Kuşaktan kuşağa cezalandırma

  •  Gazeteci Ayşegül Doğan’a, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) etkinliklerini haberleştirdiği ve yayın yaptığı için ‘terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla 6 yıl üç ay hapis cezası verildi.
  •  Doğan, “Bu ceza, devletin belleğinden bağımsız değil, bunu da gazeteciliğimi gerekçelendirerek yaptılar. Dün babam, bugün ben. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir cezalandırma” dedi.

BİRCAN DEĞİRMENCİ / AMED

DTK faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle ‘silahlı örgüt kurmak ve yönetmek’ iddiasıyla 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hakkında dava açılan gazeteci Ayşegül Doğan’ın karar duruşması önceki gün Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Doğan’ın ‘örgüt üyesi’ olmak suçlamasıyla 6 yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi.

Davaya ve verilen cezaya ilişkin görüştüğümüz Ayşegül Doğan, yargılama süreci boyunca isnat edilen suçları işlemediğini ispat etmeye çalışmak ve yaptıklarını ise neden yaptığını anlatmak durumunda bırakılmanın kendisini en çok zorlayan şeyler olduğunu söyleyerek, “En başından beri siyasi bir kararla başlatılan ve sürdürülen bu yargılamada, masumiyetimi ve gazeteciliğimi ispat etme külfetiyle karşı karşıya bırakıldım” dedi. DTK Daimi Meclis Üyesi olmakla suçlandığını anımsatan Doğan, şöyle konuştu: “Olsam ve faaliyet yürütmüş olsam çok rahatlıkla söyleyebilirim. DTK Daimi Meclis Üyesi olmanın, DTK’nin faaliyetlerini takip etmenin ya da etkinliklerine icabet etmenin bir suç olmadığını düşünüyorum. Ayrıca DTK çözüm süreci öncesi ve sonrasında da muhatap alınmış yasal bir yapılanmadır.”

Varlığı sorunlu bir dava

Son derece insani nedenlerle bir erteleme talep ettiğini söyleyen Doğan, “Bu erteleme talebinin nedeni esas hakkındaki mütalaaya karşı kendi son söz hakkımı kullanma yani savunma isteğimdi. Mahkemenin ertelenmeyişi adil yargılanma ihlalidir” diye konuştu. Siyasi iklime, atmosfere, DTK soruşturması altında yapılan yargılamalarda verilen ağır cezalara rağmen beraat ihtimalini beklediğini ifade eden Doğan, “Zaten benim için varlığı sorunlu olan bir dava bu. Sonucundan çok neden var olduğunun tartışılması gerekiyor. Çünkü varlık nedeniyle doğrudan ilgili. Bu yargılamalar hepimizle ilgili tehdit, şantaj, maalesef hapis ya da sürgün aracına dönüştü. Karar sürpriz olmadı ama bir ihtimal beraat çıkar diye düşündüğüm için şaşkınlık yarattı diyebilirim” dedi.

784 gün telefonları dinlendi

“Kararın bence hukuksal açıdan değerlendirilebilecek bir tarafı yok” diyen Doğan, şunları söyledi: “Hukuk işletilmiş olsaydı bırakın böyle bir ceza vermeyi, benim hakkımda böyle bir dava açılmamış olması gerekiyordu. Dolayısıyla ben bu davanın tamamen siyasi bir dava olduğunu ve içinden geçtiğimiz siyasal iklimle ilgili olduğunu düşünüyorum.”

Şüpheli olmamasına rağmen 2010-2012 yılları arasında 784 gün boyunca usulsüz bir biçimde telefonlarının dinlendiğini ve 2018’de bunu bir soruşturma konusu yaparak ifadesine başvurulduğunu hatırlatan Doğan, şöyle devam etti: “Dolayısıyla bütün bunların çözüm süreci akamete uğradıktan sonraki bir döneme, böyle bir ittifak sürecine denk gelmesi tesadüf değil. Yargılanan, yargılanmak istenen şey yaptığım gazetecilik faaliyeti olduğu gibi aynı zamanda yaptığım gazeteciliğin kendisi. Dolayısıyla bir takım söyleşilerim ve editörümle konuşmalarım da dosyada yer alıyor. Hukuken değerlendirebileceğim bir süreçle karşı karşıya olmamama rağmen istinaf ve Yargıtay sürecini bekleyeceğiz.”

Kuşaktan kuşağa aktarılan

Doğan, daha önceki bir duruşmada mahkeme başkanının avukatlara dönüp “Bildiğimiz Orhan Doğan’ın kızı mı?” diye sorduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamladı: “Devletin bir belleği var, aldığım ceza bu bellekten bağımsız değil, bunu da gazeteciliğimi gerekçelendirerek yaptılar. Dün babam, bugün ben... Kuşaktan kuşağa aktarılan bir cezalandırma, maalesef.”

Adeta tarihi silmeye çalışıyorlar

Kararı değerlendiren Av. Mehmet Emin Aktar, “Öncelikle, burada bir suç soruşturması yok, yani suç oluşturan bir eylemden dolayı yapılan bir yargılama yok” diyerek, “Özellikle 2016 sonrası dönemde siyasal iktidar, devlet politikasında bir dönüşüme giderek Kürt meselesini yok saymaya başladı. Önceki dönemde Kürt meselesinin çözümüne yönelik bütün çalışmaları, oluşturulmuş platformları, girişimleri, müzakerelerin tümünü unutturmaya çalışıyorlar. Adeta o tarihi silmeye çalışıyorlar” dedi.

DTK önemli bir platform

DTK’nin Kürt meselesinin tartışıldığı önemli platformlardan biri olduğuna dikkat çeken Av. Aktar, şunları söyledi: “Bütün Kürtlerin ve Kürt olmayanların da gelip kendilerini ifade ettiği, düzenlenen çalıştaylarla, konferanslarla insanların görüşlerini dile getirdiği bir açık tartışma platformuydu, bir zemindi. Bu platforma katılarak görüş ifade eden, katkı sunan, neredeyse bütün bireyler bugün cezalandırılma tehdidiyle karşı karşıya. Bunların içinde gazeteciler, avukatlar, siyasetçiler, hekimler, değişik mesleklerden, sendikacıların da olduğu çok fazla sayıda insan var. Bu dava da buna ilişkindi.”

Öç alınması gereken düşman

“Bu dönemde karşılaştığımız bu tür siyasal yargılamaların tümünde suç oluşturan bir eylemden söz etmiyoruz” diyen Aktar, “Siyasal iktidarın, devlet iktidarını kullananların hoşlanmadığı, kendilerine uygun düşmeyen fikirleri beyan eden herkes cezalandırılması gereken, öç alınması gereken bir düşman niteliğindedir ve böyle bir cezalandırmaya gidiyor” şeklinde konuştu.

Ayşegül Doğan’ın şahsında verilen mahkumiyet kararının da bu türden bir ceza olduğunun altını çizen Aktar, sözlerini şöyle tamamladı: “Ayşegül Doğan hakkında söylenen şey, bir kaç telefon sohbeti ve gıyabında bir kaç konuşma bir de katıldığı bir konferans. Bunların dışında da Doğan hakkında ileri sürülebilecek bir delil de yok. İddia da yok ortada. Umarım bu karar Yargıtay’dan döner ve Ayşegül Doğan bundan dolayı özgürlüğünden yoksun kalmaz.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.