduğunu, bu nedenle en küçük bir hareketliliğin hemen fark edilerek vurulduğunu aktaran Nupelda Engin, anlatmayı sürdürdü: “Yaralı bir arkadaşın kendisini sallamasıyla bile hemen vuruyorlardı. O yoğun atışlar içerisinde Eylem arkadaşın şehit düştüğünü gördüm. Şimdi cenazesi yanmış diyorlar ama şehit düştüğü sırada vücudunda ciddi bir yaralanma yoktu. Arkadaşların cenazeleri temizdi. Biz yaralı arkadaşları çıkarmaya çalışıyorduk.
Nefes alamaz hale geldim...
Atışlar sürekleşince nefes alamaz hale geldim. Göğsümde öyle bir ağrı olmaya başladı ki roket parçasının bana değdiğini sandım. Bombalar kimyasaldı. Nefes alamıyorduk ve bir süreden sonra halsiz düşmeye başladım. Aşağıya doğru yuvarlanmaya başladım. Kendime geldiğimde biraz ilerledim. Arkadaşların şehit düştüğü yerden iki yüz metre uzakta bir arkadaşla birlikte arazide kaldık. İkinci gün gece araziden çıktık. Ben yürüyemiyordum. Nefes alamıyordum. Alana bir koku yayıldı. Üzerimize asker gelmedi. Arkadaşlar şehit düştükten sonra tekrardan vurmaya başladılar. Elma armut kokusu karışımı bir kokuydu.İkimiz suyun içine girdik
O sırada ben ve bir arkadaş küçük bir suyun içine girdik. İkimiz iki gün ve iki gece orada kaldık. Yayılan koku, arkadaşlardan uzak ve suyun yanında olmamıza rağmen bizi etkiliyordu. Üzerimizdeki hırkaları suya batırdıktan sonra kafamıza sarıyor ve bekliyorduk. Bu şekilde yapılan saldırıyla düşmanın gelmeyeceğini anladım. Türk ordusu öyle bir ordu ki bizim ölümüzden bile korkan bir ordudur.”
Türk askeri iki gün sonra geldi
Türk ordusunun alana iki gün sonra girdiğini belirten Nupelda Engin, “Ben tüm yaşananları gözümle gördüm. Kimyasalın dışında çok aşırı teknik kullandı. Havanlarla arazide vurmadık taş bırakmadı. Türk ordusu zehirli, kimyasal gaz kullanmasaydı biz o kadar kayıp vermezdik” dedi.
Normal bir savaşın içinde değiliz...
Vurulan alanların gerillanın denetiminde olduğunu, kobraların bile buralara giremediğini belirten Nupelda Engin, şunları kaydetti: “Bizim elimizde sadece el bombaları kalmıştı. Ve iki gün boyunca düşmanı bekledik ama gelmediler. Eğer Türk ordusu oraya girseydi o yaralı arkadaşlar bile saatlerce çatışabilirlerdi. Eğer kimyasal kullanılmasaydı o arkadaşların hiçbiri de şehit düşmezdi. Şimdi bile gidilse o arazilerde kimyasalın etkisi hala vardır. Biz normal bir savaş içerisinde değiliz. Şimdiye kadar nasıl başarıldıysa bundan sonra da o şekilde başaracağız. Biz bu arkadaşlarımızın anılarına sahip çıkacağız. Önümüzdeki süreçte bizi bekleyen bir intikam ve savunma savaşı var.” Birliğimizle çatışma yaşanmadı 22 Ekim günü bir gerilla grubu olarak Cilo alanına göreve gittiklerini belirten gerilla Agır Horasan, Pire Köyü yakınlarında Türk ordusunun kendilerini fark ettiğini ve teknikle takibe aldığını ifade ederek, “Kısa bir sürede hem uçaklarıyla hem de obüs ve havan toplarıyla birliğimizi vurmaya başladı. Gerilla birliğimizle askerler arasında herhangi bir çatışma yaşanmadı. Tamamen kimyasal kullanıldı” dedi.
Meyve kokusuna benzer kokular...
Kendisinin grubun arkasında olduğunu ve Türk ordusunun daha çok ön taraftaki gerillaları hedef aldığını aktaran Agır Horasan şunları anlattı: “Kobralar, obüsler, tonluk kazanlar, napalm bombası yine farklı kimyasal silahlar da kullandılar. Meyve kokusuna benzer kokular geliyordu. Bu arkadaşlarımızı bu şekilde katlettiler. Ben bombaların vurduğu yerden uzaktaydım ama benim üzerimde de etkisi oldu. Şimdi bile sürekli olarak midem bulanıyor. Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor, öyle bir arazide düşman kimyasal kullanmasa oradaki arkadaşlara hiçbir şey yapamazdı. Tamamen kimyasal silah kullanıldı.” Hiçbiri ferdi silahla öldürülmedi Yaşanan son olayın Guzareş ile Pire köyü yakınlarında meydana geldiğini belirten gerilla Azat Savaş ise şunları söyledi: “Saat gece 02.00’dan sabaha kadar uçaklar yoğun bir şekilde vurdu. Hem keşif uçağı alandan gitmedi, hem de savaş uçakları sürekli olarak alanı bombaladı. Uçakların attığı bombalarda her türlü bomba vardı. Kullanılan kimyasal bombalar bizi de kısmi olarak etkiledi. Ağır bir koku vardı. Bu silahları uçaklar vurduğu zamanlar kullandılar. Havanın aydınlanmasıyla birlikte obüs toplarıyla vurmaya başladılar. Ardından kobralar geldi ve akşam geç saatlere kadar kobralar alanı bombaladı. Kobralar da sürekli olarak roket atıyordu. Arkadaşların hepsi de napalm ve kimyasallarla şehit düştü. Dar bir alandı ve uçaklar 50’ye yakın bomba atmıştı. Biz uzaktık ama kimyasalın kokusu bizi de etkiliyordu. Nefes alamıyorduk ve boğazımızda yanma vardı. Üzerimize halsizlik çökmüştü. Üç gün boyunca bombardıman yapıldıktan sonra askerler alana indirmeler yaptılar. Arkadaşların hepsi kimyasallarla şehit düştü. Arkadaşların hiçbiri ferdi silahlarla şehit düşmediler. Yoğun bir şekilde teknik kullanıldı.”
Hiç biri hareket edemedi...
İlk düşen bombaların kimyasal olduğunu, bu nedenle gerillaların çoğunun kendinden geçtiğini ve hareket edemediğini anlatan Azat Savaş, “Eğer kimyasal olmasaydı arkadaşların çoğu kurtulurdu. Biz biraz uzaktık ama bizi de etkimişti. Zor bela oradan uzaklaştık. Ama diğer arkadaşların hiç biri hareket edemediler. Şuan bile boğazımda yanma ve midemde bulanma, başımda ağır bir ağrı var” dedi.
Soludukça gözlerim yaşarıyordu...
“Bombardıman sonrası etrafı yoğun bir duman ve keskin bir koku kapladı. Arkadaşlar birden halsizleşti, mideleri bulanmaya başladı. Hareket edebilen arkadaşlar oradan biraz uzaklaşmaya başladı. Yaklaşık bin beş yüz metre uzaklaşmıştık ama yine de kimyasalın etkisi olduğumuz yerde hissediliyordu” diyen Şervan Zınar, şunları anlattı: “Kokuyu soludukça göğsüm yanıyor ve gözlerimden yaşlar akıyordu. nce süt gibi sonra yine vanilya kokusuna benzer bir koku da gelmeye başladı. Biz dört arkadaştık. Hepimiz de halden düşmüştük. Zorla yürüyorduk. O halsizlikle kendimizi bombaların düştüğü yerden uzaklaştırdık. Yoğun bir duman ve insanı kendine çeken bir koku vardı. Biz kimyasal kullanıldığını fark ettikten sonra kefiyelerimizi ıslatarak ağzımızı kapattık. O şekilde çıkabilmiştik. Şimdi bile göğsüm ağrıyor ve o kokuyu hissediyorum.”
Sonuç alamayacaklarını anlayınca...
Şeyda Salar ise Türk ordusunun insan iradesi karşısındaki çaresizliğinin nasıl namertçe bir hal aldığını anlattı: „Obüsler, kobralar, ardından savaş uçakları gelmeye başladı. Ve çok yoğun vurmaya başladı. Akşamdan sabaha kadar bombardıman yaptı. Arkadaşlardan bazıları sadece yaralandı. Hiçbir arkadaş şehit düşmedi. Uçaklar kazanlarla, roketlerle vuruyordu. Ama bir şey olmamıştı. Arkadaşlar kendilerini kurtarabilirlerdi. Uçaklar gittikten sonra önce obüs topları ardından da kobralar vurmaya başladı. Kobralar iki gün boyunca vurdu. Arkadaşlara bir şey olmadı. Düşman bu şekilde sonuç alamayacağını görünce kimyasal kullandı.
Arkadaşlar tek tek düşmeye başladı...
Kimyasal kullanılır kullanılmaz biz kimyasal olduğunu anladık. Çünkü etrafı ağır bir koku kapladı. Meyve kokusu gibi bir kokuydu. Arkadaşlar tek tek düşmeye başladı. Ama ben suya yakın olduğum için kendimi suya attım. Diğer arkadaşlarsa sudan uzaktı. Orada hiç çatışma yaşanmadı. Askerler arkadaşların olduğu yerlere gelmedi.”
DEMHAT TOLHİLDAN/DELİL ZİLAN - ANF/BEHDİNAN