
Göç, yokluk, ölüm…
Şan'ın bedeni zayıflamış, neredeyse bütün kemikleri sayılıyor. Yüzündeki çizgiler iyice belirginleşmiş, bütün yaşadıklarına inat yüzünde tebessümü eksik etmiyor. Barakada sağlık sorunları yüzünden zor günler yaşarken, artık kulakları iyi duymuyor, yürüyemiyor. Ancak yerde sürüklenerek dolaşabiliyor. Torunlarının yardımıyla günlük ihtiyaçlarını gideriyor. Şan, kendi yaşamını şöyle anlatıyor: "Büyük yıkımlar yaşandı bu topraklarda. Benim hayatım da aynen böyle geçti. Yıkımlar, göçler, ölümler, açlık ve yokluk. Ve sonunda bugün yaşadığım durum."
'Çaresizlikten köpek yiyenleri gördüm'
Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı yıllarda genç bir kadın olduğunu söyleyen Şan, o dönem yaşanan kıtlığı hiç unutamamış. Hayvancılıkla uğraştıklarını ve babasının zengin olduğunu dile getiren Şan, o dönem yaşanan kıtlığı şöyle anlatıyor: "Savaşın uzun süreceği anlaşılınca biz bütün hayvanlarımızı kesip, kavurma yaptık. Babam bir kısmını da köylülere dağıttı. Çünkü askerler hayvanlara el koyuyordu. Kimse kimseyi düşünmüyordu. Kim karnını doyurursa artık. Biz bir yıl kadar sıkıntı çekmedik. Ama ondan sonraki yıllarda, çok aç kaldık. İlkbaharda ot toplayıp yerdik. Bir kısmını kurutur, kışın yerdik. Allah o günleri kimseye göstermesin, ben çok gördüm. Köpek kesip yiyenleri gördüm. At, eşek kesip yiyenler vardı. İnsanlar açtı. Çaresizdi. Etrafta tek bir hayvan bulunmuyordu."
2. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan ekonomik sıkıntıyı da unutamadığını ifade eden Şan, durumun aynen 1. Dünya Savaşı yılları gibi olduğunu söylüyor. İkinci büyük açlık dönemi olarak ifade ettiği dönemde kımılların istilasına uğradıklarını, arpa ve buğdayların böcekler tarafından tüketilmesinden kaynaklı büyük bir kıtlığın yaşandığını hatırlatıyor.
'Ağabeylerim savaştan dönmedi'
Savaşın yaşandığı yılları hatırlamaya çalışan Şan'ın gözleri doluyor, sözcükler boğazına düğümleniyor. Uzun bir süre konuşmuyor. Savaşa ailesinden 8 kişinin gittiğini ve bunlardan ikisinin ağabeyleri olduğunu belirten Şan, bu 8 kişiden bir daha haber alamadıklarını söylüyor. Şan, ailesinin içinde en çok sevdiği abisi Şeyhmuz'un da savaşa gidip, geri dönmediğini anlatıyor. Bütün erkeklerin zorla savaşa alındığını dile getiren Şan, kayınpederinin de askere alındığını, ancak onun askerlikten kaçarak hayatını kurtardığını belirtiyor.
'Ermeniler kayalıklarda öldürülüyordu'
1915'te Ermeni soykırımına da tanıklık eden Hüzna Şan, o dönemi çok iyi hatırlıyor. O dönemde yaşanan toplu göçe tanıklık ettiğini belirten Şan, Ermenilerin göçü sırasında birçok silahlı çetenin ortaya çıktığını vurguluyor. Bu atlı ve silahlı çetelerin Ermenilerin yollarını kesip zorla mallarına el koyduğunu dile getiren Şan, yaşananları şöyle anlatıyor: "O günlerde birçok çete ortaya çıktı. Bunlar bazen grup grup geçen askerlerin de içinde yer alırlardı. Çünkü o dönem çok sayıda asker dolaşırdı. Bunların yanında ellerinde silahlı atlı çeteler de vardı. Ermenileri bizim köye de getirdiler. Askerler bazen bunları köyün ağasına ya da çetelere teslim ederdi. Onlar da köyün yukarısındaki kayalıklara götürüp öldürürdü. Bizim köyün yukarısında yüksek bir kayalık vardı; Ermenileri orada öldürdükleri için biz oraya 'Kortika Filehan' (Hıristiyan Çukuru) diyorduk. Bu saklı bir şey değil ki! Benim gibi yaşı geçen herkes hatırlar."
'Kürtler hep birbirlerini arkadan vurdu'
Şêx Saîd İsyanı'nın yaşandığı yıllarda bütün köylüleri heyecan sardığını dile getiren Şan, o dönemde aklında kalan şeyin; Kürtlerin birbirine ihaneti olduğunu söylüyor. Şan, Şêx Saîd isyanına katılmak için birçok köylünün silahlandığını anlatarak, "Kürtler her zaman birbirlerini arkadan vurdu. Bizim oralarda insanlar silahlarını alarak, Şêx Saîd isyanına destek vermek istedi. Bundan haberi olan ağalar devletle anlaştı. Birçok köylümüz de hazırlanmıştı. Bizim eve toplandılar. Konuştular, isyana destek vermek istediklerini söylediler. Birçok ağa bu insanları 'isyana katılacağız' diye Diyarbakır'a götürdü. Oraya gidenler, isyana değil, Şêx Saîd'in adamlarına saldırmaya gittiklerini fark edince geri döndüler. Mêrdîn'de o dönemde pek bir şey olduğunu söyleyemem. Diyarbakır'dan dönen köylüler bizim eve geldiler. Hepsi çok kızgın ve üzgündü. Oyuna geldiklerini, kandırıldıklarını durmadan anlatıyorlardı."
Hüzna Şan, ömrünün çatışmalara şahitlik yapmakla geçtiğini belirterek, Kürtlerin halen savaşlardan kurtulamadığına üzüldüğünü de dile getiriyor.
'Kürtler birlik olacak'
Son olarak 1990'lı yıllarda zorunlu göçü yaşayan Hüzna Şan,1993'te köylerinin yakılmasıyla birlikte çocuklarıyla İzmir'e göç etti. Koruculuğu kabul etmedikleri için göçün kaçınılmaz olduğunu belirten Şan, "Allah böyle bir zulmü kabul etmesin. Bizim hayvanlarımız, tarlalarımız vardı. Geçimimiz iyiydi. Ama şimdi görüyorsunuz halimizi" dedi. Kürtlerin çok zulüm gördüğünü söyleyen Şan, Kürtlerin onursuz yaşayamayacağını, eninde sonunda hepsinin birlik olacağına inandığını dile getiriyor. Şan, PKK'nin ortaya çıkmasıyla birlikte, yine eski zamanlarda olduğu gibi Kürtlerin birbirini öldürmeye başladığını, ancak bu sefer çoğu Kürt'ün onurlu bir duruş sergilediğinin altını çizerek, ölmeden köyünü görmek istediğini ifade ediyor.
İSHAK DURSUN - DİHA/İZMİR