Önce bir alıntı. Okuyalım: “Adalet kavramı üstünde yeterince tepindik, şimdi sırada hakikati konuşmak var. Ülkenin ‘adalet’ ihtiyacı olduğu doğru da, esas bunu kimden bekliyoruz ve hangi yöntemle elde edeceğiz, bir türlü konuşamıyoruz. Karşımızda tüm siyasi parti liderlerini, vekillerini tutuklayan/tehdit eden bir iktidar var. Yürüyüş, toplantı, kurultay ne yaparsanız yapın; ‘ancak ben istersem, izin verirsem olur’ diyen bir hükümranın buyruğu altında yaşıyoruz. KHK ile fiili başkanlığı, bir tür padişahlığa döndüren Siyasal İslamcı bir yapı söz konusu olan. Buna karşı ne diyoruz, mesele bu…
Bıçak kemiğe dayandı, artık adalet, hak, hukuk güzel birer sözcükten öte anlam ifade etmiyor. Bildiğimiz siyasal, demokratik yapı sürüyormuş gibi yapmanın âlemi nedir? Artık Meclis yok örneğin… Herkese hoş görünmek için düşülen bataklıktan kurtulmak lazım.”
Yazı bizim Antakyalı Alevi Arap hemşehrimiz Enver Aysever’e ait.
Yazısında CHP yönetiminin Kılıçdaroğlu şefliğinde, AKP korkusuyla tutturduğu “muhafazakar” söyleme itiraz ediyor. Adalet Kurultayı’nda “içki içenleri ihraç” komikliğini eleştiriyor. “AKP’ye benzeyerek” bu “bataklıktan kurtulamazsınız” diyor.
Doğru mu?
Doğru.
Ama eksik.
Çünkü CHP Kurultayı’nda “Said-i Nursi” okumaları yapanlar misafir edilirken, Kürt siyasi hareketi yarım ağız bir davetle bir tür “gelmeyin” muamelesine uğradı. Aysever “kimle olmaz” sorusuna yanıt verirken, “kimle olur” sorusunu yanıtsız bırakıyor.
Düşünün, şu sıralar, AKP içi muhalefetiyle tanınan Ahmet Taşgetiren bile “Kürtlerle büyümek” meselesini tartışıyor, Güney Kürdistan’la olduğu gibi, Rojava’yla “düşmanlaşmanın” zararları hakkında Erdoğan’ı uyarıyor.
Dünya, Serdar Ortaç’ın “Sensiz olmaz” şarkısını adapte etmiş, ABD’li, Rusyalı “assolistler”, düne kadar isimlerinden bile habersiz oldukları bir topluma, “Kürtsüz olmaz” diye şakıyıp durmakta.
Aysever haykırıyor:
“Bıçak kemiğe dayandı, artık adalet, hak, hukuk güzel birer sözcükten öte anlam ifade etmiyor. Bildiğimiz siyasal, demokratik yapı sürüyormuş gibi yapmanın âlemi nedir? Artık Meclis yok örneğin…”
Evet, yok.
O halde bu Meclis dışında kimle faşizme karşı birleşip savaşacaksın? “Anti faşist savaş Kürtsüz olur mu?!”
Aysever durumu doğru ama eksik teşhis ediyor.
Eğer tek kişi diktasını seçimlerde yenip, durumu kurtarmak mümkün olsaydı, “oy almak” için şu anda Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bütün oportünist manevraları, kabul etmesek de, anlayabilirdik.
Ama görünürde “seçim yok”. Çünkü Aysever’in dediği gibi TBMM’nin kendisi yok. Olmayan meclisin seçimi mi olurmuş. Olsa bile bu “seçimde CHP’ye kesinlikle iktidar yok.” Eğer demokrasiye ihanet edecekse, Kılıçdaroğlu “faşist rejimin yedek partisi” anlamında “ikinci partı” olarak faşizmin ayıp yerlerine incir yaprağı olur…
Bu da çok ayıp olur.
Ortada seçim meçim olmadığına göre, “eğer HDP’yle yanyana görünür, Kürtsüz olmaz dersem, seçmenlerimin bir kısmı oy vermez” demenin anlamı yok.
Anlamı olan şu; Kürtsüz yürürsem, sokağa çıkıp faşizmi iktidardan indirecek en büyük gücü kaybetmiş olurum”.
Amerikalı’dan, Rus’dan daha mı cabbarsın ey Kılıçdaroğlu? Onlar bile Kürtsüz su içmeye bile gidemiyor.
Sen seçimlere kadar geçecek iki yılı Kürtlerle yürümeyi dene. Zaten hiç bir zaman sokağa çıkmayacak olan seçmen oylarından bir kısımını kaybetmeyi göze al; Kürtle birleş, faşizmi yen, kaybettiğini misliyle geri alırsın.
Sivil itaatsizliği öyle “Çanakkalelerde, Malazgirtlerde” değil, “hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır ve satıh bütün ortak vatandır” diyerek her Türk ve Kürt şehrinde, ilçesinde, beldesinde, köyünde, mahallesinde ve sokağında ve hatta her bir hanesinde sivil itaatsizlik ilan et. Çık TBMM hücresinden halkın sinesine dön. Hiç bir şey olamasan bile efsane olursun…
O zaman faşizm nasıl yıkılırmış, dünya seyretsin…
Seçimde herkes oy kullanır.
Ama sokakta herkes yürümeyi göze alamaz.
Ve şimdi oy verme zamanı değil, sokakta direnme zamanı.
O halde “kimle yanyana yürürsem sandıkta oyum azalır” deme; “kimle birlikte yürürsem sokakta sayım artar” diye düşün.
“Eş bıtıqul ya Enver xayyi?”