DİREN YURTSEVER / MA / ANKARA


Müftülere nikah kıyma yetkisi veren “Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı”, tepkilere rağmen önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) avukatı Leyla Süren tasarının maddelerini değerlendirdi.

 

Tasarı Anayasa ilkelerine aykırı

 Tasarının 6’ncı maddesi ile memurların dışında il ve ilçe müftülerine de nikah kıyma yetkisi verildi. Bu maddenin Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirten Süren, şunları söyledi: “Laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı belirtiliyor. Nikah kıyma işi, devlet işidir; bunu yapan devlet memurudur. Bir din görevlisine bu yetkiyi vermek, devlet işlerine dini karıştırmaktır. Ve bu durum Anayasa’nın başlangıç ilkelerine aykırıdır.”

 

Kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı

 Yine aynı maddenin, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ilkesine de aykırı olduğunu vurguladı. 

Süren, şöyle değerlendirdi: “Biliyoruz ki müftü belli bir dinin belli bir mezhebine uygun olarak davranıyor. Bunda tartışma yok. Bu nedenle kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı. Aynı dinde olmasa dahi farklı bir dine sahip ya da inançsız bir vatandaşımıza karşı belli bir dine mensup müftü önünde yapılmış bir aktin -çünkü nikah kıyma hukuksal bir akittir- geçerli olduğunu nasıl söyleyebiliriz. Çünkü onun dinine göre kabul edilebilir bir makam değil ve onun dininde olmayan birinin devlet memuru olarak kıydığı nikah hukuksal olarak nasıl geçerli olabilir? Ya da tersini düşünelim. Hiçbir dine sahip olmayan biri ya da başka bir dine sahip biri AİHM’e, Anayasa Mahkemesi’ne gidip ‘bu eşitlik ilkesine aykırıdır, kendi din görevlim de devlet memuru olarak kabul edilsin, ben de onun karşısında evlenmek istiyorum’ dediğinde onun talebini nasıl karşılayacaksınız?”

 

Medeni kanuna aykırı

 Süren, Medeni Kanun’un 134’üncü maddesinde evlendirme memurunun tarif edildiğine işaret ederek, “Maddenin ikinci fıkrasına göre evlendirme memurunun belediyelerin bulunduğu yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendirilmiş kişilerin memur köylerde ise muhtardır. Bu Medeni Kanun ayaktayken, böylesi bir değişiklik kabul edilemez” dedi.

 

Çok evliliklerin önünü açacak

 Süren, tasarı ile birlikte müftülerin yanında onlara bağlı imamların da nikah kıyabileceğinin altını çizdi. Nikah memurlarının belediyelerin nüfus müdürleri ve mahkemelerle bağlantılı olduğunu hatırlatan Süren, şöyle devam etti: 

“Müftünün kıydığı nikahta, karşısına gelen kişi resmi nikah mı yoksa dini nikah mı kıyıldığının ayrımında olmayabilir. Deniliyor ki yoğun talep sebebiyle bu yapıldı. Fakat müftünün nüfus müdürlükleri, mahkemelerle, ulusal yargıyla bir bağlantısı yok. Boşanmanın kesinleşip kesinleşmediğini anlaması, kişinin bekar olup olmadığını saptaması şu an imkansız. Camilere bu bağlantı nasıl sağlanacak? Yani nüfus bilgileri, sağlık bilgileri, yaş bilgileri nasıl sağlanacak ve gerçekten bekar olduğunu, kaç yaşında olduğunu nasıl bilecekler? Sadece bir nüfus cüzdanının gerçek olup olmadığını nasıl tespit edebilecekler? Bu nedenle erken yaşta evliliklerle birden fazla evliliklerin önünü açan bir durum. Çocuk tecavüzünün önünü açacak ya da çocuk tecavüzüyle ilgili davaların tespitlerinin önünü kapatacak. Çok fazla kadın mağdur olacak.”

 

Çocuk evlilikleri artacak

Bir başka önemli nokta ise “doğumun sözlü beyan ile yazılmasını” içeren tasarının 5’inci maddesinin 5’inci bendi. Bu madde ile birlikte doğan çocuğun doğum kaydını velisi, kardeşi, büyükannesi gibi herhangi biri sözlü beyan ile yapabilecek. Süren, bu maddeye ilişkin de şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Şu an geçerli olan sağlık kuruluşunun ya da aile hekiminin beyanı ile oluyor doğum kaydı. Şunu diyorlar; sözlü beyandan sonra sağlık kuruluşu veya aile hekimi gidip doğumun tespitini yapabilecek. Bu, uygulamada ne kadar gerçekleşebilecek? Çünkü biz biliyoruz ki örneğin 10 tane taciz dosyasının ya da erken yaşta evliliğin ya da ensestin 9’u doğumla tespit ediliyor. Bundan sonra tecavüzlerin ve ensestin tespiti mümkün olamayacak. Çünkü başka birinin üzerine yazılacak bu çocuk. Bir nevi çocuk yaştaki evliliklerden doğan çocuk doğumunun üstü kapatılacak. Son yıllarda bu sıkı takip nedeniyle çocuk yaştaki evlilikler ve doğumları azalmaya başlamıştı. Tekrar çocuk yaşta evliliklerin önü açılacak ve ensestin üstü kapanacak. Çocuk tecavüzünün üstü kapatılacak. Dosyalar açılmayacak. Son 10 yılda erkek ve kız çocuklarında evlilik oranı giderek düştü bu yıla kadar. Bu maddeden sonra tekrar bu oran artacaktır. Daha da kötüsü biz artık ulaşamayacağız bunlara.”


 Gündeme getirilmesi düşündürücü

 Tüm hukuksal ve vicdani tepkilere rağmen hükümetin tasarıyı geri çekmemesini şüpheyle karşıladıklarını belirten Süren, “Kadınların bu kadar acil çözülmesi gereken sorunları varken her gün birkaç kadın öldürülüyorken ve her yıl bu rakam artıyorken, artık bu kadın ölümlerinin yanında çocukların da öldürülmesi katılmışken ve öldürülme şekli her gün canavarca hislerle ya da ateşli silahlarla artarken, Türkiye’nin hiç gündeminde olmayan böyle bir maddenin getirilmesi gerçekten düşündürücü. Yani gündem mi saptırmaya çalışıyorlar, var olan sorunların üstünü mü kapatmaya çalışıyorlar, yoksa şu an açıkça dile getirmedikleri gizli bir ajandaları mı var diye düşünüyoruz” diye konuştu.

 

Ortak tavır önemli

 Kadın dayanışması ile “cinsel istismar yasasını” geri çektiklerini hatırlatan Süren, kadınlara ortak tavır alma konusunda seslendi. Süren “Ben umudumu diri tutmak istiyorum. Şiddet gören kadının görünür olmasını istiyorum, çocuk istismarı had safhada. Bu istismarın önüne geçmek için birçok yasa ve uygulamanın değişmesi gerekiyorken,  bunu arttıracak yasalar geleceğimizi köreltmekten başka bir şey değildir. Bu nedenle siyasi rant ya da siyasi düşünceler yerine ortaklaşmamız ve kadın dayanışmasını yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.