
Özgür AMED
Size önce Mustafa arkadaşı anlatayım, sonra niye anlattığımı anlatayım.
Mustafa’yı üç cümle ile anlat deseler hemen sıralarım: Genç, evli ve öfkeli!
Yürüyüşü ile gerçek bir Amed qırıxıydı. Konuşmasındaki dinginlik, yavaşlık, kalınlık muazzam idi.
Ailelerin sığındığı önemli kozlardan olan “bunın başinî baxlayax, yoxsa köti yollara girer mirer” şeysinden hareketle erkenden evlendirmişler. Zaten Amed’de bu şekilde dezgeye getirilip evlendirilen kayıp bir kuşak var. Hatta sayısı binlerdir! Valla bak…
Üç çocuğu vardı. Çok eski olan bir dosyasının onaylanması ile zindana getirilmişti. Eğitimlerin de etkisi ile her görüşte eşine özeleştiri vermeye başladı. Değişimi görmek sevindirici idi yani! Neyse, konumuz bu değil. Ben başka bir şey demek için Mustafa konusunu açtım!
Havalandırmada her top oynayışımızda o da hazır olurdu. Ağır hareket etse de oynama isteği çok fazlaydı. Ona kalsa her gün futbol oynamalıydık. De kurtarmıyordu…
Çok sevdiği futbol bizim için de çok işe yarayan bir etkinlikti, kendisini çözümlemek adına. Yaşamda sakladığı ya da olumlu olarak bize yansıttığı her şey top oynarken patlıyordu. Tüm eleştiri-özeleştiri platformlarında “Mustafa arkadaş top oynarken çok rekabetçidir. Pas vermez, bu da onun bencil olduğunu gösterir. Çok ben merkezli oynar. Arkadaşın kolektif anlayışa gelememe sorunu var” gibi cümleler olurdu. Gerçekliği de bu minvaldeydi.
Bu söylenenlere bir cevabı var mıydı? Klasikti: Arkadaşların değerlendirmeleri yerindedir. Tüm eleştirilere cevabımı pratik yaşamda göstereceğim derdi. Ara verilince de sigarasına sarılır hepimizden uzakta hızlıca voltaya başlardı. Tabi izin vermezdik yalnız takılmasına. Bunlar dendikçe o toptan korkar oldu. Dikkat etmeye çalışsa, içine atsa da illa ki dışarı vuruyordu.
Topla ilgili en sevdiği şey ise haftalık turnuvalardı. Koğuş sayısı fazla olduğu için her hafta herkes çıkmıyordu, dengelemeye çalışıyorduk. Denge aramayan tek kişi Mustafa’ydı. Maça bir saat kala şortunu giyer beklerdi. Çıktığı maçlarda da tek bir sefer yendiğimiz görülmedi. Tobe heram!
Her seferinde “Heval bu sefer geleyim, gerçekten çok iyi hazırlandım. Kendimi ideolojik olarak da hazırladım maça! Bak bu sefer göreceksiniz, müthiş iş çıkaracağım” diyordu. Gönlü kalmasın diye gidilen bu maçlarda da şaşmaz bir şekilde olan şuydu:
Mustafa’yı forvete veriyorduk. O forvette karşı takımın defansı gibi çalışıyordu.
Ne kadar şut çeksek o önündeydi, bir şekilde ona değiyordu. Herkesi aşsak onu aşamıyorduk.
Tamam forvet ona göre değil, orta sahaya geçsek, gerçekten de rolüne uygun davranarak hep ortada duruyordu. Ne geri ne ileri, varlığı yokluğu belirsizleşiyordu.
Defansa alsak, haho! En tehlikelisi de buydu.
Çünkü defansta olduğu sürece karşı takımın forveti gibi çalışıyordu.
Onlar yeterki bizim kale tarafına bir şut çeksinler, Mustafa itinayla gerisini tamamlıyordu.
Hayatının en güzel gollerini nasıl olduysa kendi kalesine attı hep.
Anladığınız üzere kendisi içimizdeki İrlandalı’ydı.
Maçı felaketle bitirip koğuşa geldiğimizde ise çok başarılı olduğunu anlatmadan duramazdı. Sanki hiçbir şey yaşanmamış, sanki payı yokmuş, tek hata bizimmiş gibi davranıyordu.
Bu detayları size anlattım, çünkü CHP’yi başka şekilde anlatamazdım.
CHP’nin durumu adeta Mustafa’dır. Mustafa’ın durumu da zaten CHP’dir.
CHP’ye desen al öncülük et, git ileri; AKP’nin defansı olur bel dakikada. Her şeyine destek verip söylemlerinin etkisi altına girerek her şeyi berbat ediyor, etti. Tamam olmadı, bari defansa gel; safları sıklaştır desen bu sefer kendi kalesine gol atmada üstüne yok. Yaşanan onlarca durum sabit! Çok anlatmaya gerek yok.
CHP’nin son seçim sonrası bozulan, garipleşen, iyice ayyuka çıkan halini görüyorsunuz. Kendi iç gündemlerinden, okuyamadıkları seçim sonucundan ülkenin ve muhalefetin gündemine, gelecek seçimlerde ancak yetişecekler gibi.