Son iki görüşmeyi yapan avukatları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik siyaset alanına yönelik eleştirileri olduğunu söyledi.

Sorunların bu düzeyde derinleşmesinde demokratik siyasetin de sorumluluğu olduğunu; neredeyse siyaset yapmayı bilen kimsenin olmadığını, halka öncülük yapılamadığını belirterek, açlık grevlerini de bu yetersizliğe bağlıyor.

HDP’nin kuruluş sürecine atıfta bulunarak Türk-İslam milliyetçiliğiyle klasik laik-Türk milliyetçiliği arasında üçüncü bir çizgiye sahip olması durumunda yüzde 30 alabileceğini, ancak yeterli bir düzeyin yakalanamadığını düşünüyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı’daki üç tutsakla görüşebildiklerini; durumlarının iyi olduğunu, kendisiyle birlikte yürüme konusunda da yetkin olduklarını söyledi. Öcalan, zindandakilerin de kendilerini geliştirerek yetkin hale getirip kendisiyle yürüyebilecek konuma getirmeleri gerektiğini ifade etti.

İmralı’da 22 Mayıs’ta 1 saat 20 dakika yapılan görüşmenin detaylarını anlatan avukat Newroz Uysal ve Rezan Sarıca, Öcalan’ın ”Türk-Kürt ilişkilerinin onarılması zor, derin yaralar almasının önüne geçmeye çalıştığını” ve onurlu bir barış için çabaladığını vurguladı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları Newroz Uysal ve Rezan Sarıca, 22 Mayıs’ta İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını paylaştı. 8 yılın ardından sonra ikinci kez yapılan avukat görüşmesinde, İmralı tecridine karşı başlatılan açlık grevi ve ölüm oruçlarının ele alındığını kaydeden Asrın Hukuk Bürosu avukatları, görüşmenin içeriğine dair soruları yanıtladı.

2 Mayıs’tan bu yana kaç başvurunuz var ve bunların kaçına olumlu yanıt aldınız? 

Prosedür gereği haftada 2 görüşme başvurusu yapıyoruz. Bu başvurular öncelikle çarşamba, görüşme sağlanmayınca cuma günü içindir. 2 Mayıs sonrasında her gün için başvuru yaptık. 22 Mayıs’taki görüşme haricinde olumlu veya olumsuz herhangi bir yanıt verilmedi.

Yola çıktığınız ilk andan itibaren ve görüşme sonuçlanıncaya kadar ne tür uygulamalardan geçiyorsunuz?

İmralı Tecrit Sistemi’nin bir boyutunu fiziksel mekan olarak ‘ada’da tutulma hali oluşturur. İmralı karadan, havadan ve denizden askeri yasak bölge olup cezaevi girişine kadar askeri yetki kapsamındadır. Cezaevinin girişine kadarki alan askeri bir prosedür kapsamında gelişirken; cezaevine vardıktan sonra diğer cezaevlerindeki gibi Adalet Bakanlığı prosedürleri başlıyor. Görüşmeye birden çok arama ve kontrol sonrasında başlıyoruz.

Görüşmenin sağlandığı mekan ve ortamla ilgili neler söyleyebilirsiniz? 

Sayın Öcalan’la diğer cezaevlerinde avukat görüşme odasına benzer şekilde, ancak diğer cezaevlerine göre karşılıklı mesafe daha uzun bir masada gerçekleşiyor.

Son görüşmeniz ne kadar sürdü? 

 

Yaklaşık olarak 1 saat 20 dakika sürdü.

Öcalan dışında adada bulunan diğer üç müvekkilinizle görüşmeniz oldu mu, Öcalan ile diğer müvekkiliniz arasında bir iletişim var mı? 

Diğer üç müvekkilimiz olan Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar ve Hamili Yıldırım’ın İmralı’ya nakledildikleri zamandan itibaren henüz hiçbir görüşme gerçekleştiremedik. Başvurularımızdan da sonuç alamadık. Sayın Öcalan diğer müvekkillerimizle görüşebildiklerini; durumlarının iyi olduğunu, kendisiyle birlikte yürüme konusunda da yetkin olduklarını paylaştı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 16 Mayıs’ta yaptığı açıklamada ”Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme yasağı kaldırıldı” dedi. Bu açıklama, tecridin kalktığını gösteriyor mu veya bundan sonraki görüşmelerin gidişatına ilişkiniz öngörünüz var mı? 

 Türkiye yargı/adalet mekanizmaları açısından Adalet Bakanlığı düzeyinde bir yetkilinin açıklama yapmış olması kuşkusuz önemlidir. Adalet Bakanı kısıtlılık içeren kararın kaldırıldığını ifade etti. Ancak unutulmamalıdır ki Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmeleri 20 Temmuz 2016’ya kadar herhangi bir karar veya yasa gerekçe gösterilmeden engellenmekteydi. Engellemelerin gerekçeleri de tamamen keyfi olan ‘gemi arızası ve hava muhalefetiydi’. Yine aile görüşmelerini kısıtlayan son karar da ortada duruyor.

Bu konuda Sayın Öcalan’ın da biz avukatların da kesinlik oluşturan bir öngörüsü bulunmuyor. Bu konudaki tek güvencenin Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini sağlayan demokratik toplumsal irade olduğunu düşünüyoruz. Bu açıdan demokratik kamuoyunun sorumluluğunu devam ettirip sürecin takipçisi olması oldukça önemlidir.

Görüşmede Sayın Öcalan’ın üzerinde durduğu en temel konu ne oldu? 

Son görüşmedeki temel gündemimiz açlık grevleri ve ölüm oruçlarıydı. Bununla beraber 2 Mayıs’taki görüşmemizde paylaştığı 7 maddelik metnin amacı, ilgili tartışmaları ve etkisini de konuştuk. Demokratik siyaset, bir önceki görüşmemizde değerlendirmeler yaptığı Mem û Zîn Destanı ve kadın özgürlüğüne dair yaklaşımları da konuştuğumuz konular arasındaydı.

Açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerini nasıl değerlendirdi ve ‘Asıl bundan sonrasında bana yeterli yoğunluk ve iradeyle eşlik etmenizi özenle belirtiyorum’ sözlerini nasıl yorumlamak gerekiyor? 

Sayın Öcalan görüşmede birkaç kez Gandhi’yi örneklendirip başta Leyla Güven olmak üzere tüm eylemcilerin Gandhi’yi incelemeleri gerektiğini ifade etti. Gandhi’nin de açlık grevleri yaptığını ancak açlık grevlerinin ötesinde siyasal mücadeleye öncülük ettiğini ve bu durumun açlık grevinin olmazsa olmazı olduğunu söyledi.

Cesaret konusunda açlık grevi ve ölüm orucu eylemcilerinin kendisinden daha cesur olduğunu ifade ederken, esas olması gerekenin ise ölüme yürümek değil, halka öncülük yapmanın ve inşa etmenin olduğunu vurguladı. 21 yıldır her gün kendisiyle ilgili düşünüp on farklı düşünceye ulaştığını, ne yaptığını, ne yapabileceğini sorgularken; zindandakilerin de kendilerini geliştirerek yetkin hale getirip, kendisiyle yürüyebilecek konuma getirmeleri gerektiğini belirtti.

Bir bütün olarak eylemcilerin, sağlıklarına kavuşmasını ve morallerini yükseltmesini önemserken; ruh, beden ve zihin olarak kendisiyle birlikte yürüyebilecek şekilde yetkin kılmaları gerektiğini ifade etti. İradeyle birlikte yetkinlik ve yeterliliği de esas aldığını, kendisini de bu şekilde konumlandırdığını söyledi.

 

Görüşmenizden yaklaşık bir hafta önce CPT heyeti, 3 yılın ardından İmralı’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Öcalan, bu ziyarete ilişkin sizinle bir bilgi paylaştı mı? 

Sormamız üzerine CPT’nin ziyaretini teyit etmekle yetinip bu görüşmede başkaca bir detay paylaşmadı.

Öcalan’ın sözünü ettiği yedi maddelik deklarasyon için ”Tüm çevrelerden nasıl bir karşılık verileceğini 30- 40 günde anlarız” diyor. Bunun tartışılmasının önemi nedir? 

Sayın Öcalan, her iki görüşmede de toplumda derinleşen kutuplaşma ve ayrışma halini gözlemlediğini ifade etti. Özellikle Türk-Kürt ilişkilerinin onarılması zor, derin yaralar almasının önüne geçmeye çalıştığını belirtiyor. Kendisinin onurlu barış zemininde bu birlikteliği sağlayacak bir iradesi olduğunu, Türkiye tarafından da böyle bir iradenin çıkması gerektiğini ifade etti.

7 maddelik metin de Sayın Öcalan’ın demokratikleşme ve onurlu barışın gerçekleşmesini mümkün kılacak yöntemi ortaya koyuyor. Her bir maddenin ayrı ayrı derinlemesine tartışılması ve anlaşılması gerekir. Kendisi görüşmelerimizde Özal döneminden başlayarak 23-25 yıldır yürüttüğü tartışmalarında daha derin ve daha yoğun bir düzeye geldiğini söyledi.

 Sayın Öcalan’ın bu yaklaşımı, tarihsel ve ilkesel olup günlük meselelere indirgenmemeli. Açlık grevleri ve ölüm oruçlarını bizzat kendi çağrısıyla sonuçlandırdı. İmralı’da yürütülen mutlak tecridi kaldırmaya dönük eylemcilerin kararlılıklarını ve güvence istediklerini ifade ettiğimizde, kendisi de haklılık payı verip 30-40 gün içinde durumun daha net anlaşılacağını söyledi. Sayın Öcalan açısından 30-40 günlük süre bir yandan mutlak tecridin kaldırılması yönünde bir iradenin oluşup oluşmadığının, diğer yandan da 7 maddelik metinle ilgili her çevreden çıkacak yaklaşımların anlaşılması açısından önemli görülüyor.

 Çağrısı, iradesi ve kararlığı konusunda karamsar olmadığını, umutlu olduğunu ve kendine güvendiğini açıkça gördüğümüzü özellikle belirtmek isteriz.

 Öcalan mesajında, 2013’teki Newroz Bildirgesi’ne bağlı olduğunu dile getiriyor. Özelikle bu sürece neden atıfta bulunuyor?

Bizce temel nedeni; Newroz Bildirgesi’nden sonra ortaya çıkan toplumsal havadır. Yoksa kendisi bu vurgudan kaynaklı süreç algısının oluşmaması gerektiğini ve şu an ortada bir süreç olmadığını da açıkça ifade ediyor.

Her iki görüşmede de Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye olmak üzere Suriye’deki gelişmelere dair ayrı başlıklar var. Bu konuda çözüm önerilerini biraz açabilir misiniz?

Sayın Öcalan 7 maddelik metnin Kuzey Suriye’yle ilgili ifadeleri tüm dünyada yankılar bulup tartışılıyor. Bunun da böyle olması oldukça doğaldır. Zira Ortadoğu’nun savaş ve kaos boyutuyla bir bütün olarak geldiği hal ortadadır. Gerek küresel, gerek bölgesel, gerekse yerel güçler bu konuda çözüm üretmedikleri gibi mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. Sayın Öcalan tam da bu noktada sadece Kürt sorunuyla sınırlı olmayan, Suriye’nin de bütünlüğünü ve demokratikleşmesini öngören somut, gerçekçi ve kalıcı çözüm önerileri ortaya koyuyor. Bu konudaki yaklaşımını, ‘beşinci savunma’da etraflıca anlattığını ifade etti.

Sayın Öcalan imkan ortaya çıkması durumunda Suriye’nin bütünlüğü içinde Kürt sorunu dahil olmak üzere Suriye’nin tüm sorunları konusunda pozitif rol oynayacağını söyledi. Kendi düşüncelerinin ve çözüm önerilerinin Suriye’nin sorunlarını çözeceğini, Kürtlerin ve diğer toplulukların temel haklarının anayasal güvenceye alınmasının zorunluluğunu da özellikle vurguladı.

Sayın Öcalan, anayasal güvence konusunda yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik özerklik, federe sistem ve diğer tartışmaların olabileceğini söyledi. Aynı şekilde bölgesel çözümlerle birlikte siyaset ve diplomatik görüşmeleri de önemsiyor. Sayın Öcalan’ın her iki görüşmede de karşılıklı hassasiyetlere duyarlı olunması gerektiğini vurguladığını söyleyebiliriz. Ayrıca bir önceki görüşmede olası Suriye Demokratik Anayasası’ndan sonra Avrupa’dan, her yerden Türkiye’den bile geri dönüşlerin mümkün hale geleceğini belirmişti.

Demokratik siyasetle ilgili değerlendirmeleri olduğunu ifade ettiniz. Burayı biraz daha açabilir misiniz?

Demokratik siyasetle ilgili değerlendirmeleri, açlık grevleri ölüm oruçları eylemleri ve 7 maddelik metne dair tartışmalarını ifade ederken yaptı. Kendisi toplumsal ve siyasal sorunların bu düzeyde derinleşmesinde demokratik siyasetin de sorumluluğu olduğunu düşünüyor. Gerçek anlamda siyaset yapmayı bilen neredeyse kimsenin olmadığını, halka öncülük yapılamadığını, açlık grevlerinin de bu yetersizlikle ilgili olduğunu ifade ediyordu.

Sayın Öcalan HDP’nin kuruluş sürecine atıfta bulunarak Türk-İslam milliyetçiliğiyle klasik laik-Türk milliyetçiliği arasında üçüncü bir çizgiye sahip olması durumunda yüzde 30 alabileceğini, ancak yeterli bir düzeyi yakalanamadığını düşünüyor.

Yerel yönetimler konusunda da kayyumlara karşı önlem alınamadığını, benzer durumun yine ortaya çıkabileceğini paylaşırken; halka gönüllü hizmet, komünal belediyecilik, demokratik belediyecilik konularında düşünerek, gelişme kaydedilmesi gerektiğini ifade etti. Yerellerde toplum için para almadan çalışabilecek üç kişi bulunamıyor mu diye de sordu.

 Her iki görüşmede de Mem û Zîn destanı konusunda değerlendirmeler yaptığını paylaşmıştınız… 

Her iki görüşmeye giden avukatların Cizreli olması vesilesiyle Mem û Zîn’den örnekler veriyordu. Sayın Öcalan, Mem û Zîn’i feodal sıkışmışlığın trajedisi ve demokratikleşmenin sancısı olarak değerlendiriyor. Kürt aşkını yazdığını ve bunların siyasi yazılar olduğunu ve aşkı da sahici yaşamak gerektiğini ifade ediyor. Sahte ve birbirini kandıran ilişkilerin her yerde görüldüğünü söylüyordu.

 
 

DTK Eşbaşkanı: Çağrısı sadece iktidara değil

   

Öcalan’ın sunduğu önerilerle Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümüne kapı araladığını belirten DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, ”Çözüm, diyalog ve müzakeredir” dedi. Öztürk, toplumun da bu önerileri görmesi ve tartışması gerektiğini ifade etti.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Öcalan’ın her zaman demokratik çözümden yana olduğunu söyledi. Öztürk, Türkiye’nin yanı sıra Irak, Suriye ve İran’ın da Kürtleri asimile ve yok etmek için birçok yöntemi denediğini, ancak Kürt halkının kimliğine, kültürüne, diline saldıran bu devletlerin hiçbirisinin başarılı olamadığını, Kürtlerin bu saldırılara karşı her zaman direniş gösterdiğini hatırlattı. Öztürk, ”Sayın Öcalan, 93’ten beri bunu dile getiriyor. Yol ve yöntemin diyalog ve müzakere olduğunu belirtiyor. Türkiye’de demokrasi gelişirse Kürt sorunu da çözülür. Kürt sorunu çözülmeyene kadar Türkiye’de ne demokrasi ne özgürlük gelişir ne de onurlu bir barış olur” dedi.

Toplumun görmesini istiyor

 Öcalan’ın mesajında üzerinde önemle durduğu noktalardan biri Kürt sorununun çözüme kavuşturulması halinde Türkiye ile birlikte Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlüğün öncülüğünün yapılabileceğine dair yaptığı vurguydu. Öztürk’e göre bu öncülük, sadece Türk ve Kürt halkları için değil, tüm Ortadoğu halkları için önemli. Bu durumun kamuoyu tarafından tartışılmasını isteyen Öcalan’ın herkese aslında “Ne diyorsunuz, fikriniz nedir?” diye sorduğunu söyleyen Öztürk, “Böylesi sorunların dünyada da örnekleri var. Çözüm ise, diyalog ve müzakeredir. Toplumun bunu görmesi ve tartışması gerekir. Yol yöntemin silah olmadığını, diyalog ve müzakere olduğunu, ancak bu şekilde çözülebileceğini kamuoyuna önerdi” şeklinde konuştu.

Çağrı demokrasi güçlerine

 Öztürk, Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı çağrı ve sunduğu önerilerin sadece AKP-MHP’ye değil, tüm demokrasi güçlerine, kurumlarına ve partilere olduğunun da altını çizdi. Öztürk, iktidar ile birlikte yine Türkiye halklarının, demokratik güçleri ve kurumlarıyla bu son 4 yılı gözden geçirmeleri ve söz konusu önerileri daha da güçlendirmeleri gerektiğini kaydetti.

 
 

HDK Eşsözcüsü Şenoğlu: Öcalan bizi uyarıyor

   

HDK Eşsözcüsü Sedat Şenoğlu, Öcalan’ın sunduğu çözüm önerileri için “Öcalan, ‘Çözüm derinleşmezse savaş derinleşir’ diye bizleri uyarıyor” dedi.

 Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Sedat Şenoğlu, Öcalan’ın mesajında ‘derin toplumsal bir uzlaşıya ihtiyaç olduğu’ yönündeki vurgusu üzerinde durdu. Şenoğlu, 2013-2015 döneminde ciddi muhataplıklar oluştuğunu; 10 maddelik Demokratik Çözüm Manifestosu’nun bir bakıma yeni bir anayasanın temel ilkeleri olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: ”Fakat devlet masayı tekmeledi ve savaş süreci yeniden başlattı. Öcalan’ın burada ‘derinleşme’ dediği şey, sorunun toplumsallaşmasıdır. Sorunun toplumun gündemine yeniden sokulmasıdır. Yani Öcalan ‘toplum sürecin takipçisi olmalı, süreci devlete bırakmamalıdır’ diyor. Türkiye’de toplumsal uzlaşma ve barış ancak toplum sahip çıkarsa anlaşılır hale gelir. Öcalan’ın 2013’teki çözüm süreci manifestosuna atıf yapması ve arkasında durduğunu ifade etmesi de kendi misyonunun ne kadar net olduğunu gösteriyor. Öcalan, çözümün ancak demokratik müzakereden, toplumsal barış koşullarının inşa edilmesinden geçtiğini uzun yıllardır söylüyor. Halklar eğer kendi demokratik özgürlüklerine kavuşacaksa bunun savaş siyasetiyle değil, ancak demokratik siyasetle mümkün olabileceğini vurguluyor sayın Öcalan. Yani Öcalan, ‘çözüm derinleşmezse savaş derinleşir’ diye bizleri uyarıyor.”

Tek muhatap Öcalan’dır

 Yapılan görüşmeyle birlikte Kürt sorununun çözümünde tek muhatabın Öcalan olduğunun bir kez daha ortaya çıktığını söyleyen Şenoğlu, iktidarın ise demokratik çözümden uzak olduğunu dile getirdi. Kürt sorunu demokratik siyasetle çözülemediği sürece Türkiye’de hiçbir sorunun çözülemeyeceğinin altını çizen Şenoğlu, Öcalan’ın 7 maddelik mesajıyla toplumdaki sorunların çözümü için öneriler sunup, yine bu işin politik muhataplığını üstlendiğine dikkat çekti. Şenoğlu, toplumun bu çözüm önerilerini sahiplenmesi ve bunun arkasında durması gerektiğini belirterek, şunları ekledi: “Dikkat edin Öcalan mesajıyla devlete, iktidara çağrı yapmıyor. Bu çağrı tamamen toplumadır. Eğer toplum sorunların çözümü için rol üstlenirse 2015’teki gibi kolay kolay masa devrilemez. Devrildiğinde de toplum buna karşı direnir, kendi iradesine sahip çıkar. Toplum bir barış ortamına aç. Bunun için toplumsal demokratik güçlerinin, sol sosyalist devrimci güçlerinin, yurtsever güçlerin topluma çok güçlü bir şekilde bu barış politikasının çözümünü, onun ilkelerini taşıması gerekiyor. Bu kendiliğinden olmaz. Bizlere çok büyük görev düşüyor. Asıl mücadele şimdi başlıyor.”