Deli yine kuyuya taşı attı. Deliliğin şanına yakışır bir şekilde değil, bilmeden hiç değil. Bildiği tek şey o olduğu için… Kuyuda su kalmayana dek ağzına kadar taşla doldurmak, suyu kurutmak için. Ben ne dersem, ne yaparsam herkes alışır, yadırgamaz diye düşündüğü için. Ağzından kaçmıyor, gaf yapmıyor. Öyle düşünüp, öyle söylüyor... Evet arada bir düşündüğü de oluyor, yancıları eline istediği kadar konuşma metni tutuştursunlar, o bildiğini okuyor, bildiğini söylüyor.
Benim gibi yazarlar da o taşları toplamaktan yıla yıla yazıyor işte. Bu konunun da üstünden atlayayım diyemiyor, o taşı alıp sahibine fırlatayım istiyorum. Hem ağrıma gidiyor bu durum hem de ağrıyan yerlerime tuz basıyor. Kefenini giyip meydanlara koşanlara, en ufak bir kazayı bile şehitlikle yüceltmeye, dolayısıyla ölümü sıradanlaştırmaya, ama aynı zamanda yüceltmeye meyyal bir iktidarın bozuk zurnası O. Hep aynı makamdan hep aynı türküyü çığırıyor. Benim için ölür müsünüz, öldürür müsünüz? Meydandan gür bir ses duyuluyor: Eveeeet! Bu milletin yüzde ellisi onun için ölmeye ve öldürmeye hazır evet. O zaman deliye bir dirayet geliyor, eli güçleniyor. Ölmeniz yetmez diyor, adam gibi öleceksiniz, madam gibi değil. Bunu yanlışlıkla söylemiyor. Ağzından öylesine kaçmıyor. Bile isteye, ötekiler gibi değil, benim gibi, Müslüman gibi, ırkçı gibi, cinsiyetçi gibi ölecekseniz kabul, gerisini kabul etmem! Affedersiniz Ermeniyseniz misal, ölmenizin bile bir kıymet-i harbiyesi yok! Haa biz adam gibi öldürürsek o madamları, o başka… Değerli olan o. Çünkü onlar ölünce şehit bile olamaz, vaka-i aidiyeden olur. Unutulur gider.
Misal Alevi iseniz Cemevi’nde aşure dağıtamaz, Hıristiyansanız olur olmaz yerlerde dillendiremezsiniz. Hele hele Êzîdî iseniz yandınız! Kamplarda size biz baktık, süründüre süründüre yaşattık, haddinizi bilin diyerek başınıza kakar, ilk fırsatta sizi gözden çıkarırız ona göre!
İçerden bakınca mahallenin delisi, kabadayısı, eli kanlısı, iflah olmazı gibi görünen muktedirin, dünyaya seslenişi de galiba artık kanıksandı. Ülkesinde muhalif kim varsa hapse tıktığı yetmiyormuş gibi, batıya hukukun üstünlüğünden bahsediyor. Biz de sizin kadar hukuk biliriz diyor, Misak-ı Milli sınırlarını gösteriyor. Musul’a dalarız, Türk Akımı için Rusya’ya yanaşır, Ortadoğu’daki ranttan kendi payımızı alırız sanıyor. Bütün bunlar olurken bizim maruz kaldığımız bu zatı, dışarıda ciddiye alan var mı? Ona buna ayar çekerken, vasatın iktidarını temsil ettiğini ve bu vasatın da her türlü ayrımcılığın meşru bir zeminde can siperane desteklendiğini görenler Türkiye gibi bir ülkeden hala umutlu mu? Yoksa biz bir avuç muhalif kendimiz çalıp kendimiz mi söylüyoruz?
Eğitimde, dinde, siyasette, sokakta her tarafa yayılan korkunç bir dil iktidarda şimdi. Bu dil artık Arapça. Lamı cimi yok, öyle. Sokaklarda birer birer tabelalara eklenen, ilkokullarda zorunlu hale getirilen, turizmde en ön sırada rezervasyonları yapılan Araplara, yani yeni islam cumhuriyetine hazırlanıyor ülke. Çok açık ki açık hava imam hatip lisesi oldu memleket. Gıkını çıkaranı ensesinden tuttuğu gibi tez elden katli vaciptir diyerek hapishanelere tıkıyorlar. Orası tıka basa dolduğu için yeni yeni hapishaneler yapmaya soyunurlar, çoluğunu çocuğunu bu sisteme kurban vermek istemeyenler tasını tarağını toplayıp kaçma derdinde. “Süslü kadın tahrik ettiği erkekle zina yapmış gibidir” diyen valiler asaletle yeni görevine atanıyor. Tekmelenen, tacize- tecavüze uğrayan kadınlara ceza veriliyor, olur da öldürülürlerse hak etmiş sayılıyor.
Böyle çığırından çıkmış bir memlekette adam olmaktan anladığımız bir deccal, bir gözü dönmüş katil, bir muktedir. Madam olmaksa hep zordu, şimdi daha zor. Kadınların başlarına geçirmeye çalıştıkları bu çuval şimdi madamları da boğuyor… Türkiyem, Türkiyem cinnetim!