Arkadaşımın biri “Seçme olanağın olsaydı, tarihin hangi döneminde yaşamak isterdin?” demişti bir gün. “Antik dönemde!” demiştim. Şimdi bu soru geldi aklıma. Yanımda arkadaşım yok ama “Dersim zamanında yaşamak isterdim!” Dersim zamanı da nedir? Diyeceğinizi tahmin etmek zor değil. Ama birçok okuyucunun yüzünde sıcak bir tebessüm dolaşacağından ve muradımın ne olduğunu hemen anlayacağından eminim. Dersim zamanını öyle bir çırpıda tarif etmek olanaklı değil. Aslına bakarsanız birçok insanın bir yönüyle yaşamayı tercih edeceği bir zaman dilimi de değil. Denebilir ki insanlığın var olduğu günden bu yana yaşadıklarının özeti. Düşünsel, kültürel, etnik ve inançsal olarak var olmanın insani ızdırabı. Ve insanda anlamını bulan bu değerleri toplumsal yaşamın bir biçimi olarak yaşayabilmenin Türkiye, Kürdistan coğrafyasında yarattığı sonuçlar…
Dersim doğa ile insanın doğal bir ilişkisiydi. Ucube zihniyetli efendilerin gölgesi bu toprakları kirletmezden önce. Dersim’in doğasını kirleten sadece ucube zihniyetli efendilerin gölgesi olsa iş kolaydı. Lakin gölgesi Dersim’in doğasını kirletenler Dersim’de “Kir” sözcüğünün bile temiz kalacağı insanlık dışı işler yaptılar. Bu anlamda Dersim, hem kirletilmenin hem de kirletilmeye karşı insanüstü direnişin tarihçesidir. Bu yazıyı yazan can kirletilmeye karşı direnmeyi yaratanların değerlerine saygıyı ibadet bilir. İşte “Dersim zamanı” derken murat ettiği de budur. Zira az ötede tüm dinginliği ile azizliğin, ermişliğin, ilim, irfan ve kerametin timsali Pir Seyit Rıza’nın heykeli duruyor.
Şimdi Dersim’de zaman güneşli bir Ağustos sabahı, gizemli dağların zirvesini sabahın ilk ışıkları aydınlatıyor. Tüm kirletme çabalarına ve ucube gölgelere inat Dersim’in doğası güneşin ilk ışıkları ile sevişiyor. Munzur vadisine ve yamaçlara gelişi güzel serpiştirilmiş evler, apartmanlar… Ama karşıdaki tepede bir görüntü var ki tam bir “Ucube!...” Dersim doğasının bağrına çakılmış birkaç beton yığını apartman ve alabildiğine yüksek direğin tepesinde dalgalanan kocaman bayrak..!!! Dersim’in merkezine “Ne mutlu Türküm diyene! Sıcak bir dost eli polis çeşmesi” yaptıranlar bu bayrağı inkar ve asimilasyonun “Abidesi” olarak dikmişler Dersim’in bağrına. Dağların yamaçlarına özene bezene yazdıkları “Önce vatan” sözünde geçen “Vatan” kavramında Dersim’in “Bir tek hakkı vardır o da Türklere ve Müslümanlara hizmet etmek!” Bu insanlık dışı “Vecizeyi(!)” söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu zihniyeti ve ilk bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt’un zihniyeti şimdilerde “Ucubelerin efendisi” R. Tayyip Erdoğan’da yaşıyor. “Ucube” zihniyeti değişmez bir politika haline getiren efendiler “Ucube tekçilikte” ısrar ede dursunlar Dersim’de zaman önüne geçilmez bir halde akıyor. Bu akışın önüne “Ucube barajlar” kurulsa da zamanı durdurmak mümkün değil.
Dersim Kürdistan’da etnik ve inançsal kimliğin asimilasyon, katliam ve soykırıma rağmen insanda vücut bulan müstesna örneğidir. Bu sebepledir “Dersim zamanında” yaşama isteğimiz. Munzur Baba’dan, Düzgün Baba’ya, Pir Seyit Rıza’dan Besê Ana’ya, Ali Şer’den Zarife Ana’ya uzanan zaman “Ucubelerin” efendileri tarafından bir “Zafer” edası ile yaşanırken İbrahim Kaypakayalar, Mazlum Doğanlar “Ucubelerin” dizginsiz zulmünü inancın ve direncin kutsal mücadelesi ile dizginlediğinden beri Dersim’de zaman “Ucubelere” inat yürüyor.
Asimilasyon, zulüm, katliam ve soykırıma inat yapan ve yaratanların sayılamayacak kadar çok olduğu Dersim zamanında yapılan ve yaratılanı yıkmaya çalışan “Rayberler” her dönemde var olmadı değil. Eee yaşamın diyalektiği bu kendi zıtlıklarını içinde taşıyor…!
Bu kere Dersim zamanında bulunmamızın nedeni Dersim kadar hazin bir öykü. “Ucubelerin” ucube politikalarını sistematik olarak sürdürdüğü günümüzde Hüseyin, Haydar ve Ali tarafından “Alıkonulmuş!” Hüseyin’i “Alıkoyan belki “Haydar” belki de “Ali’dir!” Hüseyin, Haydar ve Ali’yi temsilen “Kemal’in TBMM’sinde” politika yapmaya çalışıyor! Haydar ve Ali “Özerk, demokratik bir yaşam” isterken Hüseyin çelişkilerin paradoksunda “Politik varlık mücadelesi” yürütüyor. Haydar ve Ali “Hüseyin’i misafir etmek!” üzere “Alıkoymuşlar!” Ucubeler bunu fırsat bilip ucube demeçlerini hız kaybetmeden sürdürürken bu yazıyı yazan can şunu merak ediyor; Haydar, Ali ve Hüseyin şu anda ne konuşuyorlar?.. Tam da Hüseyin “Cemevleri, Alevi inancının” demokratik koşullarda yaşanabilmesi, inkar ve asimilasyona son verilmesi için “Mücadele” ederken Haydar ve Ali Hüseyin ile bu kavşakta buluştuklarının farkında olmalılar. Bazılarımıza biraz “Ağır” veya “Kabul edilemez” gibi gelse de Hüseyin, Haydar ve Ali için ucubelerin ucube politikalarına karşı birlik zamanıdır. Eee Piri Piran “Gelin canlar bir olalım!” demişse bunda bir hikmet vardır. Pir keramet sahibidir. İnsanlık tarihinin her dönemini ve canlardaki çelişkileri görmüş olmanın kerameti ile dilimize pelesenk ettiğimiz ama yaşamda uygulanır kılamadığımız “Birlik” olgusunu ifade etmiştir.
Şimdi Dersim’de herkesin kendi hakikati ile yüzleşmesinin ve herkesin Dersim hakikatinde birleştirmesinin zamanı. Şimdi Dersim’de zaman ucubelerin ucube politikasına karşı “Gelin canlar bir olalım!” diliminde… Yoksa ucubelerin soykırım politikasına karşı destansı bir direniş gösterirken darağacında “Bunu yapmasam Kerbela benden davacı olur!” diyen Pir Seyit Rıza bizden davacı olur…
Munzur kıyısında bir sabah