Eli kazma, kürek tutan herkes için Kobanê savunması Allahın emridir.
7’den 70’e Her Kürdistanlı Kobanê’nin gerillasıdır.
Suruç Belediye Eşbaşkanı Orhan Şansal dün şöyle dedi: “Daha önceden de Suruç’un Kobanê olduğunu söylemiştik”...
Evet. Suruç Kobanê’dir, Kuzey Kürdistan Rojava...
Ya Türkiye?
Türkiye nedir?
Türkiye’nin ne olacağı, Kobanê’de kararlaştırılacak. Maazallah Kobanê düşerse, Türkiye de düşecek...
IŞİD çetelerinin saldırılarıyla düşmeyecek...Tersine, hükümetin “IŞİD saldırılarını bahane edip, Rojava topraklarında tampon bölge kurma” adına atacağı “işgalci ve ilhakçı” adım yüzünden “çözüm sürecinin düşmesiyle” birlikte düşecek...
Her şey ayan beyan açıktır. Hükümet “çok zekice” ama aynı zamanda “karşısındakini ahmak sanma aymazlığı“ ile tehlikeli bir kumar oynuyor. Musul’da “Devletler hukukuna göre Türk toprağı” olan Musul konsolosluğunun binalarını, arazisini ve “hepsi de Türk uyruklu” olan, Irak’taki “Türk milletini” IŞİD’e terk ederek, IŞİD’e ilk darbeyi indirmesi gereken NATO ülkesi olarak, bu “uluslararası mükellefiyetten” yakasını kurtardı: “Mazeretim var, asabiyim ben” şarkısı eşliğinde, “rehinelerim var, uluslararası koalisyona giremem” bahanesine sığındı. Çünkü onun IŞİD’den “beklentisi” var.
Nedir bu “beklenti”?
İşte bu “beklentinin” ne olduğu şimdi dünyanın gözleri önünde ortaya çıktı: IŞİD’in Kobanê’ye topyekün saldırı ve bu saldırıyı bahane ederek Türk ordusunun Rojava topraklarının bir bölümünü “işgal ve ilhak” etmesi... Böylece Rojava Devrimini tehdit etmesi ve ilk fırsatta Rojava Devrimini yıkması...
IŞİD Rojava’ya karşı, Türkiye hesabına savaşıyor. Amerikan müdahalesinden önce TC için acele ediyor.
Ve Başbakan harekete geçiyor. Nasıl harekete geçiyor? Kürdistan halkını yine “anlamaz” sanarak, “şekere bulanmış zehirli” laflarıyla harekete geçiyor. Şöyle diyor:
“Suriye sınırından gelebilecek göç akını için valilere gerekli talimatları verdik. Ne gerekiyorsa yapacağız. Temel hedefimiz, sınırdan yardım çalışmalarını yürütmek.”
“Sınırdan yardım çalışmaları” demek, Türkiye sınırlarının “ötesinde” Kobanê’den göçen insanlara yardım adı altında ilk “tampon bölgeyi” kurmak, ilk “işgal ve ilhak adımını atmak”tır. Ve sonra da, tüm Suriye sınırı boyunca, ardından tüm Irak sınırı boyunca “IŞİD terör tehdidini önlemek” adı altında tam 1 108 kilometre uzunlukta ve büyük olasılıkla 10 kilometre genişlikte bir alanı “yutmak” demektir. Bu alan 11 bin kilometre karedir ki, büyüklüğünü anlamak için Kıbrıs’ın 9 bin kilometre kare olduğunu hatırlatalım...
Ama daha da önemlisi, bu “tampon bölge” planı, Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki savaş boyunca kafasındaki plandır. Böylece Türk ordusu “Bakur’u (Kuzey Kürdistan’ı)” hem Kuzey’den ve hem de Güney’den kuşatmış olacak, “Bakur’u Başur’dan (güneyden) ve Rojava’dan” da ayırarak izole edecek... Kuzey Kürdistan’ın kentlerini birbirinden baraj gölleriyle ayırma, dağlarını “kalekollarla” donatma planı, böylece “tampon bölge” planıyla tamamlanacak...
Yani Kuzey'i "asker", içi "baraj", dağı "kalekol", Güney’i de "Kıbrıs büykülüğünde tampon"bölge...
İşte Türk devletinin kafasındaki “çözüm süreci” budur ...
Ve bu “plan” şimdi Kobanê’de uygulamaya geçirilmek üzeredir. Suruç’tan harekete geçenler, bu tehlikeli planı önlemek için göğüslerini siper edecekler ve bu da Türkiye’nin Kobanê’yle birlikte “düşmesini” önleyebilecek biricik eylem olacak. ANF’de Cahit Mervan şöyle yazdı:
“Her şeyden önce Türk ordusunun Batı Kürdistan’ını ‘sınır güvenliği’, ‘terör saldırıları’ gibi gerekçelerle işgal etme girişimi Türkiye’yi bir Suriye ve Irak haline getirir. Savaş asla, ama asla Kobanê ve çevresi ile sınırlı kalmaz. Ucu Türkiye’nin en ücra köşesine kadar ulaşır. Türk devleti kendi elleriyle, Türkiye’yi bölmüş ve parçalamış olur. Çözüm süreci gider yerine, Kürdistan’ın Türkiye’den kopuş süreci başlar.”
Suruç halkı Türkiye için yürüyür. Anlaşıldı mı?
Kuzey’e asker, baraj, kalekol Güney’e tampon bölge
Suruç ayağa kalkıyor. Kobanê tehlikede... Tehlikeye karşı Kürdistan Suruç’a akıyor...