Kuşkusuz geçen haftanın en önemli gelişmesi Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın darbe planlarının hazırlandığı Harp Akademileri’nde konuşması ve ayakta alkışlanmasıydı.
Harp Akademileri’nin bir önceki komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı Balyoz Davası’ndan tutuklu bulunuyor ve 20 yıl hapis istemiyle yargılanıyor!
Savcılık, 2003 yılında dönemin Harp Akademileri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına’nın da Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planlarını dikte ettirdiğini iddia ediyor.
Fırtana Paşa da bu yüzden hapiste yatıyor!
Yani geçen hafta Erdoğan’ın ayakta alkışlandığı Harp Akademileri, yakın tarihte onu devirmek amacıyla hazırlanan darbe planlarının merkezi olarak öne çıkıyor!
Türk Ordusu daha birkaç yıl öncesine kadar başbakanı devirmek amacıyla, ‘camileri bombalamak, kendi uçağını düşürmek ve çocukları havaya uçurmak’ da dahil bir dizi darbe planı yaptığı yerde şimdi onu ayakta alkışlıyor!
Bu tabloya bakınca insanın gözleri yaşarıyor!
Nasıl yaşarmasın? Zira, tabloya bakıldığında insanın aklına ilk gelen şey Erdoğan’ın zafer kazandığı oluyor.
Ordunun Cumhuriyet’in ilanından bu yana tekeline aldığı iktidarı İslamcı kesimle paylaşmaya razı olduğu görünüyor.
Yıllardır yaşanan itiş kakış sonrası Erdoğan’a gösterilen bu ‘yüksek ilgi, Türk Ordu’sunun Siyasal İslam karşısında aldığı ağır yenilgiyi kabul ettiği ve ‘bükemediği bileği öptüğünü’ gösteriyor.
Meselenin ilk elden görünen yanı bu ama daha yakından bakmak da gerekiyor.
Yakından bakıldığında ise bu tablonun Amerika’nın eseri olduğu anlaşılıyor! Gelişmeler asıl zaferi Amerika’nın kazandığına işaret ediyor.
AKP ile ordu arasındaki sorunları çözen ve hükümet gibi orduyu da bölgesel planlarına dahil eden Amerika bu tablonun mimarı olarak karşımıza çıkıyor! Irak işgalinden bu yana Kürdistan Meselesi yüzünden Türk ordusuyla sorun yaşayan ve hatta onun başına çuval geçirmek zorunda kalan Amerika, sonunda Türk ordusunu kendisine uyumlu hale getirmiş bulunuyor!
AKP’den sonra ordu da Amerika’nın bölgesel planlarına katılmış görünüyor.
Erdoğan’ın Harp Akademileri’nde ayakta alkışlanması bunu gösteriyor; Alkışlanan gibi alkışlayanın da Amerika olduğu  anlaşılıyor.
Tabii, hükümet ile ordu arasındaki uzlaşmanın iç ve dış politikada doğuracağı sonuçlara bakmak da gerekiyor!
Amerika’nın bölgenin yeniden dizayn edilmesinde AKP Hükümeti’ne rol ve inisiyatif verdiği biliniyor. 
Güncel olarak Suriye ve İran’a müdahale öne çıkıyor ancak, Amerika daha geniş bir alanda kendisiyle uyumlu bir Türkiye istiyor.
Yakın zamana kadar ordu bu konuda ayak sürüyor, pazarlık yapıyordu! Gelinen aşamada taraflar arasında buzlar erimişe, sorunlar çözülmüşe benziyor.
AKP-Ordu-ABD uzlaşmasından ilk olarak Türkiye’nin statükoyu korumaktan vazgeçtiği sonucu çıkıyor.
Türkiye, Irak işgali sürecinin aksine bu kez bölgenin yeniden dizayn edilmesi planında hükümeti ve ordusuyla aktif rol alıyor.
Elbette bu Türkiye’nin içinde de yeni dengelerin kurulacağı anlamına geliyor.
Kürt ve Kürdistan meselesinin dışarıda olduğu gibi içerideki yapılanmada da öncekli yer tutacağı da zaten eşzamanlı olarak gündeme gelen ‘yeni stratejiyle’ belli oluyor. 
Strateji AKP Hükümeti’nin 2006 yılından bu yana izlediği ‘müzakere ve mücadele’ politikasını daha agresif bir şekilde sürdüreceğini gösteriyor!
BDP’yle ‘anayasal çözümün’, PKK’yle silah meselesinin konuşulacağı, Öcalan’ın ‘dikkate alınacağı‘, Barzani’nin ise ‘arabulucu’ olacağı ‘yeni strateji’ bunun mesajını veriyor!
Bu strateji Kemalistlerle İslamcıların ‘ortak çözümü’ olarak öne çıkıyor ve CHP’nin yeni dönemde AKP’yle işbirliği ve görev paylaşımı içinde olacağına işaret ediyor!
Olayın Eyalet Sistemi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili boyutları var ama bu başka bir yazının konusu.
Zira, Türkiye önceliği ‘bireysel haklar çözümünü’ PKK’ye kabul ettirmeye vermiş bulunuyor. Bu yaz bunun kavgasıyla geçeceğe benziyor.
Yasakların ve toplu katliamların altında bu hesap yatıyor! 15 kadın gerillanın acısı da zaten bu yüzden Kürdistan kalbine düşüyor!
Bu haftanın da kuşkusuz en önemli gelişmesi 15 kadın gerillanın topluca katledilmesi oluyor!
Bu katliam Türk devleti ve hükümetinin Kürt düşmanlığının son örneği oluşturuyor. 
Öte yandan KCK yönetiminin de bunca zamandır yaşanan toplu gerilla ölümlerinin önüne neden geçilemediği sorusuna bir yanıt vermesi gerekiyor.
Olacak gibi değil. Kaldı ki cenazeler günlerdir Malatya morgunda bekliyor ancak, henüz bir açıklama yapılmış da değil!
30 yılın ardından sağlıklı bir muhabere dahi kurulamamışsa durup düşünmek gerekiyor.
Konfüçyüs, „insanları hazırlıksız savaşa sürüklemek onları ölüme sürüklemektir“ diyor.
Yönetimin bunun sonuçlarının ağır olacağını, halkın toplum ölümlerin yarattığı travmayla sarsıldığını görmesi ve önlemlerini behemahal alması gerekiyor.