Erdoğan’ın son yaptığı açıklama tek kelime ile tüyler ürpertici idi. Uzun zamandır savaş çığırtkanlığı yapan Erdoğan neredeyse son noktayı koydu: "Açık söylüyorum, bıçak kemiğe dayanmıştır, ne derlerse desinler, neyi söylerlerse söylesinler, bunun faturası ağır olacaktır. Ramazan’dan sonra bilesiniz ki, bu ülkede barışın miladı, bu barış ayıyla beraber, bu dayanışma ayıyla birlikte çok daha farklı olacak.”
Hafızamı kurcaladım, insanlığın yakın geçmişte bu sözlere yakın cümleleri Libya’nın Kaddafi’sinden, Şam’ın Esad’ından, Kudüs’ün Ariel Şaron’undan ve uzak geçmişte Nazilerin Hitler’inden duyduğunu hatırladım. Normalde demokrasi refleksi olan bir toplumda bir siyasetçi böyle sözler söylemeyeceği gibi aklına bile getirmez. ‘Bıçaklı, kemikli, ağır faturalı, farklı barış’lı gibi medeniyet dışı kavramları kullanırken alkışlanan bir siyasetçi ülkesini ancak bir mezarlığa çevirebilir!
Mübarek Ramazan’dan sonra savaşacağına, mübarek çözüm adımları atmaktan geri duran Erdoğan, Kürtlerin tümünü hedef gösteriyor. "AK Parti iktidarıyla bizler tüm güvenlik güçlerimizle el ele vermek suretiyle, bu işin sadece güvenlik boyutunun olmadığını hep söyledik, yine söylüyoruz. Bunun diplomatik boyutunun olduğunu söyledik, psikolojik boyutunun olduğunu söyledik, sosyo-ekonomik boyutunun olduğunu söyledik, halkla iç içe olmayı söyledik” diyerek, nane, turşu misali olarak düşünse de, artık parti milisi gibi hareket eden polis ordusu ile birlikte saldırı sinyalini vermiş oldu.
Başbakan böyle der de, cemaatten olan AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli geri kalır mı? Canikli’de Kürt sorununun profesyonel askeri kadrolarla çözeceklerini söyledi. Kürt sorununu hala bir “terör” sorunu olarak gören Canikli, iktidarları döneminde ülkenin tüm problemlerinin bitme noktasına geldiğini, Kürt sorununun çözümünün de profesyonel askeri kadrolara havale edileceğini söyleyerek başbakanını tamamladı. Canikli’nin iktidarları döneminde tüm sorunları çözdüklerini iddia etmesi bu ülkenin sorunlarından ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. AKP iktidarında, bu ülkenin tarihinde görülmeyen hak ihlalleri oldu, kadın cinayetleri yüzde bir dört yüz arttı, binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı. Çocuklar öldürüldü, Kürt sorununu çözme hamleleri, Kürt siyasetçilerini ve belediye başkanlarını zindana tıkmak oldu, hoş bu sorunlar hala devam ediyor.
Bütün bu icraatların bir bölümü ve kanlı konuşmaları başbakanın mübarek Ramazan iftarlarında oluyor!
AKP hükümetinin polisi tam yetkiyle donatması ve bunu her fırsatta dile getirmesi, bir zamanların asker devletinin yerini polis devletine teslim etmesidir. Mübarek Ramazan’dan önceki günlerde polisin keyfi uygulamalarla insanlara sokak ortasında bile nasıl saldırdıklarını, gözaltına aldıklarını, taciz ettiklerini, hatta öldürdüklerini gördük, görüyoruz. Özellikle kurşunladıktan sonra cesetleri tekmelenen çocuklar, kameraların önünde kolları kırılan, işkence edilen Kürt çocukları…
Askeri operasyonları tırmandıran başbakanın tüm toplumu germekten ve ülkeye egemen olan çözüm beklentisini savaş-çatışma-siyasi-askeri operasyon haletine dönüştürmekten başka bir sonucu olamaz. Hükümetin seçtiği yol ve doludizgin sürdürdüğü provakatif politikalar toplumun tüm kesimlerinin kaygılanmasını, karşı durmasını gerektiren vahamettedir. Sunulan çözümleri tartışma ve hakkıyla müzakere yerine çatışma tercihidir. Bu topluma karşı işlenmiş bir suçtur, hiçbir iktidarın çözüm olanaklarını tepip topluma bunları yaşatmaya hakkı olamaz. Başbakan ile bakanların Kürt siyasetine yönelik tehditleri aynı zihniyetin bir başka ifadesidir. Demokratik çözüm zemini savunan, halkın iradesini cesaretle dile getiren ve hayata geçirmenin yollarını üreten Kürt siyasetçilerini ortadan kaldırılması gereken birer çıbanbaşı olarak gören anlayış, zorbalığın, despotizmin ta kendisidir. Topluma acıdan, çatışmadan, zulümden başka bir şey getirmesi mümkün değildir.
Şüphesiz saldırının olduğu yerde direniş de olacaktır. Kürtler kime pabuç bıraktı ki Erdoğan’a bıraksın? Mustafa Kemal’den saymaya başlasın şimdinin başbakanı, Hülagu’ya kadar geriye gitsin, Çiller’e, Ecevit’e dolansın, hangisi sefer eyledikleri Kürdistan’dan zaferle döndüler ki kendisi yeni cenaze alayları dizecek Anadolu’nun yüreklerine? Erdoğan’ın körükleyeceği çatışmada yaşamı yitecek canların vebali de ona yazılacaktır. O da bunu bilmelidir, 2023’e değil başbakan, Ergenekoncuların durduğu sanık kürsüsünün arkasında bile yer bulabileceği şüpheli! Dönüp de Kahire’deki kafes arkasında sedyede yatan, Sana’da, Şam’da, Trablusgarp'da, Tunus’da ki bir zamanların canciğer kuzu sarması biraderlerine baksın… Dilerim Erdoğan savaşa olan nefsini, vicdanını yitirmeden önce dizginlemesini öğrenir de böyle bir vebalin altına girmez ki, iki cihandan da olmasın!