Yüzlerce kadının büyük bir direniş temelinde fedaice pratikleşmesini, kendini tanımasını, özgürlük haykırışlarını ve asla teslim olmayacağına dair kararlılığını Özgürlük hareketi ile tüm dünyaya haykırmıştır.
Özgürlük Hareketi’nin saflarındaki kadın tarzının, katılım biçiminin, iddia düzeyinin, kararlılığının, bağlılığının somutlaşması ve sembolü olarak Beritan şahsında “savaşarak güzelleşen, güzelleşerek özgürleşen ve özgürleşerek sevilen” kadın gerçeği ve onun yaşam ilişkisine varabilmiştir...
Kadın açısından binyılların çirkinleştiren köleliğini yıkarak güzelleşmenin, özgürleşmenin başka bir yolunun olmadığı ve gerçekten ancak Beritan gibi dik durarak, Zilan gibi yanarak, Gurebet gibi özgürleşerek, Meryem gibi köleliğe başkaldırarak, Zekiye ve Rehşan gibi “Êdî Bes e” diyerek, kendini var etmesinin mümkün olabileceği anlaşılmıştır.
Tarih 9 Ekim… Bu gün, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ve Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi, Kürtleri küresel sisteme bağımlı hale getirmeyi amaçlayan uluslararası komplo, İngiltere, ABD, İsrail ve Türkiye’de eşgüdümlü olarak planlanmıştı...
Planın birinci ayağında hedefe Suriye konulmuştu. ABD, İngiltere ve İsrail’den, Suriye’ye “Öcalan’ı ülkeden çıkarmazsan hedef olursun” mesajları gitmişti…
Böylece Suriye, uluslararası yönelime “teslim olmak” zorunda bırakılmıştı… Bunun üzerine Öcalan, 9 Ekim günü Suriye’den ayrıldıktan sonra Avrupa yolculuğuna çıkmıştı…
 
15 Şubat Komplosu …

 Kara bir hayalet çökmüştü Kürt halkının üzerine…
14 Şubat sabahı Kenya güvenlik güçleri, Yunanistan Büyükelçilik binasını kuşatmış ve 15 Şubat günü büyükelçilik binasına girerek, zor kullanacaklarını açıklamıştı…
Çevresindeki komplo çemberinin giderek daraldığını gören Kürt Halk Önderi, havaalanına gitmeyi kabul etmişti… Öcalan ve beraberindekiler konuttan üç araçla çıkmış ve havaalanına doğru yol almıştı. Biraz sonra, piste bekleyen meçhul bir uçağın kapısında bekleyen özel vurucu timler, Öcalan’ı alıp Türkiye kaçırılacak ve Kürtler için tam bir felaket olan o kara gün başlamış olacaktı…
Evet, NATO’yu, ABD’yi, İsrail’i, İngiltere’yi, Türkiye’yi, Almanya’yı, Rusya’yı teyakkuz haline geçirten uluslararası komplo sonunda amacına ulaşmıştı… Kürt Halk Önderi, insanlık dışı bir uygulamayla dünyanın gözü önünde Türkiye’ye kaçırılmıştı…

Barışa yeni manifesto...

Başkan Apo kaçırılarak Türkiye verilmişti. Ama hala umudunu yitirmemişti. “Her savaşın bir barışı vardır” diyordu her görüşmenin ardından. “Büyük savaşların büyük barışı da olur” diyen Başkan Apo, sonunda bu büyük barışa gidecek olan yolunu yeni bir manifestoyla döşemişti.
Yeni manifestoya göre karşılıklı silahlar susacak, gerilla güçleri geri çekilecek, iki gerilla grubu barış elçileri olarak Türkiye gelecek, Türk devleti de bu grubun barış çalışmasına olanak verecekti. Kürt ve Türkiye halkları eşit haklara sahip olarak barış içinde bir arada yaşayacaktı…
Ancak Türk devleti bu manifestoya bir katkı sunmadığı gibi, sürecin boşa çıkartılması için ne gerekiyorsa onu yapmıştı. Böylece barış bir kez daha boşa çıkmış, halklar bir kez daha kışkırtılmış, Türk ordusu bir kez daha Kürt halkına karşı suç işlemeye, gerillaya karşı operasyon geliştirmeye, köyleri yakmaya, kasabaları, dağ ve ormanları bombalamaya devam etmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan kadınları da, çocukları da, kim olursa olsun Türk askerlerine, Türk polisine, Türk ulusuna karşı çıkanları vurun” demişti…
Ve Türk ordusu, Türk polisi, Türk silahlı kuvvetleri o günden önce de, o günden sonra da Kürtleri vurmaya, Kürt çocuklarını kurşunlamaya, Kürt kadınlarına işkence yapmaya devam etmişti…
Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan ve iktidarı, genelkurmay ve devlet efradı Kürt halkının savunma gücünü unutmuştu sanki. Bu gücün kendini, kendi halkını, Kürt çocuklarını, Kürt kadınlarını koruyacağını düşünmemişti…
Ve işte Gabar’dan Oramar’a, Zap’tan Bezelê’ye, oradan da Kürdistan’ın dört bir yanına yayılan çatışmalar başlamıştı. Bunun içindir ki Gabar’da, Zap’ta, Oramar’da onlarca asker hayatını kayıp etmiş, bunun içindir ki hala analar gözyaşı dökmeye devam ediyor…
Barış felsefesinin yolcuları Kandil ve Maxmur’dan uzun bir yürüyüşün ardından Amed’te milyonlarla kucaklaması da kanlı sürecin önünü alamamıştı. Çünkü Cellatlar hala can almaya, kan dökmeye devam ediyorlar.
Bundan 34 yıl önce PKK’yi vareden Başkan Apo, bugün hala İmralı Kapalı Cezaevi’nde katı tecrit altında tutuluyor… İmralı sistemi gerçekten de tarih boyunca insanlığın alnındaki en karanlık lekelerden biri oluyor… Kürt halkı ise İmralı sistemine karşı artık “Êdî Bes e” diyerek, “Öcalan’a Özgürlük” şiarıyla başlatmış olduğu özgürlük hamlesine hergün biraz daha büyüterek sonuç alma kararlılığını gösteriyor.…
Elbette Başkan Apo’nun özgürlüğü Kürdistan’ın, Kürt halkının özgürlüğüdür. Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Kürdistan’a demokrasi ve barışın getirilmesidir. Kürt halkı ile Türkiyeli halkların iç içe, yan yana kardeşçe ve özgürce yaşamasıdır…
“Hiçbir şey bağımsızlık ve özgürlükten daha değerli değildir” şairiyle yola çıkan Kürt halkı, bu şiarın gerçekleşmesi için hala maratonun kulvarında koşmaya devem etmektedir... BİTTİ

FUAT KAV