Devleti, devletin yaptığı zulüm ve katliamları "Allahın işi! Takdiri İlahi!" diye geçiştirenler suçtan sıyrılmak için çok ustaca bir yöntem bulmuşlar. Bu kurnazca yöntem devletin dini keşfetmesi ile başladı. Adil ve eşitlikçi Allah’ı göğe uçuran devlet, zalim ve katliamcı bir Allah yaratıp tüm suçları ona yüklemeye başladı. Bırakın katledilen yoksulları, ezilenleri, kimsesizleri, zulüm altında inleyen halkları! Allah bile devletin esiri oldu. Allah bile devletin zulüm, yalan, talan, hırsızlık ve dolandırıcılığı karşısında "İllallah!" diyecek duruma geldi!
Soma Katliamı için "Bu işin fıtratında bu var" diyenin doğumdan gelen "Fıtratı" hiç kuşkusuz insandır. Ama bir siyaset aktörü olarak din, siyaset, ticaret, devlet dörtgeninde tercihini yaptıktan sonra başbakanın "Siyasi fıtratı" bunu söylemeye müsaittir!
Devletin tüm kirliliği, kokuşmuşluğu ve olanca çürümüşlüğü ile dışa vurduğu bu katliamda "Fıtratı" siyaseti ve devleti kullanarak faşist egemenliği sürdürmek olanlar bir hayli telaşlandılar. Zulüm ve katliam düzeninin tüm yetkilileri yüzlerini abartılı acıma hisleriyle maskeleyerek rollerini oynamaya başladılar! Vali, kaymakam, polis, bekçi, jandarma vb. kurumlar katliam karşısında kayboldular! Devreye "Yüce Devlet"in büyük kurumları girdi. Başbakan ve kudretli hükümet katliamda yaşamını yitiren maden emekçilerine "Sivil Şehit" deyip "Üç günlük milli yas" ilan etti. "Kaza, kader, işin fıtratında var!" denen katliamı bu sefer Milli Basın da örtbas edemedi.
Milli Basının bazı onurlu bireyleri başbakanın ve AKP yetkililerinin hedefi olmak pahasına hakikatin bir bölümünü yalın bir şekilde vermek zorunda kaldılar. Ama Milli Basının kendini "Milli İradeye adamış" kesimi katledilen emekçilerin yaşamını toplum bilmiyormuşçasına "Dramatik hayat hikayeleri" diyerek "Acıya ortak olma rolü" üslendi. Bu durumdan vazife çıkaran devlet kurumları bir bir Soma’ya gitmeye başladı. Başrolü Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ve görevlendirdiği "Yüzlerce cami hocası" oynuyordu. Din, devlet, hükümet ittifakının kutsal vazifesi gereği devreye giren DİB bu tür durumlarda "Can simidi" görevi yapar! Ama DİB’e vurmuş devlete böylesi zamanlarda DİB bile "Can simidi" olmakta zorlanıyor!
"Takdiri İlahi" kavramına uzak, "Laik ve çağdaş" bir kurum olmakla övünen Genel Kurmay yetkilileri de "Durumdan vazife çıkarıp" DİB’den sonra Maden katliamında yaşamını yitiren "Sivil Şehitlerin kabirlerini ve ailelerini ziyaret etti." Devlet yetkililerinin "Milletimizin gözbebeği" dediği ama ittifakla "Peygamber ocağı" olduğunda mutabık olunan "Ocağın" kurmay başkanı nedense uzatılan mikrofonlara konuşmadı?! Mezarların başında el açıp hep bir ağızdan Sure-i Fatiha’yı huşu ile terennüm eden ordu komutanları da devletin çürümüş yüzünü cilalamak için oradaydılar. Devletin çürüyen yüzünü onarma çabalarından biri de "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" kutlamalarının "Anıtkabir dışında" iptal edilmesiydi!
Derken öyle bir kurum devreye girdi ki "Tüm acıları unutturacak" denli başarılı bir hamleydi bu! Milli Futbol Takımımız, milli maden kazamızda, "Milli Şehitlerimizi" anmak ve "Acılı ailelerin yaralarını sarmak için" Soma’ya gelecek kadar "Nazik ve sorumlu bir davranış" gösterdi! Yine hiç kuşkusuz "Milli Futbol Takımının" futbolcuları, yöneticileri katliamda yaşamını yitiren emekçiler için derin acı duydular, ailelerinin acılarını paylaşmaya geldiler. Ama bu hamle de devletin çürüyen yüzünü cilalama hamlesidir!
Kürdistan’da kirli savaş, batıda kirli siyaset, hırsızlık, talan, dolandırıcılık, sahtekarlık gibi yöntemlerle "Milli Devlet"in ömrünü uzatmak için başvurmadığı yol ve yöntem kalmayan "Milli yetkililer" bu sefer hazırlıksız yakalandı. Umarız Soma Katliamı, devletin çürümüşlüğünü görmeyenler açısından demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük yolunda bir milat olur!...
Maden Dağı dumandır
Bakanın açıklamalarına göre Soma Katliamında "301 Madenci Şehit oldu." Katliamın başından beri yetkililer "Devletin Fıtratı" gereği kendilerine yüklenen rolleri layıkıyla yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve "Fıtratı" TC ile benzeş olan devletler bu tür katliamlarda devreye "Fıtrat, kader, görünmez kaza vb." sebepleri sokar ve işi Allaha havale ederler. Bereket versin ki "Allah var" da kazaların, belaların sebebi, sorumlusu bulunuyor(!) Lakin Allah dur durak bilmeksizin yoksullar, kimsesizler, ezilen halklar, inancı inkar elden toplumlar için "Kaza, bela, eza, cefa" üretmekle mi meşgul? "Hikmetinden sual olunmaz Allah" adil olsa gerekir! Oysa bu gafillere göre "Allah’ın yegane işi emekçiler, yoksullar, ezilenler için kaza, bela" vermektir!