Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik tecride karşı Almanya’da bedenini ateşe veren Ümit Acar’ın şehadetinin birinci yıldönümündeyiz. Yurtsever bir ailede büyüyen, çocukluğundan itibaren mücadele içerisinde yer alan Acar “o benim hem abim hem de yoldaşımdı diyen kardeşi Sertaç Acar anlattı. Acar, her zaman “Gülmek devrimci bir eylemdir” diyen ağabeyinin eylemini gerçekleştirdiği gün de hep güldüğünü aktarıyor.

Almanya’nın Ingolstadt kentinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecridi ve Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyaretini protesto etmek için 27 Eylül 2018 tarihinde bedenini ataşe veren Ümit Acar, Kürt halkına yönelik, inkar ve imha politikalarının yoğun olarak yaşandığı 1992 yılında Batman Hazo’da (Kozluk) dünyaya gelir.

Yurtsever ve yoksul bir Kürt ailenin ilk çocuğu olan Ümit Acar’ın doksanlı yıllarda ailesine sürekli baskı, işkence, hakaret ve koruculuk dayatması yapılır. PKK’ye yardım etmekle suçlanan ailesi baskılara boyun eğmez, koruculuğu ret eder. “Ya korucu olacaksınız ya da buradan gideceksiniz” diyen Türk devlet güçleri tarafından köyleri yakılır. Köy yakıldıktan sonra ailesi Batman’a göç eder. Bu yıllarda Ümit Acar da Kürdistan’ın diğer çocukları gibi erken büyür, erken olgunlaşır, onurlu başı dik bir yaşam kavgasını verir.

Hem abi hem yoldaş oldu

Ümit Acar, çocukluk ve gençlik yıllarında kardeşi Sertaç’a hem abi, hem yoldaş olur. Birlikte büyürler, birlikte özgürlük mücadelesi verirler, birlikte gözaltına alınırlar ve birlikte Avrupa’ya sürgün yollarına düşerler. Ümit Acar’ın yaşamını anlatan kardeşi Sertaç, abisinin Kürt halkına yönelik yapılan zulme insanların suskun kalışlarını asla kabul etmediğini söyleyerek, “Kürt halkı üzerinde sürdürülen zulme karşı uyanın, birlik olun. Birlik olursak Önderliğimizi de, ülkemizi de özgürleştiririz derdi. Eyleminin amacı buydu” diye konuştu.

   

‘Önderliğinizi tanıyın, unutmayın’

Ağabeyinin henüz küçük yaşlardayken Kürdistan’da devlet baskısının farkında olduğunu ve baskılara boyun eğmediğini söyleyen kardeşi Sertaç, “Ailem koruculuğu kabul etmediği için devlet köyümüzü yakmıştı ve Batman’a göç etmiştik. Bu yıllarda babam sürekli bize derdi, ‘Önderliğinizi, partinizi tanıyın, unutmayın’ derdi. Babamın anlatımlarıyla yurtsever olarak büyüdük. Abim de sürekli Önderliğin kitaplarını okur, Ey Reqib marşını dinlerdi. Çok büyük bir hayranlığı vardı. Abim küçük yaşından beri yurtseverdi, bir haksızlık gördüğü zaman hemen karşı dururdu. Bize yol gösterirdi, sürekli bizlere anlatırdı” diye belirten Acar, devamla şunları dile getiriyor: “Devletin baskı ve asimilasyon politikalarından dolayı lise ikide abim okulu bıraktı. Abim okulu bırakınca ben de gitmedim. Gençlik çalışmalarında bulunduk. Batman’da bu sürekçe devlet baskısı çok fazlaydı. Sürekli baskı ve tehditler vardı. Bundan dolayı Bursa’ya göç etmek zorunda kaldık.”

Gençlik çalışmalarındaydı

Türk devletinin baskı ve tehditlerinden dolayı göç ettikleri Bursa’da ülkeye duydukları hasret nedeniyle tekrar Batman’a geri döndüklerini belirten Acar, “Bursa’da iki yıl kaldıktan sonra hasrete dayanamayarak geri döndük. Ama Batman’da yine baskılar devam etti. Bundan dolayı bu sefer İstanbul’a göç ettik. İstanbul’da da abimle birlikte gençlik çalışmalarında yer aldık. Gençlik çalışmalarında yer aldığımızdan polis sürekli baskı uyguluyor, gözaltına alıp sonra bırakıyorlardı. Bu süreçte abimle birlikte üç defa gözaltına alındık. Gözaltında abimin çok sakin ve kararlı bir duruşu vardı. Bu durumlarda hep gülerdi” diye anlatıyor.

‘Gülmek, devrimci bir eylemdir’

Abisinin Türk devlet güçlerinin baskılarına karşı gülüşüyle kararlı bir duruş sergilediğini söyleyen Acar, abisiyle olan bir anısını şöyle dile getiriyor: “IŞİD Kobanê’ye saldırdığında Erdoğan, ‘Kobanê düştü, düşecek’ açıklaması yapmıştı. İstanbul’da yürüyüş vardı. Abimle birlikte yürüyüşe gitti. Yürüyüş yasak değildi sonra birden polis halka saldırdı. Uzun bir süre polisle halk arasında çatışmalar yaşandı. Bir ara polisler bizi bir sokakta sıkıştırdı. Ben önden abim arkadan koşuyordu. Polisler bizi çembere alınca abim yanıma gelerek, gül dedi. Biz gülünce polisler ‘ne gülüyorsunuz?’ dedi. Abim de polise dönerek ‘Gülmek, devrimci biri eylemdir’ dedi.”

‘Görevim bitince özgürüm’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından başlatılan ‘çözüm süreci’nin Türk devleti tarafından bozulması ardından başlayan siyasi soykırım operasyonları ardından abisiyle Avrupa’ya gelmek zorunda kaldıkları söyleyen Acar, “İstanbul’da da bu süreçte çok fazla baskı, gözaltı ve tutuklamalar yaşanıyordu. Abime tutuklama kararı çıktığı için bizde Almanya’ya geldik. Buraya geldikten sonra insanları tanıdık ve abim burada da çalışmalarda yer aldı. Ben de ailemin ekonomik durumu kötü olduğundan bir iş bulup çalıştım. Zaman buldukça abimle yürüyüş ve mitinglere giderdim. Kendisini tüm çalışmalara katıyordu, tüm etkinliklere gidiyordu. Çalışmalardayken sürekli görevim bitince ‘özgürüm’ derdi. O zamanlar ne demek istediğine anlam veremiyordum” diyor.

Eyleminin amacı buydu

Abisinin Türk devletinin zulmü ve tecrit karşısında yeterli tepki gösterilmediği eleştirisinde bulunduğunu anlatan Acar, “Kürt halkına yönelik yapılan zulme insanların suskun kalışlarını kabul etmiyordu. Etkinlik oluyor, yürüyüş oluyor görülen büyük zulüm karşısında insanlar yeterli katılımı sağlamıyor. Bu duruma tepkiliydi. ‘Kürt halkı üzerinde sürdürülen zulme, soykırıma karşı uyanın, birlik olun. Birlik olursak, Önderliğimizi de, ülkemizi de özgürleştiririz’ derdi. Eyleminin amacı buydu” diyor.

Acar, abisiyle geçirdiği son günü ise şöyle anlatıyor: “O gün beraber yemek yedik, sigara içtik, sohbet ettik. Sohbetimiz boyunca hep gülüyordu. Eylemini hiç belli ettirmedi. Ondan bu eylemi yapmasını beklemiyordum. O çalışmalarda daha faydalıydı, ama onun kararına saygılı olmalıyız. Şehid Namirin!”.....