Frankfurt Okulu’nun gölgede kalan kadınları

Kadın Haberleri —

"Geleneğin Gölgelerinde" kitabı

  • “Geleneğin Gölgelerinde” adlı kitap, Frankfurt Okulu’nun beşiği olan Sosyal Araştırma Enstitüsü’ndeki kadınların gizli kalmış katkılarını gün yüzüne çıkararak erkek egemen tarih yazımına meydan okuyor.

“Geleneğin Gölgelerinde: Frankfurt Okulu’nun Feminist Perspektifinden Bir Tarih / En las sombras de la tradición" adlı kitap, IfS’nin yüzüncü yılı vesilesiyle yayımlanan araştırmaları bir araya getiriyor ve Käthe Leichter, Hede Massing ya da Margarete Lissauer gibi entelektüelleri görünür kılıyor. Frankfurt Okulu’nun (Sosyal Araştırma Enstitüsü-IfS) kurucu yıllarında kadınlar sadece eş, asistan ya da sekreter olarak değil; teorisyen, araştırmacı ve militan olarak da önemli roller üstlendi. Ancak geleneksel tarih yazımı bu katkıları gölgede bıraktı. “Geleneğin Gölgelerinde” adlı yeni kitap, tam da bu görünmezliği ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Hede Massing

Kurucu fotoğraftaki yedi entelektüel kadın

1923 Marksist Çalışma Haftası’nın ünlü grup fotoğrafında, Horkheimer, Adorno ya da Marcuse gibi isimlerin yanı sıra yalnızca “eş” ya da “yardımcı” olarak anılmayan kadınlar da yer alıyor: oyuncu Hede Massing, pedagog ve filozofda Korsch, gazeteci Gertrud Alexander, kütüphaneci Rose Wittfogel, pedagog Käthe Weil, ekonomist Christiane Sorge ve feminist filozof Margarete Lissauer.

Bu kadınların hepsi, enstitünün toplum, kültür ve siyaset üzerine ürettiği eleştirel fikirlere doğrudan katkıda bulundu.

“Erkek Dahiler” teorisine eleştiri

Bu kadınların biyografileri, “Geleneğin Gölgelerinde” (Eterna Cadencia) kitabında yer alıyor. Kitap, Christina Engelmann, Lena Reichardt, Bea S. Ricke, Sarah Speck ve Stephan Voswinkel’in metinlerini içeriyor. Judy Slivi’nin öncülüğündeki araştırma, mektuplar, dedikodular, röportajlar ve sözlü tarihe dayanıyor. IfS’nin güncel yardımcı direktörü Sarah Speck, “Frankfurt Okulu ve Enstitü’nün tarihi erkek bir tarihtir; bu kitapla bu bakış açısını gerçekten değiştiriyoruz” diyor.

Önsözü yazan Verónica Gago, bu kadınların genellikle eş, asistan, kütüphaneci ya da sekreter olarak etiketlendiğini belirtiyor. Oysa çok yönlü çalışıyorlardı: ampirik araştırma, teorik düşünce, politik ajitasyon ve militanlık. Gago’ya göre “itaatsiz”diler ve katkıları, enstitünün entelektüel üretiminin vazgeçilmeziydi.

Käthe Leichter

Yahudi ve sosyalist Käthe Leichter

Käthe Leichter (1895-1942), Viyana’da burjuva bir Yahudi ailede doğdu. Siyaset Bilimi okudu, Birinci Dünya Savaşı sonrası işçi ve kadın konseylerinde aktif oldu. IfS ile ilişkisi enstitünün kökenlerine uzanır; ilk direktör Carl Grünberg’i önerenin kendisi olduğunu iddia eder. ‘Otorite ve Aile Üzerine Çalışmalar’ projesinde anketler hazırladı, ilk sonuçları yazdı; ancak Horkheimer’ın yayımladığı nihai metinde adı yalnızca dipnotta geçti. Viyana’da İşçi Odası kadın bölümünü kurdu, kadın işçilerin yaşamına dair öncü kitaplar yayımladı. Nazizm yükseldiğinde direnişe katıldı, tutuklandı ve 1942’de Ravensbrück ve Bernburg’da öldürüldü; hayatta kalanlar, esaret altında bile politik ve araştırma çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı.

“Multitasking” araştırmacılar

Speck, erkek “dahiler”in sigara ve viski eşliğinde felsefe tartıştığı imgesini anımsatıyor. Gago ise bunu androsentrik tarih inşası olarak eleştiriyor: Bu dahilerin düşünmesini, yazmasını ve yayımlamasını mümkün kılanlar gölgede bırakıldı. Oysa kadınlar teori, politik ajitasyon ve militanlığı birleştiren “multitasking” (çoklu görev yapma) figürlerdi. Kitap ayrıca cinsiyet teorisinin öncüleri Mirra Komarovsky, Helge Pross ve Regina Becker-Schmidt’i de hatırlatıyor. Gago, feminist ve materyalist arayışların kenara itildiğini, bugün yeniden keşfedildiğini söylüyor.

Geniş bir tarihsel revizyon dalgası

EL PAÍS’in haberine göre yayın, Bauhaus’tan Anni Albers ya da Gunta Stölzl’e, soyut resimde Hilma af Klint’e, sürrealizmde Leonora Carrington’a uzanan geniş bir revizyonun parçası. İspanya’da büyük ilgi gören kitap için Tenerife La Laguna Üniversitesi’nden Lorena Acosta, “Çevre yoksa merkez de olmaz; tüm gölgedeki çalışma olmadan gelenek de olmazdı” diyor. Alcalá Üniversitesi’nden José Manuel Romero ise enstitünün patriyarkal yapıları yeniden ürettiğini, ancak bu kitabın eleştirel teori çalışmalarında önemli etki yaratacağını vurguluyor.

HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.