
Mayıs ayı içerisinde bulunuyoruz. Mayıs ayı içerisindeki her bir gün, özgürlük ve demokrasi güçleri için özel bir anlam ifade ediyor. Bu ilk gününün dünya işçi ve emekçilere adanan 1 Mayıs’la başlayan, son gününde Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan Özüdoğan’ın 1972 yılında Nurhaklarda şahadetlerine tanıklık etmiş bulunmasından kaynağını alıyor. Bu çerçevede 2 Mayıs Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilgin’in, 6 Mayıs Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın, 13 Mayıs Leyla Kasım’ın, 17 Mayıs Ferhat Kurtay, Nemci Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin’in, 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya, Fevzi Aslansoy ve Haki Karer, 19 Mayıs Halil Çavgun’un şahadetlerinin yaşandığı günler olarak Mayıs ayı içerisinde tarihe geçen şahadetler olarak yerlerini almış oluyor. Sadece bunlar da değildir; Mayıs ayının her günü ve her günün de kendisi çok daha fazla şahadetin yaşandığı günler olarak tarih içerisindeki yerini alıyor.
Onun içindir ki, Kürt Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi Mayıs ayını şehitlerine adayarak bu ayı "şanlı şehitler ayı” olarak kabul etmiş bulunuyor. Mayıs ayı içerisinde de 18 Mayıs'ı hem mücadele tarihi açısından bir dönüm noktası olarak görüyor, hem de Kürdistan ve Türkiye halklarının ortaklığını ifade eden bir gün olarak kabul edip, bu günün şahsında tüm Mayıs ayının şehitlerini anmayı tarihi bir görev ve sorumluluk olarak kabul ediyor.
18 Mayıs Kürdistan ve Türkiye halkları açısından ortak değeri ifade eden Haki Karer ve İbrahim Kaypakkaya şahadete ulaştıkları günün adıdır. Haki Karer 1977 yılının 18 Mayıs'ında Antep’te işbirlikçi, uşak, ajan, pravakatör "beş parçacılar” diye anılan bir çete tarafından katledilirken; İbrahim Kaypakkaya da 1973 yılının 18 Mayıs'ında Diyarbakır işkence hanelerinde katledilmiştir.
Haki Karer ve İbrahim Kaypakkaya’nın Kürdistan ve Türkiye halklarının Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi içerisindeki yerleri tartışmasız bir öneme sahiptir. İbrahim Kaypakkaya aslen Dersimli olmasına rağmen Çorum'a sürgün edilmiş bir ailenin çocuğu olarak dünya ya gelmiştir. 1970’li yılların başlarında Kürt sorunun çözümü üzerine cesur görüşleri ortaya koyan ve savunan devrimci bir önderdir. Dersim'de düşman tarafından ele geçirilip götürüldüğü Diyarbakır işkence hanelerinde "sır vermeyip, ser vererek” tüm devrimcilere örnek bir direnişin sahibi olmuştur.
Haki Karer de aslen Karadenizli olmakla birlikte, Kürt Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesinin önderleri arasında yerini almıştır. Haki Karer Kürt Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesinin başarısında Türkiye halkının kurtuluşunu görerek bu mücadele içerisinde yerini almıştır. Önder Apo’nun değerlendirmesiyle de Önder Apo’nun "bir ruh ikizi olma” konumunda bulunmuştur. Bu anlamda Önder Apo ve Haki Karer arkadaşlığı şahsında Kürdistan ve Türkiye halkının birlikteliği temsilini bulmuştur. Bu birliktelik aynı zamanda Kürt Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesinin özünü ve mayasını oluşturmuştur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Haki Karer arkadaşlığı 1970’lerin ilk yılarında, Önder Apo’nun 7 ayı bulan zindan yaşamının ardından başlamıştır. Daha sonra da bu arkadaşlık mücadele içerisinde düşünsel, örgütsel ve eylemsel bir bütünselleşmeye dönüşmüştür. O yıllarda Ankara'da kurulan ADYÖD bunun en somut bir ifadesi olmuştur. Önder Apo ADYÖD’ün başkanlığı görevini yürütürken, Haki Karer de bu derneğin yönetimde yer almıştır. Aslında bu ilişki Kürdistan ve Türkiye halklarının birlikte örgütlenmesi, mücadelesi doğrultusunda atılan bir adım anlamına gelmiştir. Bu öyle bir adımdır ki; gönüllü, bilince ve iradeye dayanmıştır. Bu nedenledir ki, Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesini ilk örgütleme çalışmaları için Kürdistan’a adım attığında bu adımın ilk sahibi de Haki Karer olmuştur.
Evet, Haki Karer’in şahadetinin 35. yılına girdik. İçerisinden geçmekte olduğumuz süreç Haki Karer kişiliğini ve mücadele gerçekliğinin çok daha iyi anlaşılmasını gerektiriyor. Çünkü Kürdistan ve Türkiye halkları bu gün, her zamankinden daha çok birlikte örgütlenmeye ve mücadeleye ihtiyaç duyuyor. Sömürgeci Türk rejiminin AKP özel, kirli savaş hükümetinin Kürdistan ve Türkiye halklarına karşı yürüttüğü toplumsal kırım saldırıların da bunu gerekli kılıyor.
AKP özel, kirli savaş hükümetinin Kürdistan halkına karşı her cepheden bir soykırım saldırısı içerisinde bulunduğu doğrudur. Kürdistan ve Türkiye halklarının AKP özel-kirli savaş hükümetinin kurmaya çalıştığı tahakkümü kırma mücadelesi her şeyin önüne geçmiş bulunmaktadır. Bu anlamda da Önder Apo ve Haki Karer arkadaşlığı her zamankinden çok daha fazla kendini hissettirir bir duruma gelmiştir.
2012 yılının 1 Mayıs'ında Kürdistan ve Türkiye halkları bu doğrultuda somut adımlar atmıştır. Mücadele meydanlarında Kürdistan ve Türkiye halkları bir araya gelmişler ve AKP özel-kirli savaş hükümetine kendi cephelerinde bir cevap vermişlerdir. Bu aynı zamanda Kürdistan ve Türkiye halklarının birlikte mücadele kararlılıklarını ilan etmeleri anlamına gelmiştir.
Kürdistan ve Türkiye halklarının mücadele birlikteliklerini ilan etmiş olmaları Mayıs şehitleri anısına verilen önemli bir karşılık olmakla birlikte; yeterli de değildir. Bunun ortak bir iradi duruşa da taşınması gerekmektedir. Bu sağlandığında Mayıs ayı şehitlerinin sadece beklentileri doğrultusunda atılan bir adımla sınırlı kalınmayarak; onların utkusu da gerçek kılınmış olacaktır. Halkların Demokratik Kongresi bu doğrultuda atılmış somut bir adımdır. Bu adım daha da güçlendirilip kapsamlı hale getirildiğinde bu hedefe de ulaşılmış olacaktır.
Asıl olarak bu hedefe ulaşıldığında Türk özel savaş rejiminin AKP özel- kirli savaş hükümetinin eliyle Kürdistan ve Türkiye halklarına karşı yürüttüğü toplumsal kırım saldırıları da yenilgiye uğratılmış olacak ve "şanlı şehitler ayı Mayıs'ta” şehitlerimizin anısına bağlılığın gerekleri yerine getirilmiş olacaktır.