Cerablus’a TC devleti Erdoğan’ın öncülüğünde 25 Ağustos itibariyle girmiştir. DAİŞ’ten Cerablus alınarak ÖSO güçlerine verileceği söyleniyor. Bu durumda ÖSO’nun ÖSO’mu yoksa dönüştürülmüş DAİŞ mi olduğu ya da ÖSO’nun TC Askeri güçleri mi yoksa DAİŞ’in mi TC Askeri gücü olduğu ayrı bir tartışma ve araştırma konusudur.
Şu bir gerçek; TC devleti Cerablus’a girmiştir. Hedefi DAİŞ olarak belirlemiş olsalar da esasında hedefleyecekleri ve ezmek istedikleri güçlerin başında PYD ve YPG geldiğini kendileri ifade ediyor. Birkaç gün içerisinde ne kadar ilerlediklerini de tek tek Kurtuluş Savaşı sürecindeki gibi ele alarak, “Ya İstiklal ya Ölüm” de diyerek böbürlenmekte ve de ekran ekran dolaşarak Türkiye halklarına milliyetçilik ve şovenizm pompalamaktadırlar.
Dahası; Cerablus’a girişi ABD desteklemiştir. Rusya sessiz kalarak arka çıkmıştır. İran ve Suriye mırın kırın etseler de, Kürtler zayıflayacakları için memnun, KDP daha doğrusu Barzani PYD’nin ciddi darbe alabilme ihtimali sonrası, artık Rojava’ya KDP ve Barzani olarak girebileceklerini düşünmesinden mutlu ve sevinçli. Irak’tan ses yok, Avrupa’dan ise tık yok.
Şimdiden kendisini fatih ilan eden Erdoğan’ın Cerablus’a girişinin hem Erdoğan hem de Türkiye için ne anlama geleceğini hepimiz en kısa zamanda kendi gözlerimizle göreceğiz.
Türklerin: “Mayın tarlasına sürülmüş eşek” diye bir deyişi vardır. Her deyimin bir geçmişi ve tarihi de elbette vardır. Biliniyor; kaçakçılıkla uğraşan kişiler, devletlerin döşedikleri mayınlara sık sık çarpıp ya yaşamlarını yitirdikleri ya da bir uzuvlarını kaybettikleri için mayın tarlasına mayınları patlatmak için sıklıkla eşekleri öne sürdükleri biliniyor. Öne sürülen eşeklerle mayınlar patlatıldıktan sonra ise kaçakçılar kendilerine yol açarak, devletlerin çizdikleri “sınırları” aşarlar.
Şimdi, durum şu: Erdoğan’ın bir fatih mi yoksa mayınlı tarlaya sürülmüş bir eşek mi olduğu hepimiz birlikte göreceğiz.
Unutulmasın ki; Erdoğan ve Türkiye’nin 24 Temmuz 2015 saldırılarıyla tam bir bataklığa sürüldüğünü bizler hem son bir yılda yaşananlardan, hem de 15 Temmuz günü yaşanan darbeden gördük. Darbeyle nelerin yapılmak istendiğini, hatta darbe ve ardından yaşananlardan TC Ordusunun, polisinin, yargısının, siyasi yapısının ne hale getirildiğini de hepimiz gördük. Yine, 24 Temmuz’dan bu yana da Türkiye’nin bir türlü belliğini devletler arası sistem içerisinde doğrultamadığını da herkes biliyor.
24 Temmuz 2015 saldırılarını ABD’nin TC devletine ve Erdoğan’a nasıl yaptırdığını, Erdoğan’ı Kürtlere karşı nasıl savaştırdığını da bugün herkes görüyor. Bir yıl önce ABD Türkleri Kürtlere karşı saldırtarak, Türkleri güçlendirmek için yapmadığını da bugün herkes görüyor. Elbette Kürtler büyük bedel ödediler. Ancak bunun karşısında da nasıl büyük direndiklerini ve bugün de nasıl büyük savaştıklarını da herkes görüyor. Evet, unutulmasın ki Kürtleri katletmenin ve Türkiye’yi bitap düşürmenin karşılığı olarak, devletler arası sistemin 15 Temmuz darbesini planlamadığını kim söyleyebilir?
Şimdi de benzer şekilde Erdoğan’ı Cerablus’a sokarak, güya ABD Kürtlerin burunlarını sürterek Rakka’ya girmelerini sağlayacaklar. Rakka’yı DAİŞ’ten kurtarma karşılığında ise Afrin’in yolunu yeniden açacaklar. Ancak çok zayıf düşmüş bir PYD ve YPG ile bunu yaparken, güya PYD’ye daha fazla söz geçirecekler. Erdoğan’a ve Faşist İttifaka lazım olan moral can simidini ise şimdilik Cerablus’a yol açmalarıyla sunmuş olmuyorlar mı?
Rusya’nın TC’ye daha doğrusu Erdoğan’a yaklaşımı halen ortadayken, ses çıkarmaları Rusya-ABD’nin bir oyunu olmasın? Erdoğan’ı bir kaşık sudan boğmak isteyen İran ve Suriye’nin mırın-kırın etmesi daha doğrusu etmemesi, mayın tarlasında hırpalanacak olan eşek meselesinden olmasın? Irak ve Avrupa’nın ses çıkarmaması son zamanlarda Türkiye ve Erdoğan’ın onlara çektirttiklerinden acaba olmasın?
Sözü uzatmayalım, Cerablus’a giriş Mercidabık’a açılan yolla Kahire yürüyüşü mü olacak yoksa İzmir’i ve Trakya’yı yeniden alma karşılığında Kerkük ve Musul’dan mı olunacak, onu da bize tarih -hem de en kısa zamanda- göstermiş olmasın?
Not: Büyüğümüz olan devrimci, sosyalist, yazar Vedat Türkali’yi anıyoruz.