Rıza Altun ile söyleşi  - 3

TİJDA YAÐMUR/BEHDİNAN


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza, bütün farklılıklara rağmen Kürt güçlerinin ortak hareket etmenin zorunluğuyla karşı karşıya olduğunu belirterek, ‘’Kürtler tarihte çok ender yaşanan bir durumu yaşıyorlar. İlk kez kazanma şansını yakalamış durumdalar. Eğer Kürt birliğini oluşturur, parçaya dayalı siyasetten vaz geçerlerse Kürtler kazanır’’ dedi.

‘’Kürdistan bir bütündür; bütünselliği esas alarak yaklaşmak gerekiyor. Özellikle bu dönemde parçaya dayalı siyaset çok tehlikelidir’’ diyen Altun, çözümü Kürt birliğinde, Kürt vatanında, Kürt birleşik ulusunda ortaya çıkacağını ifade etti. 

Rıza Altun ile söyleşimizin son bölümünde Güney Kürdistan’daki referandum tartışmasını ve Kürt birliğini konuştuk.


Güney Kürdistan’da bir yandan ciddi bir siyasi-ekonomik kriz var, diğer yandan referandum gündemi var. Sizce referandum bu krizin bir sonucu olarak mı gündeme geldi, yoksa krizden çıkışın bir yöntemi olarak mı görülüyor? Yakın gelecekte Güney Kürdistan’da olası gelişmeler nasıl olur?

Güney Kürdistan’daki referandum ve kriz aslında hiç birbiriyle örtüşmüyor. Kriz referandumu ortaya çıkardı ya da referandum krizi çözecek; böyle bir ikilem mevcut durumu izah etmiyor. Bu, Güney Kürdistan gerçeğine uymuyor. Kriz, daha çok Güney Kürdistan’ı elde tutan güçlerin politikalarıyla ilgilidir. Aslında kriz tamamen bir yönetim zafiyetinin, beceriksizliğin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Aksine Güney Kürdistan’da hiç kriz olmayabilirdi. Ortadoğu krizi ortaya çıktığında, Güney Kürdistan aslında  en güvenilir, en refah alanıydı. Hem uluslararası güçlerin koruması altında, hem de dört parça Kürtlerin sahiplenmesi altında olan bir bölgeydi. Eğer Kürtlerin lehine doğru bir siyaset izlenseydi,  hem Kürtlerin kendi arasında muazzam bir birliği ortaya çıkarırdı, hem de federe devlet de gerçekten kurulmuş olurdu. Irak federe devleti içerisinde kendisini mükemmel bir yapı haline getirebilirdi. Ama bu yapılamadı. Bu yapılamadığı ve yanlış politikalar izlendiği için Kürtler arasında birlik çıkmadı; parçalanma çıktı.

Şimdi bölgesel ve uluslararası siyaset yanlış yürütüldüğü için siyasi kriz oluştu. Bölge kaosuyla da birleştiğinde hiç kimsenin altından kalkamayacağı sonuçlar ortaya çıkardı. Öte yandan toplumsal bir örgütleme modeli yok, ekonomik bir model de ortaya konulmadı. Daha çok üstten ve siyasal hegemonyaya dayalı bir model var. Böyle olunca egemenliğe, baskıya, sömürüye ve talana dayalı bir politika ortaya çıktı. Gücü halktan almaktan ziyade, daha çok bölge güçlerine sırtını dayayarak birbirine kendini ispatlama durumuna girince, kriz çözümsüz bir noktaya geldi. Ne federe devlet olabildi, ne istikrarlı bir toplum olunabildi, ne ekonomik bir güç olunabildi, ne de askeri ve siyasi bir güç olunabildi.


Peki bu kriz nasıl çözülür?

Kriz, mevcut sorunları doğru ele almakla çözülür. Krizin olduğu bir yerde, referandumun gündeme getirilmesi tartışmalıktır. Referandum nasıl ve ne için yapılıyor? Diyelim ki, halkın bağımsızlık taleplerini ortaya çıkartmak için, vesaire. Halkın bağımsızlık talepleri ortaya çıktığında, bağımsızlık bir siyaset haline getiriliyor. Fakat hareketlerin yaklaşımı ve Irak’taki durum buna müsait değil. Birincisi, federal devlet yapısı içerisinde federal bir yapı oluşmamış. Irak anayasası üzerinden müzakereler yapıp, sorunların çözümü konusunda herhangi bir noktaya gelinmemiştir. 

İkincisi, Kürt federe devletini oluşturan siyasi güçler, aralarındaki sorunları aşarak bir federal devlet haline gelmenin siyasal birliğine de ulaşmadılar. Bağdat’la anlaşmazlıklar, Irak’taki Kürt siyasi hareketlerin birbirileriyle anlaşmazlığı; meclislerini çalıştırmamaları durumu nerdeyse meclisi fesh etme noktasına getirmiştir. 

Öte yandan ekonomik iflas yaşanıyor; halkın alım gücü düşmüş, büyük bir bağımlılık ilişkisi içerisindedir. Peşmerge’nin maaşını bile verecek durumda değiller. Şimdi bu kadar parçalanmışlığın olduğu yerde halkın bağımsızlık iradesini nasıl, neyle ölçeceğiz? Bu kaos içerisinde sorunları çözerek, belli bir istikrar ve refah geliştirerek, referanduma gitmek ayrı bir şeydir; ancak kaos ortamında bir irade ortaya çıkarmak ise ayrı bir şeydir.

Referandumun gerçekten neden yapıldığı konusu oldukça dikkat çekici ve şaibelidir. Referandum bir iradenin ortaya çıkarılmasının demokratik bir yoludur. Ama böyle bir iradenin ortaya çıkarılmasının demokratik yolu uygulandığında, istikrarlı bir toplum, istikrarlı bir ortam, işleyen mekanizmalar gerekiyor. Ancak bunun üzerinde halkın siyasi iradesi ortaya çıkabilir. Şimdi Güney’deki mevcut siyasi, ekonomik toplumsal kriz referandum yapılması için çok da elverişli değil. Bu kumar oynamak gibi bir şeydir. Yani tepkilenmiş, bütün bu güçlerin adeta bağımsızlık talebinden vazgeçmelerini zorlamanın bir yaklaşımı olarak da yorumlanabilir. Halkın tepkisinin nereye gideceği, nereye savurulacağı belli değil. Bu çok ilginç ve çok tehlikeli bir siyasettir. Referandum bu ihtiyaçtan ortaya çıkmamıştır. İkincisi, referandumun ortaya çıkaracağı sonuçlar da gerçekten mevcut krizi ne kadar ortadan kaldırabilir? Diyelim ki, halkın iradesi ortaya çıktı ve bağımsızlık talep ediyor. Bu durum, halkın ortaya koymuş olduğu iradeyi alıp bağımsız bir devlete götürmek anlamına gelir, buna mahkûm olmak anlamına gelir. O zaman bu adım atıldığında, şimdiye kadar yürüttüğü politika ve alttaki kaosa rağmen, nasıl kuracaksın devleti? Federal devlet bile kuramayan, federal anlamda bile kendisini bağımsızlaştırma becerisini göstermeyen bir siyasetin halkın ortaya çıkarmış olduğu bağımsızlık iradesini bağımsız bir devlete götürmenin hiçbir koşulu yok. Başta referandum yapacağını söyleyen hareketlerin kendileri buna müsait değiller. Bunu yapmaz pozisyondadırlar. O zaman referandum krizin çözümü de değildir. Bunu farklı açılardan da tartışabiliriz. Referandum, çok sorunlu bir durumdur. Neden böyle bir zaman ve koşullarda referandumun gündemleştirildiği ciddi bir tartışma konusudur. 


O zaman neden referanduma başvuruluyor?

* Birincisi, yaşanan kaotik durumlar, bunalımlar, krizler ve siyasi parçalanmışlıklar referandum için çok elverişli değil. 

* İkincisi, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtlerin çok farklı yaklaşım ve eğilimlerin kendi içerisinde referandumu tartışarak, bu konuda birlik oluşturmanın herhangi bir çalışması yapılmadı. Bütün Kürtlerin desteğini almadan referanduma gitmek sorunlu bir yaklaşımdır. 

* Üçüncüsü, uluslararası ve bölgesel duruma baktığımız zaman, herkese rağmen referandumda ısrar etmek, acaba neyin politikasıdır? 

En çok güvenilen Amerika’dır, o kabul etmiyor. Bölge devletleri kesinlikle kabul etmiyorlar; İsrail dışında kabul eden kimse yok. Avrupa Birliği de, Rusya da bunu kabul etmiyor. Bütün bölge güçlerinin kabul etmediği bir referandum sürecine neden girildi? Ya çok büyük bir özgüce sahipsin ve bütün dünya güçlerine rağmen kendi iradeni ortaya koymaya hazırsın, ya da bütün bunlara rağmen referanduma gidiyorum demek, ciddi bir sorundur ve ciddi bir kafa karışıklığına yol açar. 

Referandumun ortaya çıkaracağı sonuçlar da bu anlamıyla önemlidir. Bağımsızlık iradesi ortaya çıkmazsa bunun hesabını kim verecek? Mevcut iktidar partisi için söylüyorum; bunun hesabını kim verecek? Bunun sonuçlarına nasıl katlanacak? Bunun ne anlama geldiğinin konusunda bir fikri var mı? Eğer böyle bir sonuç ortaya çıkarsa, hepsinin istifa etmesi gerekir. Siyaseti bırakmaları gerekiyor. Bağımsızlık iradesi ortaya çıktıktan sonra, bunu bağımsız devlete dönüştürmenin yükümlülüğü altına girersin. Halkın iradesi bağımsızlığı talep etikten sonra, yok ben devleti sonra kurarım diyemesin. O zaman mevcut uluslararası ve bölgesel güçlerin tümü de bu konuda tavır aldığına göre, bu devletin kabul edilemeyeceğini bile bile, halkın böyle bir iradesini ortaya çıkarmanın hangi siyasette yeri vardır? Hangi stratejik siyasi bir yaklaşım olabilir? Bu konuda da sorun var. O zaman gerçekten sormak gerekiyor: Bu referandum neyin nesidir? Ve bu referandumun sonuçları nereye gidiyor? O zaman bunda ısrar ederse, hiç kimsenin tanımadığı bir sonuç ortaya çıkar, hiçbir gücün ilişki kuramayacağı bir sonuç ortaya çıkar. Zaten şu anda uluslararası ve bölge güçleri tarafından beslenen bir Güney Kürdistan iflas noktasına gelir. Bütün bunları hesaplamadan atılmış bir adımdır. 


Ortadoğu kaosunda, en fazla beraber hareket etmesi gereken Kürt güçlerinin farklı gündemlerle bir birbirlerinden ayrı hareket etmelerinin nedeni nedir? Sizce Kürtlerin öncelikli gündemi ve hedefi ne olmalıdır?

Eskiden beri Kürtler arasında farklı ideolojik, politik çizgiler var. Şimdi bu çizgilerin hepsinin kendi çizgilerine uygun gündemleri vardır. Bunu ret etmemek gerekiyor, ancak mevcut koşullar bütün farklılıklara rağmen bizi birlikte hareket etmenin zorunluğuyla karşı karşıya getiriyor. Onun için gündemleri mümkün olduğu kadar birleştirebilmektir; ya da ortak hareket etme noktasına gelmektir. Şimdi bu zorunlu bir duruma geldi. Kürtler tarihte çok ender yaşanan bir durumu yaşıyorlar. Tarih boyunca belki Kürtler böyle bir fırsatı kolay kolay yakalayamadılar. Ortadoğu krizinin ortaya çıkardığı sonuçlar ve Kürtlerin geliştirdiği mücadele ve direniş büyük bir imkan ortaya çıkardı. Kürtler, dünyanın gündemine girdiler; Kürt sorunu uluslararası bir gündeme dönüştü. Bu önemli bir kazanımdır.

Güney Kürdistanda’ki federasyon, Kuzey Suriye federasyonu Rojava’daki durum ve Kuzey Kürdistan’daki ile Rojhilat’taki mücadele, Kürt gerçeğini dünyanın önüne koymuştur. Burada Kürtlerin kazanma ihtimali çok yüksektir. Fakat uluslararası ve bölgesel güçler, hala Kürt statüsünü dillendirmekten çekiniyorlar; Kürtleri bir yere pazarlama ihtimalini ajandalarında tutuyorlar. O zaman Kürtlerin büyük kazanma şansının olduğu yerde, büyük kaybetme riskiyle de karşı karşıyadır. Şimdi böyle olduğu zaman çok değişik gündemlerle, değişik ajandalarla yürümekten ziyade, mümkün olduğu kadar Kürtleri bir bütün olarak temsil edebilecek bir mekanizma kurmak, temel bir Kürt siyasetini oluşturarak ve bu birlik içerisinde herkesin demokratik olarak kendisini ifade edebileceği ve örgütleyebildiği bir ortam içerisinde bir Kürt birliğini esas almak gerekiyor. Fakat yapılmayan da budur. 

Bizim geliştirdiğimiz; KNK’nin başlattığı ve KCK’nin de desteklediği Ulusal Kongre’nin yeniden gündemleştirilmesi böyle bir değerlendirmenin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yani hem büyük kazanmanın hem de büyük kaybetmenin riski olduğu yerde, farklı gündemlerle hareket etmekten çok öncelikle Kürt birliğini oluşturmak ve ortak gündemler yaratmak için bunu gündemleştirdik. Ancak buna fazla gelinmiyor. Herkes daha çok kendi gücüne dayalı ve ilişkide olduğu bir takım güçlerle sınırlı bir siyaset iklimi içerisinde gündemini oluşturuyor. 

Mesela, Doğu Kürdistan’da büyük bir sessizlik var; bu sessizlik daha çok oradaki hareketlerin zaman zaman çıkışlar yapar gibi görünüp de hiçbir şey yapamama halleridir. Ama bir beklenti de var. Ortadoğu krizi acaba bize de bir imkan ortaya çıkarır mı gibi bir beklentiyle hareket ediyor. Siyasetini buna göre şekillendiriyor. Burada Kürt birliği ve Kürt gücüne dayalı bir siyaset yapmaktan çok bir bölgedeki gelişme ya da uluslararası bir gelişme ile kendisine yol açılabileceği hesaplar üzerinde siyaset yaparak kendisini konumlandırmaya çalışıyor. Bu da bölge ve dünya güçlerinin siyasetinin yedeğine düşmek anlamına geliyor. Bu siyaset tarzı Kürtlere hiçbir şey kazandırmıyor. 

Öbür tarafta, Güney Kürdistan’a baktığımız zaman, ortaya çıkmış olan genel kazanımları birleştirip bunları doğru temsil etmenin siyasetini yapmaktan çok kendi kaosu ve krizli durumuna bakmadan siyasi hamleler yapma adı altında hiç de döneme uymayan çıkışlar ile kendisini ifade etmeye çalışıyor. Bunlar birliğe doğru akan siyasetler değil. Biri, kendini dış güçlerle ifade eden bir siyasetin beklentisi içerisinde. Diğeri ise sadece ajitasyon-propaganda değeri olan siyasi yaklaşımlarla önünü açmak istiyor. Parça merkezli, ben merkezli hareket ediliyor. Böyle bir durum tehlikelidir. Parçaya dayalı, sadece kendi siyasi gücüne dayalı bir hareketin istediği gibi hareket etmesi, bu dönemde çok tehlikelidir. Bağımsız gündemler adı altında sürekli parçalanmayı, bölünmeyi esas alan, herkesin üzerinde siyaset yapıp da adeta kendi uzantısı haline getirdiği bir bölge ve uluslararası siyasetin ağına düşmek tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu gündemin aşılması lazım.

Eğer Kürtler tarih boyunca birlikler kurabilselerdi, birlikte hareket etmenin demokratik ortamlarını yaratabilselerdi; birlikte hareket etmenin herkesin kendi örgütsel ve ideolojik politik bağımsızlığını korumanın bir yolunu, yöntemini bulsalardı, bu hale gelmezlerdi. Hala da bunda ısrar ediliyor. Hem Doğu Kürdistan’da, hem Güney’de, hem Rojava’da, hem de Kuzey’de birçok kesim hala bunda ısrar etmektedir; ısrar ettikleri herkes bir yerden besleniyor. Ama bir yerden beslenirken, o yerin siyasetini yaptıklarının farkında değiller.  

Biz bunun aşılması gerektiğine inanıyoruz. Onun için, parçayı veya kendisini esas alan bir yaklaşım yerine, Kürtlerin ana vatan ve birlik sorunundan yaklaşmak gerekiyor. Kürdistan bir bütündür; bütünselliği esas alarak yaklaşmak gerekiyor. İkincisi, Kürdistan parçalanmıştır; bütünü kurmadan, bütünün birliğini oluşturmadan, parçaları güvenceye alamayız. Bütünü ret ederek, parçalar üzerinde iktidar olmak isteyen anlayışlar daha çok Sykes-Picot anlaşmasını devam ettirmek isteyenlerdir. Hem Sykes-Picot’e karşı çıkacaksın hem de Sykes-Pickot’un parçalanmışlığını meşru sayıp onun üzerinde siyaset yaparak oradan çözüm üreteceksin. Önce çözümü genel anlamda Kürt birliğinde, Kürt vatanında, Kürt birleşik ulusunda  üreteceksin ki parçalar böyle bir şemsiyenin altında özgür çözümler üretebilsinler. Yoksa çözüm üretemezler. Onun için parçalı gündemler çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarır, her parçada büyük kayıplara yol açabilir. 


Peki ne yapılmalı?

En azından asgari ölçülerde Kürtlerin birliğini sağlayıp, mevcut kazanımları güvenceye almaktır. Güvenceye alınmış kazanımların vermiş olduğu güçle Kürdistan’ın dört parçasına dayalı; hem Kürdistan’ın birliğini, bütünlüğünü savunmak, hem de her parçanın özerkliğini ve statüsünü ortaya çıkarmak gibi bir güvenceye kavuşturabilmek. Bunun da en doğru yolu, bu dönemde, Kürtlerin birliğinden geçer. Kürtlerin özgürlüğünü, demokratik çözümü esas alan bir siyaset temelinde bir Kürt birliği kurulmalıdır. Kürtler bu  birliğinin oluşturacağı siyaset belgeleriyle, ortak hareket noktalarıyla kesinlikle en büyük kazanımları elde edebilirler. 


Bazı çevreler, Türk devletinin Güney Kürdistan’daki referandumu desteklediklerini söylüyor. Bu çevreler, neden böyle bir söylem kullanma gereği duyuyorlar? Sizce bu mümkün mü?

Güney’de KDP sürekli yalana başvuruyor; her şeyin çok ayan bayan olmasına rağmen, işte Amerika referandumu destekliyor, Türkiye referandumu destekliyor gibi şeyler söylüyorlar. Niye bunu söylüyorlar, tam bilemiyorum. Ama resmi olarak Amerika da açıkladı. Referandumun zamanlaması itibarıyle iyi olmadığını söylediler; hatta görüştüler de. Hem oraya görüşmeye gittiğinde hem de kendileri gelip görüştüğünde referandumun ertelenmesini istediler. Avrupa güçleri de bunu söylediler. Heyet olarak, Barzani Avrupa’ya gittiğinde de çok itibar görmedi. Ama nedense kendi basınları sürekli, Amerika’nın, Avrupa’nın, hatta Türkiye’nin de referandumu desteklediğini işliyorlar. Türk Cumhurbaşkanı açıklama yaptı, bedelini öderler dedi. Bu söz, öyle basite alınacak bir söz değil. Erteleme değil, karşı olduklarını söylediler. Şimdi burada ilginç bir şey var. Öksüz olan psikolojisi var. Adeta birileri bizi destekliyor, birileri kendilerini destekliyor psikolojisini yaratarak, herhalde yalnızlıktan kurtulmanın psikolojisi gibi işleniyor bu.

Madem Türkiye referandumu destekliyorsa, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununa neden yaklaşmıyor? Yani birileri ısrarla Türkiye’yi bir Kürt düşmanı olarak göstermek istemiyor. Türkleri bir Kürt dostu olarak göstermeye çalışıyor. Bu doğru değil. Türkiye’deki siyasi rejim, Erdoğan hükümeti bir Kürt düşmanıdır. Sadece Kuzey’deki Kürtlere düşmanlık yapmıyor, Rojava’daki Kürtlere de düşmanlık yapıyor, Güney’deki Kürtlere de düşmanlık yapıyor, Rojhilat’daki Kürtlere de düşmanlık yapıyor. Hiçbir yerde bir Kürt statüsünü kabul etmeyeceğini bar bar bağırıyor. Şimdi biz burada kalkıp da, eğer Türkiye referandumu destekliyor dersek o zaman biz o referandumdan şüpheleniriz. O referandumdan şüphelenmek gerekiyor. Bir Kürt düşmanı, Kürt katilleri böyle bir Referandumu destekliyorsa, o zaman bu referandumdan Kürtlere bir hayır gelmez demek lazım. Ben onun için de şöyle bir şey demek istemiyorum, KDP Kürtlere zarar vermek için Türkiye ’ile ilişki yapıp, Kürt katliamına kapıyı açık tutmak için bunu yapıyor demiyorum. Ama Türkiye’nin bu şekliyle aklanmasının da kabul edilecek bir şeyin olmadığını söylemek istiyorum. Onun için de Türkiye’nin hiçbir koşulda Kürtlerin yararına olabilecek bir şeyin destekleyeceğini de düşünmüyorum. Şimdi güncel siyasetin çıkarları temelinde de Türkiye’nin bunu kabul etmesini bekleyemeyiz. Mesela sadece şöyle düşünsek bile, işte Güneydeki güçlerle yani KDP başta olmak için Güneydeki güçlerle PKK’ye karşı daha blok bir şeklinde mücadele vermek için bunu destekliyor gibi bir görüntü biçiminde ele almakta doğru olmaz. Çünkü neticede Kürtlüğün bağımsızlığını kabul etmek çok ileri bir durumdur, stratejik bir durumdur. Kürtlerin bağımsızlığını kabul etmek demek; o zaman Kuzey’de de Kürt meselesini devlet düzeyinde çözümünü kabul etmek  demektir. Türkiye’nin bunu kabul etmesi mümkün değildi. Buna geleceğini ben düşünmüyorum; siyaseten de taktik olarak da Türkiye’nin böyle bir noktasına gelmesi mümkün değil ve şu aşamada hiç mümkün değil. Şu aşamada AKP hükümetinin tek bir politikası vardır; Ortadoğu’da Kürtlere en ufak bir hak verilmemesi, Kürtlerin en ufak bir statüye kavuşmaması ve hatta gerekirse bu imkânların ortaya çıktığı yerde riskleri göze alıp buraya müdahale ederek bunları tasfiye etmesi şeklinde bir Politikası var. Bunun dışında hiçbir şey kabul edemez. Onun  için de, Türkler bu referandumu kabul etti gibi bir biçiminde yaklaşmak bence çok kötü bir propagandadır. BİTTİ