Muhafazakâr ideoloji kadını değil aileyi korur
Kadın Haberleri —

.
- AKP’nin kadına yönelik şiddeti ‘normal’leştirmesinin ideolojik bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Mor Çatı Gönüllüsü İlke Gökdemir, “Muhafazakarlık kadını değil aileyi korumayı esas alır. Kadını tek başına birey olarak değil ancak aile kurumu içinde görmeye çalışmak, bu eşitsizliği görmezden gelerek kadını yok saymak anlamına geliyor” dedi.
RAMAZAN MARANGOZ
HABER MERKEZİ
İstanbul Sözleşmesi bağlamında kadına yönelik şiddetin önlenmesi tartışmalarının yoğunlaştığı bugünlerde, AKP hükümetinin politikalarının şiddetin temel kaynağı olduğu biliniyor. Yapılan araştırmalara göre AKP’nin iktidarda olduğu 18 yılda en az 7 bin 500 kadın öldürüldü, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya maruz kaldı, 200 bin cinsel taciz dosyası yargıya taşındı. Günde ortalama 5 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü ülkede, kadınlara yönelik adı konulmamış bir savaş verildiği, hükümet ve ona yakın kişilerin söylemleriyle kendini gösteriyor. Kadın cinayetleri gündemdeki yerini bir nebze de olsa yerini alırken, şiddet gören kadınların yaşadıkları gündeme neredeyse gelmiyor. Kadınlar, yaşadıkları şiddet ve baskı sonrası neler yaşıyorlar, ne destek alıyorlar neredeyse hiç bilinmiyor.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü İlke Gökdemir ile kadınların maruz kaldığı şiddet sonrasını konuştuk.
Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet hız kesmeden devam ediyor. Siz bunları takip edip bilançolar biçiminde hazırlıyorsunuz. Peki şiddete maruz kalan kadınlara ne oluyor? Neler yaşıyorlar?
Mor Çatı kendi verisini düzenli olarak tutuyor ve 6 aylık faaliyet raporlarında diğer çalışmalarıyla birlikte bu verileri de paylaşıyor. Şiddet gören kadınların desteklere ulaşabilmesi için olası bütün mekanizmaları harekete geçirmeye çalışıyoruz, kadınların ihtiyacı olan kaynaklara ulaşması için bizdeki bilgiyi kadınlarla paylaşıyoruz. Kadınların şiddetten kurtulması için işlemesi gereken sistemde ciddi sorunlarla karşılaşılıyor. Kolluk kuvvetlerinden mahkemelere kadar kadından yana işleyen bir sistemin olmadığını deneyimliyoruz kadınlarla birlikte. Şiddet gördüğü için polise giden kadınların, sıklıkla doğru bilgilendirilmediklerini ya da şiddet gördüğü eve geri dönmesi yönünde telkinlerde bulunulduğunu görüyoruz. Devlete ait sığınaklarda kalma deneyimi olan kadınlardan, verilen desteklerin son derece sınırlı olduğunu ve hatta kadınların zaman zaman bu sığınakları hapishaneye benzettiğini duyuyoruz.
Şiddete uğrayan kadınlara ne tür hizmetler veriyorsunuz?
Mor Çatı’nın feminist bir kadın örgütü olarak önceliği kadından yana politika yapmaktır. Kadına yönelik erkek şiddeti esas alanı olduğundan, kadınlarla dayanışmak ve erkek şiddetiyle mücadele etmek amaçlı dayanışma merkezi ve sığınak çalışması yürütür. Dayanışma merkezinde sosyal çalışmacılarla kadınların şiddet yaşantısından uzaklaşmaları için dayanışma esaslı çalışmalar yürütür. Ayrıca kadınlara ve çocuklarına hukuki ve psikolojik destekler de verilir. Mor Çatı’nın kadınlarla dayanışma sürdürdüğü bir sığınağı var. Şiddetten uzaklaşmak için bir sığınağa ihtiyaç duyan kadınlar Mor Çatı Sığınağında kalabilirler. Bu sığınakta kadınlar, varsa can güvenlikleri sağlanana, tekrar kendi hayatlarını sürdürebilecekleri hale gelene kadar geçici süreyle destek alırlar.
Devletin kurumunuza herhangi bir desteği söz konusu mu?
Dayanışma merkezi ve sığınak çalışmasında hem belediyeler hem de devlet kurumlarıyla zaman zaman işbirliği yapıyoruz. Çünkü zaten kadınlar şiddet gördüklerinde asıl destek/dayanışma hizmetlerini vermesi gereken yerler kamu kurumları. Mor Çatı’nın yürüttüğü çalışmanın önemli ayaklarından biri, ilgili destekleri/hizmetleri vermek üzere konuyla ilgili kamu kurumlarını harekete geçirmek olması dolayısıyla, bu işbirliklerini de önemsiyor.
Şiddet gören ya da katledilen kadınların çoğu evli ve çocuklu. Peki şiddetten etkilenen çocuklara yönelik nasıl bir destek söz konusu?
Çocuklar, ev içi şiddetten azade değiller. Doğrudan fiziksel şiddete onlar da maruz kalabiliyorlar veya böyle olmasa da evdeki her türlü şiddete tanık olmak çocukların da şiddete maruz kalması demek oluyor. Mor Çatı’ya başvuran kadınlar eğer çocuklarıyla birlikteyse, çocukları için de desteklere ulaşmaları için ayrıca çalışma yürütülüyor. Burada belki Türkiye’deki devlet sığınaklarında erkek çocuklar için yaş sınırı olduğunu belirtmek gerekir. 12 yaş üstü erkek çocuklar anneleriyle birlikte sığınağa alınmıyor, ilgili devlet kurumlarına yönlendiriliyorlar. Dolayısıyla kadınlar için bu durum, şiddetten kurtulmak isterken çocuklarını geride bırakmak demek olabiliyor. Çocuklarını şiddet uygulayanla aynı evde bırakmak istemeyen ya da çocuklarını yanında isteyen kadınlar, şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda kalabiliyor. Mor Çatı’nın sığınağında böyle bir yaş sınırı uygulanmıyor. Sığınağımızda çocuklara yönelik çalışanlarınız da var. Çocukları da birer birey olarak görüp ayrıca çalışma yürütüyoruz. Onlar da psikolojik destek alabiliyor ve kreş ya da okula gidebilmeleri/devam edebilmeleri için ulaşabilecekleri desteklere yönlendiriyoruz.
AKP, 17 yıllık iktidarı boyunca kadını korumak yerine aileyi korumayı esas alan politikaları önemsedi, uygulamaya koydu. Aileyi korumakla kadını korumak aynı şey mi?
Aileyi korumakla kadını korumak hiçbir şekilde aynı şey olamaz. Erkek şiddeti toplumda kadın ve erkek arasındaki derin eşitsizlikten besleniyor. Kadını tek başına birey olarak değil ancak aile kurumu içinde görmeye çalışmak, bu eşitsizliği görmezden gelerek kadını yok saymak anlamına geliyor. Bu bakış açısının sadece AKP dönemine ait olduğunu söyleyemeyiz. Ancak özellikle son 10 yılda hükümet eliyle bu söylem güçlendi ve kadınların kazanımlarından geri adımlar atılması için çok çaba sarf ediliyor. Yönetenler eliyle muhafazakar ve kadını düşmanı söylem yükseltildi, sahiplenildi ve son gelinen noktada kadınların mücadeleyle kazandıkları hakları bir hükümet politikası olarak kadınların aleyhine geriye alınmaya çalışılıyor.
Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme tartışmaları etkin şekilde yürütülüyor. Sizce sözleşmeden çıkılması şiddet gören kadınlar açısından nasıl sonuçlar doğuracak?
İstanbul Sözleşmesi kadınların kendi mücadelelerinin bir sonucu ve kazanımı. Daha önceki deneyimlerin ışığında bu konuda oluşturulmuş uluslararası son derece önemli bir belge. Daha önce de söz ettiğim gibi bu kazanımları kadınların elinden almak için bir politika yürütülüyor. Muhakkak şiddet gören kadınlar için şiddetten uzaklaşmalarında desteklere ulaşmalarını güçleştirecek bir sonucu olacaktır. Sözleşme kadına ve LGBT+’lara yönelik cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı her türlü şiddetin suç olduğunu belirtmektedir. Kadınların şiddetten korunması ve şiddet uygulayan faillerin soruşturulması ve cezalandırılması yönünde maddeler içerir. Cinsiyete dayalı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasında ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bütüncül politikalar üretilmesi açısından da önem taşıyor. 6284 sayılı kanun İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli kazanımıdır diyebiliriz. Bu yasayla şiddet tanımı genişletilmiş, delil aranmaksızın kadınlar, çocuklar ve LGBTI+’lar haklarında koruma kararı alabilir hale gelmiştir. Belediyelerin eşitlik birimleri ve barolardaki görüşme odaları yine İstanbul Sözleşmesi’nin kazanımları arasında sayılabilir.







