"Korku da ölüm de acı da / İnsanı yeni bir doğuma hazırlayan, sancıdır / Ama unutma ki sevgilim sakın / Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır." Küçük İskender                                                        


Ağrılı günlerden geçiyoruz yine, kara sancılı şafaksız gecelerden... İrin ve kan bulaşıyor tüm gelecek düşlerimize. Tüm çiçekler barut kokuyor. Ve analar ölü çocuklar doğuruyor biteviye. Kefenler dokuyoruz çocuklarımıza, ölüsünü alacağımız meçhul. Ölü çocuklarımız yeniden öldürülüyor arsız diktatörlerin salyalı iktidar oyunlarına kurban edilmek için. Onurlu bir yaşam için ölümü öldürenlerin ölüsünü öldürüyorlar onurlarını öldürmek için. Ölüyü öldürenlerin vahşetinden geçiyor insanlık. Ölüden intikam alan bir uygarlık... Susmuş insanlık. Sağırlık... Yaşamak ağırlık... 

Denizlerin, ölü göçmen çocuklarını kapitalizmin kirli korunaklı karalarına kusmasını izliyor televizyonun soğuk camının ardından bir adam. Bir kadın yan odada, ölen bir kediyi gösteren bir çizgi filmi çocuğuna izlettiği için kocasını azarlıyor. Adamın gözleri nemli, denizlerin kirli karaya kustuğu cesetlerin içinde kendi çocuğunun olmadığına şükrederek, yahut pazar yerinde patlayan bombaların kendi çocuğunun kolunu ya da bacağını koparmadığına şükrederek gülümsüyor karısının bir çizgi filimdek ölü bir kediyle ilgili yaşadığı kaygıya. Yirmi üç kadın iki çarpı yirmi üç derece sıcağın altında bir sınır boyunda bir konteynırın içinde bekletilen çocuklarının ölüsüne sarılmayı bekliyor üç gündür, belki yirmi üç gündür. De ki bin üç gündür. Bir ananının oğlunun ölüsüne sarılma hakkı elde edebilmesi için kaç günlük bekleme yükü gereklidir. "Her ölü masumdur, yaşamın sıcağı çekilmişse bedeninden." Tüm ilkel kavimlerin yasaları bunu derken, şimdi hangi konağındayız ki uygarlığın ölüleri yeniden öldürürken.

Çocuktum, aylardır biriktirdiğim parayla aldığım kaymaklı bisküvi nasıl da ağzımda ölü etine dönmüştü sokak ortasında arabanın altında kalıp ölen sokak kedisini gördüğümde. Büyüdüm, büyüdük, şimdi nasıl da kocaman yutuyoruz lokmaları, pazar yerinde patlayan bombanın kopardığı çocuğun kafasındaki şaşkın gözlere bakarken. Ne yana dönsek ölü eti ve kan.

Ama aht olsun ki gözleri şaşkın ölen çocuk, ya bir gül bahçesine çevireceğiz bedeninin düştüğü toprağı, ya kocaman sonsuz bir cehennnemde yanacağız büyümenin bütün kirli günahlarına bedel.