
Kuşkusuz Newroz kutlamalarının belirgin özelliği sadece geniş kitlelerin katılıyor olması değil. Kadınların ve gençlerin çoğunluğu oluşturduğu bu kitlelerin bir de yaşadığı büyük bir coşku ve heyecan var. Tam bir özgürlük şöleni söz konusu.
Tabi kitlelerin verdiği çok açık siyasi mesajlar da bulunuyor. Örneğin meydanda asılmış olan büyükçe bir pankartta, “Ya müzakere ya savaş” sloganı yer alıyor. Bu durum Kürtlerin geldiği ikilemi gösteriyor olsa gerek. Buna rağmen yine de meydanda en çok alkışı barış mesajları alıyor. Yine kitleleri en çok PKK Lideri Abdullah Öcalan’la ilgili söz ve bilgiler heyecanlandırıyor. En çok dillendirilen slogan “Bijî Serok Apo” oluyor.
Bütün meydanlardaki Newroz kutlamaları çok açık bir biçimde gösteriyor ki, Kürtler PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kesin özgür olmasını istiyor. Bu talep temelinde artık çok daha fazla ısrarlı olacağı anlaşılıyor. Bunun dışındaki bir sonucun artık Kürtleri asla ikna etmeyeceği görülüyor. Bu durumu PKK Lideri’nin gönderdiği Newroz mesajına yönelik ilgi açıkça gösteriyor.
PKK Lideri’nin bu ikinci Newroz mesajı, sanki 2013 Newrozu’ndaki mesajının bir devamı gibi geliyor. Büyük bir coşkuyla karşılanan söz konusu mesajda hem geçen bir yılın değerlendirmesi yer alıyor hem de yeni yıla ilişkin çağrılar… Doğrusunu söylemek gerekirse, PKK Lideri, Newroz mesajını çok sistemli ve derinlikli hazırlamış. Herkesi demokrasi hamlesine çağırıyor.
PKK Lideri’nin iki milyon insanın huzurunda okunan Newroz mesajında çok önemli ve tarihi vurgular var. Örneğin tüm ezilen kesimleri birlik içinde demokrasi mücadelesine çağırıyor. Darbe ile tam ve radikal demokrasi arasında tercih yapılması gerektiğini belirtiyor. Bunlar arasındaki üçüncü yolların artık geçerliğinin kalmadığını ifade ediyor.
Bu yaşananlar sonucunda insan şunu net olarak söyleyebilir: Kürtler önümüzdeki sürece ilişkin yaklaşımlarını netleştirmişler. Eğer olacaksa bir demokratik çözüm, artık bir gün bile ertelenmeden gerekli demokratikleşme adımları kesinlikle atılmalı. Hem de tam ve radikal demokrasi adımları! Yoksa demokratik çözüm için aktif mücadele edecekler. Herkesi de bu mücadeleyi birlikte yürütmeye çağırıyorlar.
KCK Yürütme Konseyi’nin Newroz öncesi yayınladığı demokrasi deklarasyonu böyle bir mücadele çağrısıydı. Hem bir demokrasi programı ortaya konuyor hem de tüm demokratik güçler bu programı tartışmaya ve birlikte hayata geçirmeye çağrılıyordu. Nitekim geniş bir demokratik kesimden de açık destek gördü.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz mesajı da benzer içeriğe sahip. Tüm ezilenler ve demokratik güçler ortak mücadeleye çağrılıyor. Açıkça görülüyor ki, Kürtler tam bir anlayış ve tutum birliği içinde. Demokratikleşmenin ve demokratik çözümün kendi mücadeleleriyle gerçekleşeceğine inanıyorlar. Bu mücadeleye de tüm ezilenlerin ve demokratik güçlerin katılmasını istiyorlar.
Peki bundan daha demokratik, çözümleyici ve birlikçi bir tutum olabilir mi? Hem Kandil’den ve hem de İmralı’dan gelen bu çağrıya muhatap olanların gereken olumlu cevabı gecikmeden vermeleri gerekmez mi? Artık kendini demokrasi cephesinde gören güçlerin mevcut parçalılığa son vererek gereken demokratik birliği yaratmaları gerekmiyor mu?
Her nedense bu sorulara hep “Evet” diyoruz, ama bir türlü de öngörülen birlik gerçekleşmiyor. Bu da demokratik güçlerin siyasal sürece müdahale etmelerini engellediği gibi, toplum nezdinde ciddiyetlerini ve güvenilirliklerini de zayıflatıyor. Belli ki bu duruma kesin bir son vermek ve artık gereken adımları atmak gerekiyor.
Mevcut görkemli Newroz kutlamalarıyla bu konuda yeni bir başlangıç yapılabilir. Kitlelerin milyonlar halinde meydanları doldurması ve demokratik çözümden yana tavır koyması hem buna güç vermekte ve hem de bunu istemektedir. En azından ezilen kitlelerin bu talepleri demokratik güçler açısından birlik adımının atılmasını sağlamalıdır.
Görkemli Newroz kutlamalarına dayalı olarak atılacak birlik adımının ilk pratikleşme yeri 30 Mart yerel yönetim seçimleri olabilir. Eğer Newroz’un oluşturduğu birlik ve mücadele ruhu seçimlere tam olarak taşınabilirse 30 Mart’ta demokratik güçlerin çok büyük bir başarı kazanacağı rahatlıkla söylenebilir. Bu da kendine demokrat diyen tüm güçlere tarihi görev ve sorumluluk yüklemektedir.
Bu konuda halk sözünü aslında Newroz’da söylemiş ve demokratik hareketin seçimde başarı kazanabileceğini açıkça göstermiştir. Halkın bu gücünün seçimlere seferber edilmesinin büyük bir başarıya yol açacağı açıktır. Nasıl ki Newroz meydanlarında milyonlaşma mümkünse, seçim sandıklarında da milyonlaşma gerçekleşebilir. Diyarbakır’da olanın benzerleri diğer tüm kentlerde de yaratılabilir.
30 Mart seçimleri için Newroz kutlamaları çok önemli bir rüzgar oluşturduğu gibi, siyasi ortam da demokratik güçlerin güçlü bir seçim hamlesi yapmaları için gerçekten çok uygundur. İlk defa kirli iktidar ve devlet güçleri bu denli teşhir oluyor. AKP-Fetullahçı çatışması Türkiye’deki egemen siyasetin ne kadar kirli ve çıkarcı hale gelmiş olduğunu herkese açıkça gösteriyor.
CHP ve MHP gibi güçler zaten önceden teşhir ve tecrit olmuşlardı. Bu durumun kitlelere hatırlatılması bile yeterli olabilir. En önemlisi AKP-Fetullahçı ittifakının durumuydu ki, son çatışma da her iki gücün teşhir ve tecridi açısından çok önemli veriler ortaya çıkardı. Bunları değerlendirmeyi bilen bir seçim çalışmasının başarılı olmasını hiçbir şey engelleyemez.
O halde tüm demokratik güçler sorumlu bir yaklaşımla ve parçalılığı aşarak kalan zamanda seçim çalışmalarına yüklenebilmelidir. Sadece yerel yönetimleri kazanabilmek de değil, siyaseti etkileyen güç haline gelebilmek için demokrasi hareketinin en yüksek oranda oy almasını sağlamaya çalışmak önemlidir.
Bununla birlikte tüm Kürt illerinde yerel yönetimleri kazanmak, başta Çukurova ve İstanbul olmak üzere Anadolu’da da önemli sonuçlar elde etmeyi bilmek gerekir. Darbeye karşı tam ve radikal demokrasi alternatifinin gerçekleşebilmesi için seçimdeki bu sonuçlar kesinlikle çok önemli olacaktır. O halde 30 Mart seçimlerinde somut bir demokrasi zaferi için herkes seferber olmalıdır.”