Kürt halkının tarihsel direnişi, sadece bölgesel dengeleri bozmakla yetinmedi aynı zamanda 96 yıl önce bir halka dayatılan uluslararası bir inkar konseptini ve ulus devlet mantığını da boşa çıkardı. 1923’te Kürdü ve Kürdistan’ı yok sayan Lozan Antlaşması bugün artık yok sayılan o halkın çocukları tarafından anlamsız kılındı. I. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında Ortadoğu ve Mezopotamya topraklarını ulus devlet mantığıyla yeniden şekillendirmek isteyen dönemin iki büyük sömürge gücü olan İngiltere ve Fransa öncülüğünde birçok devlet, tarih 24 Temmuz 1923 gösterdiğinde İsviçre’nin Lozan kentinde yüzyıllık bir utanca imza atmak için bir araya geldi. Lozan Antlaşması, I. Dünya savaşı sonrasında yüzyıl geçerliliği olan bir barış antlaşması olarak tarihe geçse de, antlaşma kapsamında alınan kararlar aslında Ortadoğu coğrafyasında ulus devletlerin inşasını öngörürken, emperyalist güçlere bölgede yüzyıllık bir sömürge alanı yaratmanın gerekçesini ortaya çıkarıyordu. Savaş sonrasında İngilizler ve Fransızlar, manda ve himaye politikası çerçevesinde kendilerine bağlı Suriye ve Irak gibi devletler inşa ederken, dönemin Birleşmiş Milletler görevini gören Milletler Cemiyeti’nin ‘her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı’ maddesini göz ardı etti. İngilizler tarafından Sevr Antlaşmasında Kürtlere verilen otonom bölge sözü, Lozan Antlaşmasına gelindiğinde hiçbir şekilde dile getirilmedi. Böylelikle daha önce 2’ye bölünen Kürdistan toprakları, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda Lozan Antlaşması ile birlikte 4’e bölünmüş oldu. Ermenilere, Yahudilere, Rumlara azınlık hakları sağlayan egemen güçler, Kürdistan’ı yok sayarak Kürt halkını 4 parçada Fars, Türk ve Arap egemen ulus devletlerin egemenliği altında bırakarak yüzyıllık bir inkara tabi tuttu. Ama, o gün o masada çizilen sınırlar ve Kürdü yok sayan politikalar, hiçbir zaman Kürt halkı tarafından kabul görmedi. Kürt halkı, 4 parçada tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak politikalarından beslenerek inkarı ve imhayı inşa etmeye çalışan bu egemen güçler karşısında hep bir direniş halinde oldu. Tarih 2011 gösterdiğinde Ortadoğu, dıştan gelen dinamiklerle bir değişikliğe değil içten gelen halk ayaklanmalarına tanık olmaya başlarken, Kürtler Suriye Kürdistan’ın da inşa ettikleri Rojava Devrimi ile Lozan Antlaşması büyük bir darbe vuracaktı. Tarih sahnesinden düşürülmek istenen bir halk artık, Rojava Devrimi ile uluslararası siyasetin gündemine oturmuş, 1923’te Lozan Antlaşması ile kendisine çizilen sınırları artık anlamsız kılmıştı. Gelinen noktada artık Kürtler, Ortadoğu’yu yeniden kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyen güçlere “yüzyıllık bir inkara tabi tutulmayacak kadar güçlü olduklarının” mesajını veriyor. İsviçre’de yaşayan 4 parça Kürdistanlı ve onların dostlarının da önemli gündem konularından birisi Lozan Antlaşması oldu. Antlaşmanın 96. yılında Lozan’da bir araya gelen yüzlerce Kürdistanlı yaptıkları eylemle, 100 yıllık inkar dayatan güçlere ikinci bir Lozan’ı asla kabul etmeyeceklerinin çağrısını yaptı. Rojava Devriminin Lozan’ı anlamsızlaştırdığına dikkat çeken Kürdistanlılar, artık Kürtler hesaba katılmadan yapılacak uluslararası her siyasetin büyük bir yanılgıdan ibaret olacağının mesajını verdiler. Rojava Devrimi ile bir kez yine ortaya çıkan Kürtlerin tarih sahnesinden asla silinmeyecek kadar güçlü olduğu gerçeği karşısında uluslararası güçlerin yapması gereken tek şey kaldı, o da: Yüzyıllık utanca artık son vermek…