“Ah bir dağda bırakıp bir
dağda bulacağım
Leyla menekşesi
Olursa bir yağlı kurşundan
bir de senin elinden olur ölümüm”
Mazıdağı’n, Karacadağ’ın ya da başka dağların çocukları. Ne kaldı sizden geriye ayrılıktan ve acıdan başka. Her duruşunuzda hatta gülüşünüzde aykırı anlamlar arayıp durdular… Ya köşe başlarında vuruldunuz, ya kollarınız kırıldı… Avuçlarınızda taş izini gördüler de gözlerinizdeki yaşları görmediler hiç. Hep yalnış rüzgarlar esti dallarınızda. Kapkaraydı talihiniz. Yürüdüğünüz yollarda adımlarınıza dolandı dikenli çalılar. Suna boylu dağlar duydu da feryatlarınızı muktedirler duymadı…
Üşüyorum şimdi. Kalbim ayazda kalmış. Hangi dağda ya da ovada çocuklar ölmüş yine…” içimden bulutlar geçiyor gözlerim yağmur” şimdi.
Biliriz yoksulluk kötüdür, açlık ise ondan da kötü, ama hiçbir şey boyun eğmekten daha kötü değildir. Ey Türkiye’nin sahipleri bırakın beni, ben olduğum gibi kalayım demediniz. İnsana insanca yaşamak yakışırken; çocukları düşünmeden, kiminiz teker, teker Mankurt’laştınız. Önce, silahın gücüyle başkasının mülküne kondunuz. Sonra da birbirinizi kırdınız.
Balık çiftliği mi, petrol mü, silah mı neydi paylaşamadığınız? Ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik çürümeye, yozlaşmaya sürüklendiğinizin farkında değil miydiniz?
EY! Ülkenin muktedirleri ve onların işbirlikçileri; yaptıklarınızdan sonra ne kaldı geriye, kan, gözyaşı ve acıdan, bir de iflas eden ipe sapa gelmez düşlerden başka. ”Niyet etmelisiniz artık, niyet etmek olanların farkına varmak uyanışı başlatır. Farkına vardığını yaşayarak, yaşama cesareti gösterme, coşkulu bir yaşam yaratmak”, herkes için barış ve huzur demektir.
Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta güneşin batışını ve de doğuşunu birlikte görmek için, / Her sabah leyla menekşelerini toplamak, yeni şeyler yaratmak, üretmek için, / acılar çekilse de cehenneme dönse de ruhunuz mutlaka bir şeyler değişmeli artık…
Değilse birbirimizin elinden olacak ölümümüz hep.
Olursa ölümüm, senin elinden olacak!